Medya Günlüğü
02 Oca 2012 09:04 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 13:11

ÇOK KONUŞULACAK CEMAAT-ERDOĞAN SENARYOLARI!

Cumhuriyet yazarı 2012 yılındaki Erdoğan ve cemaat arasındaki ilişki ile ilgili çok konuşulacak senaryoları kaleme aldı.

ÇOK KONUŞULACAK CEMAAT-ERDOĞAN SENARYOLARI!
"Ülkemizde hiçbir güç, cemaat kadar Amerikancı olamaz. Erdoğan ve Davutoğlu bile."

İşte Cumhuriyet gazetesi yazarı Orhan Bursalı’nın o yazısı... 

2012 Beklentiler: Erdoğan ve Cemaat

2012’de izleyeceğim en önemli konulardan biri, 2014’te boşalacak “üç koltuk”la ilgili gelişmeler olacak.

Şimdiden çeşitli senaryoları okuyoruz: Cumhurbaşkanı, sorular üzerine, siyasette beklentisi olmadığını, bütün makamlarda bulunduğunu söyleyerek mütevazı bir giriş yaptı! Ama en önemli nokta, siyaseti sürdüreceği idi. Gül’ün “beklentim yok” demesi ile siyaset yapacağını vurgulayan sözleri, birbiriyle çelişiyor.. Henüz “üç koltuk” meselesine iki yıl varken, koltuk meselesine doğrudan giriş yapması, kamuoyu gözünde şık olmazdı!

İkincisi, ve en önemlisi, iktidarın (gayri) resmi ortağı cemaatin devlette tırmanışı... Cemaatin devleti ve AKP’yi-Erdoğan’ı kuşatması. Bu bağlamda, Erdoğan ile cemaat arasındaki ilişkilerdeki gelişmeler, siyaset, AKP ve ülke için önemli.

Bu bağlamda, cemaatin liberal-Amerikancı gazetedeki koçbaşısı malum kişinin Erdoğan’a “MİT’i senden iyi biliyorum, Kasımpaşalılığın bana sökmez...” biçimindeki “kabadayılığı”, aslında cemaatin Erdoğan’a karşı ana düşüncesinin dışavurumuydu. İkisi arasındaki “diyaloğu” ilgi ile izledim!

Koçbaşı, MİT’in yeniden yapılanması gerektiğini gündeme getirdiğine göre, cemaatin üzerinde çalıştığı yeni hedefinin, MİT’te yapılanma olduğu ortaya çıktı.

***

Bu arada, cemaat ile Erdoğan arasındaki çok önemli bir nokta da, özellikle Amerikancılık noktasında düğümleniyor.

Türkiye’deki medya ve askere yönelik siyasi adli operasyonların tertipçileri, başı çekenler, esas olarak Amerika-cemaat müttefikliğine dayanıyor.

Cemaatin dünya çapındaki politikasının belkemiğini, ABD ile müttefik olması oluşturur. Ülkemizde hiçbir güç, cemaat kadar Amerikancı olamaz. Erdoğan ve Davutoğlu bile. Onlar, Amerika’nın güçlü bileğini ve kesin kararlılığını gördükleri noktada, politik gerçekliğe dönüyorlar ve Amerikancı politikayı uyguluyorlar.

Cemaatin adalet kurumundaki yapılanmasını biliyoruz. Özellikle özel yetkili kurumlarda.

Cemaat-Erdoğan siyasi çatışmasında, akla gelen fantastik sorulardan biri de, acaba cemaat Erdoğan’a da hukuk mızrağının ucunu gösterir mi? Bu fantezi sorunun ardındaki olgu, cemaatin kendisine karşı olan ve rakip olarak gördüklerine her türlü hukuki tuzağı kurabilecek bir güce ulaştığını sanmasıdır.

***

Üçüncüsü, Erdoğan’ın sağlığı! Bu konuda yoğun spekülasyon yapılıyor. Başbakan’ın ciddi sağlık sorunu varsa, AKP ve iktidar siyaseti baştan sona yeniden yapılanacak... “üç koltuk” meselesi de, cumhurbaşkanlığı adaylığı meselesi de, AKP-cemaat arasındaki ilişkiler de, epey buna bağlı.

Eğer böyle bir durum ortaya çıkarsa, bütün siyasi-iktidar ilişkilerini yeniden tanımlayacağız. Çünkü iktidarın ana adı Erdoğan’dır. Parti, her durumda, en az zarara uğrayacak yeniden bir liderlik yapılanması üzerinde duracak. Gül de olsa Arınç da olsa, Erdoğan’ın halk üzerindeki etkisi bakımından elde ettiği “kişisel başarı”ya ulaşması mümkün gözükmüyor.

***

Kürt sorunu, en önemli konularımızdan biri olacak bu yıl. Leyla Zana, “Özerklik bile yetmez, kendi kaderimizi tayin hakkı istiyoruz” diyerek, Kürt meselesinde “öncü” rolünü sürdürüyor. Şunu belirtelim ki, Zana’nın söylediklerinde yeni bir şey yok aslında. Her zaman burada, PKK (ve buna bağlı BDP’nin) stratejik yöneliminin bu olduğunu belirttik.

İki adım geri bir adım ileri veya tersi, Kürt politikasının ana mihveri oldu. Barzani’ler ve Talabani’ler hep bu çizgiyi izlediler. Koşullar oluşmadan Büyük Kürdistan mümkün değil. Ama ana doğrultu hep o yöndedir. Doğrusu da budur, onlar açısından!

Türkiye ile birlikten yana bütün çözümleri tartışmalıyız... Kürtler üzerindeki her türlü zulme karşı çıkacağız... Uludere, ne olursa olsun bir kıyımdır!.. Ama “ayrılıkçı” ve etnik damardan politikalara destek vermek, bu köşenin gündeminde olmayacak.

Şüphesiz, Suriye - İran/Ortadoğu en önemli konuların başında geliyor. İşin ucunda atom bombaları da var.. Bu yıl pek çok gerilim yaşayacağız..

***

2012’nin en önemli konularından biri de, Avrupa Birliği’dir. Birlik’teki çözülmeler, çok önemli bir laboratuvar deneyimini, ulus devletleri aşan büyük bir yeni oluşum kurma deneyimini zora sokacaktır.

Ekonomik kriz ve bu bağlamda Türkiye, pek çok açıdan siyasi ve sosyal sistemleri derinden etkilemeyi sürdürecek.

Ve halkların mücadelesi ve direnişler daha çok gündeme gelecek.

Yeni yıla hoş geldik...