Medya Günlüğü
26 Mar 2021 12:41 Son Güncelleme: 26 Mar 2021 14:19

Engin Ardıç'tan hilafet isteyenlere ağır tokat! "Kendilerini kandırıyorlar ya da bu bir istimna!"

Sabah yazarı Engin Ardıç, Türkiye'de hilafet isteyenlere yönelik ağır bir yazıyı kaleme aldı. Ardıç köşesinde "Hilafet isteyenler kendilerini kandırıyorlar. Ya da bu bir 'istimna'... Osmanlıca'sını yazdım, onlar anlarlar." dedi.

Google Haberlere Abone ol

Geçtiğimiz günlerde Yeni Akit gazetesi sür manşetinden Mardin Artuklu Üniversitesi'nin eski Rektörü Prof. Dr. Ahmet Ağırakça'nın "Meclis hilafeti ihya edebilir. 15 dakikada alınacak bir karardır" sözlerinin yer aldığı haberi okurlarına ulaştırdı. Sabah gazetesi yazarı Engin Ardıç, isim vermeden Prof. Dr. Ahmet Ağırakça'yı hedefine alarak hilafet isteyenleri topa tuttu!

Engin Ardıç köşesinde öyle bir kelime kullandı ki anlamını bilmeyenler sözlüğe bakmak zorunda kaldı. Ardıç, Hilafet isteyenleri kendilerini kandırdıklarını belirterek, o ağır kelimeyle seslendi "Ya da bu bir 'istimna'..."

Ardıç, halifenin kim olacağına yönelik cümlesiyle ise akıllarda soru işareti bıraktı. Ardıç "Yoksa Ayasofya imamını mı? Şimdi burada başka bir isim zikretmek istemiyorum, yanlış anlamak için hazır bekleyenler vardır." ifadesini kullandı. 

İşte Engin Ardıç'ın o yazısı....

HAM HAYAL

Hilafet isteyenler kendilerini kandırıyorlar. Ya da bu bir "istimna"...
Osmanlıca'sını yazdım, onlar anlarlar.
On beş dakikalık bir işmiş, öyle dediler.
Öyle ya, Meclis'te bir oylama, elini kaldır, elini indir, iş biter.

Halktan da öyle müthiş bir tepki, muhalif yazarların hasretle bekledikleri "büyük bir öfke dalgası" falan gelmez, heveslenmesinler. Tam tersine, bundan mutlu olacaklar çıkar.
Ordu ne yapar?
Bilmem. Orasını da orduya sorarsınız.
Lakin... Hilafet, bazı kesimlere psikolojik tatmin sağlamaktan öte ne işe yarar?
Memlekete ne faydası dokunur?
Hiç.

***

Hilafetin, daha 1914 yılında bir anlamı, bir "fonksiyonu" kalmamıştı, "kadük" olmuştu.
"Sancak-ı şerif" çıkardık, hutbeler okuduk, Araplar tınmadılar. Onlar da bağımsızlık istediler, Batı emperyalizmi tarafından bir güzel kazıklandılar, bize ihanetin bedelini sömürge derekesine düşerek ödediler.

Evet, hilafetin kaldırılması İngiltere'nin işine geliyordu ama Hintli Müslümanları zaptetmek için... 1947 yılından sonra bunun da bir anlamı kalmadı.

Diyorlar ki "Hilafet kalkmadı ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin manevi şahsiyetinde mündemiç kılındı, yani muhafaza altına alındı"...

Peki Meclis on beş dakikada bu işi bitirse, halife TBMM mi olacak? Bu ne saçmalıktır?

Bir "kişi" gerekir halife sıfatını taşımaya, Yeniden Refah Partisi'nden Fatih Erbakan'ı mı halife yapacaksınız, bu mevkiin doğal mirasçısı Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu'nu mu?

Yoksa Ayasofya imamını mı? Şimdi burada başka bir isim zikretmek istemiyorum, yanlış anlamak için hazır bekleyenler vardır.

Bu yeni halifeyi kim tanıyacak, ona kim biat edecektir?

Herhalde İran ve Azerbaycan değil.
Şii dünyasının temel varlık nedeni, Sünni halifesine karşı olmaktır.
Herhalde Suudi Arabistan da değil, herifler Osmanlı'dan nefret ediyorlar.
Herhalde bize her türlü gıcıklığı yapan Birleşik Arap Emirlikleri falan da değil.
Pek pek bir Katar mı?.... Hiç sanmam.
Belki Endonezya ve Malezya, o da sembolik bir sempati düzeyinde...
"Arap garibanları" sevinirler, ezilen Filistinliler, Suriyeli mülteciler, ağzımızın içine bakan Afrikalı açlar...
O kadar.

Bunun da bize bir faydası dokunmaz.
Kendimizi kandırırız.
Hilafetten bir fayda umanlar, 1914 yılında Enver'in yaşadığı hayal kırıklığını yeniden yaşarlar.
Kimse "peşimizden" gelmez.
Kaldı ki, gelseler nereye gideceğiz?
Başımızda halifeyle Avrupa Birliği'ne mi?***

Gereksiz avuntuları bırakın, kendi işinize bakın.