Medya Günlüğü
24 Haz 2012 13:08 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 13:49

DİNK SUİKASTIYLA İLGİLİ ŞOK İDDİA!

Sabah Pazar yazarı Ferhat Ünlü, Hrant Dink suikastından sonra örtbas edilen ihmalleri yazdı.

Google Haberlere Abone ol

SABAH Pazar yazarı Ferhat Ünlü, Hrant Dink suikastından sonra örtbas edilen ihmalleri yazdı. Ünlü, ilgililerce bilinen cinayette hangi kamu görevlilerinin ihmali olduğunu aydınlatacak evrakın saklandığını öne sürdü. İşte Ünlü'nün o yazısı:

Bir suikastın 'faili meçhul maktul' evrakı

Hrant Dink cinayeti, 19 Ocak 2007 tarihinde işlendi, ama o tarih itibarıyla sona ermedi! 2008 yılından beri devletin, Dink suikastıyla ilgili çok kıymetli evrakı faili meçhul cinayete kurban gidiyor. Bu evrak saklandığı için Dink de yeniden yeniden öldürülüyor

Müstakbel katil, el yapımı (Made in Trabzon) 8+1 mermi kapasiteli silahın soğuk mekanizmasını belinde hissederek 1000 kilometre yol katetmiştir. Silah denilen alete o kadar yabancıdır ki, taşıdığı tabancanın ağzında mermi olup olmadığını bile bilmemektedir ve yaklaşık 15 saatlik yolculuğun bir molasında merak edip, bunu kontrol etme ihtiyacı da duymamıştır. Müstakbel maktul de, hayatına son verecek aletin, suikast için ta Trabzon'da hazır edildiğinden bihaberdir. Maktul, bir cuma öğleden sonrası, Şişli Halâskârgazi Caddesi'ndeki işyeri çıkışında arkadan üç mermiyle vurulur ve olay yerinde ölür. Bu bir suikasttır elbette, maktul Hrant Dink de Türkiye'de son 100 yıl içinde öldürülen 62. gazetecidir. Ancak asıl cinayet, çok daha önceden işlenmeye başlanmıştır ve 19 Ocak 2007'den sonra da işlenmeye devam edecektir. Nasıl mı? Bugün biraz habercilik yapacağız ve Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in ölümündeki bazı gizli gerçekleri aydınlatan ipuçlarını sizinle paylaşacağız. Bir başka deyişle bir suikastın karanlıkta kalmış yönlerinin üç boyutlu portresini çizmeye çalışacağız. Paylaşacağımız ipuçları, kimi kamu görevlilerinin, Dink'in ölümüyle ilgili olarak 'ihmal'in çok ötesine geçen şeyler yaptıklarını, düpedüz suikasttaki ihmallerin aydınlatılmasını önleyici tasarruflarda bulunduklarını gözler önüne seriyor. Özetlersek, 2007'den beri devletin kimi evrakı faili meçhule kurban gidiyor. Çok kıymetli evrak, resmen suikasta uğruyor. Devlet içindeki bir 'paralel devlet' yapılanması bu evrakı yedekliyor, yetkililerden saklıyor ve tahrif ediyor. Bunlardan en önemlisi; 17 Şubat 2006 tarihli bir haber, yani istihbarat raporu. Bu rapor, beş maddeden oluşuyor. Raporun 1. maddesinde Hrant Dink'e yönelik ses getirecek bir eylemin yapılacağından söz ediliyor.
Ancak asıl önemli bilgiler sonraki maddelerde. Bu maddelerde kabaca şöyle deniliyor: 2- Hrant Dink silahla vurularak öldürülecek. 3- Suikastta kullanılacak silah Trabzon'da bir köyden temin edilecek. 4- Suikastçılar yakalanmamak için yanlarında telefon taşımayacaklar. 5- Bu işi planlayanlar kafalarına koydukları şeyi yapacak cinsten insanlar. Trabzon Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü'nce hazırlanan bu rapor Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'na ulaştığında ne oluyor biliyor musunuz? MİT krizinden sonra hükümet tarafından İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı görevinden alınan Ali Fuat Yılmazer'in (Gülen Hareketi'nin bir kesimine yakın bir polis şefi olduğu biliniyor) o dönemde başında olduğu C bürosunda takılıyor. Yılmazer, raporu çekmecesine koyuyor, dönemin İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun ve daire başkan yardımcıları ile paylaşmıyor.
Felsefecilere göz kırparak 'imdi' diyelim ve ilk soruyu soralım: Yılmazer, bilmesi gerekenlerce malum suikast ihtimalini, amirlerini dahi yanıltmayı göze alarak neden kulak ardı etti?

BAŞBAKANLIK'TAN RAPOR SAKLANIYOR
Daha bitmedi. Hrant Dink suikastındaki ihmaller zincirini soruşturan Mülkiye Başmüfettişi Mustafa Üçkuyu'nun bu raporla ilgili ilginç tasarruflarına gelelim: Üçkuyu, Dink'in öldürüleceğini haber veren raporun gönderildiği dönemde, yani Şubat 2006'da İstihbarat Daire Başkanlığı görevini yürüten Sabri Uzun'un ifadesine 4 Kasım 2009'da başvuruyor. Uzun, ilk ifadesinde, polis muhbiri Erhan Tuncel kaynaklı haber raporunun dört maddelik kısmı kendinden gizlendiği için özetle şöyle diyor: "Raporda 'Dink'e yönelik eylem yapılacak' deniliyordu. Eylem, yumurta veya domates atma şeklinde de olabilir. Sonradan öldürüleceğini o rapordaki bilgilerle kestirmek zor." Sabri Uzun, 9 Kasım 2009'da Başbakanlık Teftiş Kurulu'na (BTK) intikal ettirilen bu ifadeyi verdikten sonra raporun beş maddelik asıl versiyonuna ulaşıyor. Tehdidin boyutunun çok farklı olduğunu gösteren bu raporun kendisinden gizlendiğini anlayınca dehşete düşüyor ve Başmüfettiş Mustafa Üçkuyu'dan tekrar randevu istiyor. İkinci ifadeyi 4 Aralık 2009'da veriyor. Diyor ki, "Ben raporun orijinal halini hiç görmemiştim. Orijinal halinde kesin bir suikast tehdidi var. Bu rapor bana böyle yansıtılmadı. C bürosunda takıldı. Benden özellikle gizlendi." Bu ifade alındıktan sonra olması gereken ne? Daire başkan yardımcılarının ve daha önemlisi C bürosunun başındaki kamu görevlisinin ifadesine başvurmak... Başmüfettiş bunu yapmadığı gibi Sabri Uzun'un verdiği ikinciyi ifadeyi, yani ifadenin asıl önemli kısmını BTK'ya göndermiyor. Uzun'un ifadesi Aralık 2009'da BTK'ya gönderilmesi gerektiği halde yaklaşık üç yıldır Mülkiye Teftiş Kurulu'nda. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan "Dink suikastındaki ihmalleri ortaya çıkarın," diye talimat verdiği halde bu işi yapmakla mükellef BTK'dan belge saklanıyor. 'Paralel devlet'in öncelikleri,devletin anayasal ve yasal ilkelerinin önüne geçiyor. Can alıcı soru şu: Birileri Kafkaesk bir biçimde suçunu bilmeden cezalandırılırken suç işleyenler neden korunuyor? Edebiyatta kabaca absürt ve nedensiz olana Kafkaesk denir. Bu kavram, ünlü yazar Franz Kafka'nın Dava ve Şato gibi romanlarında yarattığı atmosferi anlatmak için kullanılır. Okurlar, Kafkaesk olanda suçu değil, yalnızca cezayı görür. Romanın kahramanı da neyle suçlandığını bilmez ama ceza çeker. Kafkaesk, aslında yanlış bir biçimde 'suçsuz ceza' olarak yorumlana gelmiştir. Öyle değildir. Çünkü suç vardır, sistemin yaratıcılarına göre işleyen açısından her zaman bir suç vardır. Sadece suç, kolektif vicdanda kabul görmeyeceği, yani suç olarak nitelendirilmeyeceği için kamudan gizlenir. Peki, 'suçsuz ceza'yı yönetebilecek durumda olan güç, 'cezasız suç'ın öznesi neden olamasın? Başka sorum yok.

YENİ BİR DİNK VAKASI MI İSTENİYOR?
Sabri Uzun, Emniyet içinde Emin Arslan ve Hanefi Avcı ile birlikte hareket eden bir isimdi. Bu üç polis şefinin yakın olduğu bir diğer isim de İsmail Çalışkan idi. Bu grubu, zaman zaman Çalışkan'ın da katılmasıyla dörtlüye dönüşen 'üç silahşörler' olarak nitelendirmek mümkün. Bu isimlerden en sert şekilde tasfiye edilen Hanefi Avcı oldu. 2005'te Hanefi Avcı'nın görevden alınmasına anlam veremeyen isimlerden biri de gazeteci Ali Bayramoğlu idi. Geçtiğimiz günlerde bir site, Bayramoğlu ile ilgili dezenformatif bir yazı yayınlandı. Bayramoğlu'nun Ermeni asıllı olduğunun öne sürüldüğü (Bildiğimiz kadarıyla değil, ayrıca olsa bile ne önemi var) bir yazının yayınlanması, bazı güçlerin Dink suikastı benzeri yeni bir olaya ihtiyaç duyduğunu gösteriyor olabilir. Zira bu yıl, 2014 sürecine giden yolda önemli bir dönemeç. Birileri 2014'te de, tıpkı 2007'de olduğu gibi istedikleri olsun diye kimi karanlık olaylara göz yumabilir, hatta sebebiyet verebilirler. Ali Bayramoğlu ile ilgili yazıyı yayınlayan site, geçtiğimiz haftalarda beni de bir başka şekilde hedef gösterdi. Bu tür sitelerin maksadı 'paralel devlet' tahakkümüne karşı çıkan yazarları yıldırmak. Bilinmesi gereken en önemli şey, bu yazıda anlatılan operasyonları kurgulayanlarla bu tür yazıları yayınlatanların aynı çevre olduğu.