Konuşanlar - Konuşulanlar
07 Eki 2011 00:07 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 12:52

CNN TÜRK GENEL MÜDÜRÜ BARIŞ TÜNAY MEDYARADAR'IN USTA RÖPORTAJCISI YÜKSEL ŞENGÜL'E KONUŞTU!

Geçtiğimiz günlerde yeni yayın dönemine giren CNN TÜRK Genel Müdürü Barış Tünay'la Medyaradar'ın usta röportajcısı Yüksel Şengül konuştu.

CNN TÜRK GENEL MÜDÜRÜ BARIŞ TÜNAY MEDYARADAR'IN USTA RÖPORTAJCISI YÜKSEL ŞENGÜL'E KONUŞTU!

Bir haber kanalında elbette koşturma da, telaş da, hızlı tempo da bitmez, durmaz. CNN TÜRK Genel Müdürü Barış Tünay’ı da o her şeyin hızlı yaşandığı odasından çekip aldık ve Kanyon’un sakin, huzur dolu bir cafesine götürdük. Bir sabah kahvaltısı eşliğinde de sohbetimize başladık.

Öncelikle yeni yayın döneminiz hayırlı uğurlu olsun.

Teşekkürler, amin diyelim.

Bütün kanallara hayırlı uğurlu olsun diyoruz, ama yeni yayın döneminde CNNTürk’ün başındaki kişi olarak siz neler bekliyorsunuz bu dönemden?

Aslında herkes sezonu açmadı ve ne olacağı çok da net değil. 26 Eylül Pazartesi gününden itibaren yeni yayın dönemimizi açmış bulunuyoruz. Şu sıralar Habertürk’te bir yenilik görmüyorum, Ntv’nin yaz konsepti halen devam ediyor. Bu anlamda bir karşılaştırma yapmak mümkün değil, bu ay itibariyle ayrıca diziler de ardı ardına başladı. Temmuz ve ağustos aylarında tematik kanallar için hayat çok daha rahattı. Share almak çok daha kolaydı. Asıl rekabet ekim ayında başlıyor. Prototipi oturtmak adına ne yapıp edeceğimize bu ay içinde karar vereceğiz.

Haber kanallarını en çok ne zorluyor? Mesela çarşambaları karşınıza ‘Muhteşem Yüzyıl’ çıkıyor.

Ona bakmamayı öğrendik artık. Çünkü salı günü, ‘Öyle bir Geçer Zaman ki’, çarşamba günü ‘Muhteşem Yüzyıl’ var. Yetmiyormuş gibi bir de üzerine ‘Kuzey Güney’ geldi.  Diğer günler de çok farklı değil. Nazlı Ilıcak’ın “Dizi isteyen dizi, bizi isteyen bizi seyretsin” lafı bu anlamda çok hoşuma gidiyor. Baktığın zaman haber kanallarını belirli bir kesim seyrediyor. 12 share oranında bir kitle tematik haber kanallarını izliyorlar. Senin elinde daha rekabetçi bir malzeme varsa bu defa diğer kanalın izleyicilerinden de çalmaya başlıyorsun. Dolayısıyla büyük kanallar var ve biz onlara bakmadan prototip yapmayı öğrendik. Artık bizim dünyamız başka, onların dünyası başka ve biz ona göre hareket ediyoruz. Öbür türlü hiç yayın yapmayalım daha iyi, yani çarşamba ‘Muhteşem Yüzyıl’ var diye kanalı kapatıp gidelim o zaman.

Türkiye için haber kanallarını izleyen insan sayısı yeterli mi? Yoksa daha çok mu olmalı?

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte haberden her an haberimiz oluyor.  Bir gelişme olduğu zaman cep telefonuna geliyor, internetten bakıyorsun… Allah göstermesin kötü bir olay olduğu zaman, eğer kapalı bir odada değilsen haber gelip seni buluyor. Bu yüzden de tematik kanallarda artık haberi ilk önce verme dönemi bitti. Çünkü haberi önce twitter veriyor. Ben de oradan besleniyorum. Mesela deprem olduğunda arkadaşlarıma nerede deprem olduğunu soruyorum ve son dakika bilgilerini alıp ekrandan yayınlıyorum. Artık fikri takiplerin konuşulması gerekiyor, haberin incelenmesi, anlatılması, neler olduğunun konuşulması gerekiyor.

Yani habercilik başka bir boyuta geçecek….

Başka bir boyuta geçecek ama bu boyuta kaç kişi geçebilecek emin değilim.  Haber kanallarının ne kadarı bu boyutta olacak ona bakmak gerekiyor. Artık haberi ilk olarak verelim değil de aslında ne oluyor kısmına odaklanmalıyız. Aksiyona karşı reaksiyon ne oldu, bunların tartışılması gerekiyor. Mesela şu anda Yunanistan’da yaşanan kriz bizi de ilgilendiriyor. Bu haberi verdiğimde yorumunun da yapılması gerekli ama bunu kendi başıma yapamam. İtalya’daki durumun ne olacağının konuşulması gerekiyor. Türkiye olarak soyutlanmış bir ülke değilsin ki, Avrupa ve Asya’daki olaylar seni de bağlıyor. Bunların da konuşulması gerekiyor. Biz CNNTürk olarak bu sene prime time’ı buna ayırdık. Hafta içi beş gün bunu yapacağız. Ancak bu tartışmalarda tek bir görüşü ve inanışı savunan insanlara yer vermeyeceğiz. Çünkü herkes bu tarz tartışma programlarında kendisi gibi düşünen birilerini görmek istiyor. Mesela programda tartışan dört kişi varsa izleyici üç kişiye küfür edebilir ama bir kişiyi de kendisinden görmeli, yoksa o programı izlemiyor.



Haber kanalları sayısı yeterli mi?

(Gülüyor) Yeterli mi! Ben sayısına yetişemiyorum. Türkiye’de çok fazla haber kanalı var. Sonuçta, yurtdışına baktığın zaman bu kadar çok haber kanalı olan ülke yok. Ha tabi ki bu kadar çok haber olan ülke de yok. Mesela Norveç’te II. Dünya Savaşı’ndan sonra ilk defa bomba patlamış. Şu geçtiğimiz aylarda yapılan saldırıdan bahsediyorum. Bizde çok kısa bir süre önce patladı. Evet, Türkiye’de haber çok ama bence haber kanalı sayısı çok fazla.

Şu anda kaç tane haber kanalı var?

(Bir süre düşünüyor) Bilmiyorum. Yani rahat bir şekilde Türkçe yayın yapan on tane sayarım. Bazı ülkelerde bu kadar ulusal kanal yok.

CNNTürk’ün yeni yayın dönemi hazırlıkları sürerken bazı isimler konuşuldu. Jülide Ateş’in adı anıldı. Kanala gelecekti ama sanırım gelmedi. Hangi konuda anlaşamadınız?

Jülide bizimle çalışmaya başladı. Kendisiyle konuşup anlaştık, Jülide bir ay boyunca kanala geldi ve çalıştı ama ekrana çıkmadı. Programına hazırlandı, yayına kısa bir süre kala da Mesut Yar’ın programına çıktı ve yeni programıyla ilgili konuştu. Ancak son bir hafta kala vazgeçti… Kararına saygı duyuyorum. Jülide bir şeyden korktu. Sonuçta Jülide bir marka ve uzun bir dönem ekrandan uzak kalmıştı. Yeniden ekrana dönmesi için ikna ettik ama sanırım verdiği aradan sonra ekrana daha iyi bir şeylerle dönmek istedi.  Sonuçta Jülide’nin çalıştığı dönemdeki imkanlar artık yok, 10 – 15 kişilik ekiplerle çalışılmıyor. Bu anlamda acaba diyorum,  dönüş için daha iyi bir saatte, daha iyi bir programla olmalı diye mi düşündü? Böyle bir endişeye mi kapıldı? Ama kendisiyle gayet iyi konuştuk ve ayrıldık, yani yarın için tekrar bizimle olabilir. Sadece keşke daha önceden böyle bir şey olacağını hissetseydik ve Jülide’nin iletişimini yapmasaydık. Tek üzüntüm bu konuda oldu.  Çünkü bu durum, Jülide’ye de bize de zarar verdi. Bizimle çalışmaya başlamıştı ve maaşını da alıyordu.

Belli de olmaz belki bu satırlar yayınlandığında Jülide Ateş kararını değiştirip aranıza dönmüş olabilir.

(Gülüyor) Olabilir, neden olmasın.

Yanlış hatırlamıyorsam, bir başka isim de Uğur Dündar’dı. O da program yapacaktı…

Doğru, yapacaktı değil, yapacak…

Orada bir sorun yok yani…

Uğur Dündar’la ‘İşte Hayatınız’ projesini yapacağımız haberi çıktı. Bu programı zaten yapacağız, ama 2012 yılı için hazırlık yapıyoruz. Ne yazık ki internette bu program yapılacaktı da yapılmıyor gibi yansıtıldı. Ama bizim gibi kanallar artık eylül programı için ağustos ayında hazırlanmaya başlamıyor. Biz şu anda ocak ayına, nisana hazırlanıyoruz. Şimdi düşünün, ben yeni yayın dönemine altı yedi projeyle başladım ama bu projelerin tutmama ihtimali var. Belki bir ikisi tutmayacak belki de hepsi tutacak ama benim bu dönemde diğer projeleri de hazırlamam lazım… Uğur Dündar’la ‘İşte Hayatınız’ bu projelerden biri… İçinde bulunduğumuz döneme yetiştirebilir miyiz diye baktık ama bu projenin çok büyük bir hazırlığı var. Biliyorsunuz TRT’nin klasik programıydı.

Bilmez miyim, sinema filmi bile olmuştu. Hülya Koçyiğit ve Adile Naşit’li bir kadrosu vardı.

Evet, öyle… Zaten televizyonculuğu bilen bir adamın böyle bir programı haftaya başlayacak gibi konuşmaması lazım. Böyle olmayacağını bilmesi lazım. Bunun bir buçuk iki aylık bir hazırlığı var. Dolayısıyla bu programı yeni yılda başlamak üzere konuştuk. Uğur Dündar,  bu sene her perşembe ‘Spor Masası’ programında konuk yorumcu olarak bizimle olacak. ‘Arena’ devam ediyor. Zaten Uğur Dündar, bizden desteğini hiç esirgemiyor. Öyle ki ekrandaki alt yazılarda bir yanlış gördüğünde bile beni arıyor. 2012 yılında da inşallah Uğur Dündar’la daha özel bir projede çalışacağız.

CNNTürk’ün bu tür atılımlarını ve hazırlıklarını görünce şunu sormak istiyorum, haber kanalları arasında ne zaman birinci olacaksınız?

Belki de olmuşuzdur, bilmiyorum… Aslında bunu kimse bilmeyecek, çünkü rakiplerimiz şu anda ölçülmüyor. Rakiplerimiz arasında ölçüme giren tek kanal biziz. Belki de birinciyiz. Sıralamaya baktığın zaman birinci biz görünüyoruz, ikinci yok. Habertürk’ün ve Ntv’nin ölçüldüğü zamanlar çok zevkliydi. O dönemler özellikle son zamanlarda reyting sonuçlarında günler almaya başlamıştık. Pazartesi ve cumartesi günlerini alıyorduk, bunları iki, iki buçuk katı farkla yapıyorduk. O günleri almak çok zevkli oluyordu. Ertesi sabah saat 11 olduğunda reyting sonuçlarını yan yana koyup karşılaştırıyorduk. Şimdi bu heyecan kalmadı. Listeyi elime alıyorum ve hepsinde birinci olduğumuzu görüyorum.



Ntv’nin giderek haber kanalı niteliğinden uzaklaştığı söyleniyor. Bu durum, CNNTürk’e ya da diğer haber kanallarına bir avantaj sağlar mı?

Ntv, Türkiye’nin iyi haber kanallarından biri, ayrıca en eski haber kanalı. Eğer bizim de duyduklarımız doğruysa Ntv habere dönüyor ve bundan böyle sadece haber verecek, yorumu izleyiciye bırakacak. Bu bir tercih ve neden yapıldığını da sorgulamam. Belki yeni açılacak olan TVn için bir bütçe ayarlamasıdır. Ama sonuca bakıldığında, Ntv daha çok habere ve muhabire ağırlık veren bir sisteme geçiyor. Bu bazı konularda bize avantaj sağlarken, bazı konularda da daha çok çalışma durumu verecek. Avantaj olarak, Ntv’de ‘Aslında Neler Oluyor?’ programını görmeyeceğim. Yani Ntv’nin prototipine baktığımda tartışma programı görmüyorum. Prime time’da belgeseller görüyorum. Bu demek ki Ntv daha dingin, daha haber ağırlıklı bir formata bürünmüş, bu da işin tartışma boyutunda bize rekabet imkanı sağlıyor.

Rekabetin olması her zaman için önemli bir konu, öyle değil mi?

Gazeteciler için de rekabetin olması çok iyi, baktığın zaman fikri olan gazeteciler var ama tartışacak program sayısı azaldığı zaman onlar için de iyi olmayacak. Çünkü ister istemez gelirlere ve başka konulara yansıyacak.

Önce Show TV’de ardından SKY Türk’te çalıştınız. Bu yılın şubat ayında da CNNTürk’e geçtiniz. Bu kararın altında yatan nedenleri konuşalım mı?

Nasıl geçtiğimi soruyorsanız, teklif geldi ve gittim.

Yani her şey tamamen profesyonel bir süreçte gelişti…

Sonuç olarak kuruluşunun her aşamasında bulunduğum bir kanaldan CNNTürk’e geçtim.

Sorumu da tamamlıyorsunuz, on yıllık bir süre az değil bunu bırakıp da başka bir yere gitmek kolay olmasa gerek...

Çok kolay değil, doğru. Yani bu kararı vermem de üç günde olmadı. Birkaç aylık bir düşüncenin sonucu. SKY Türk’te yapabileceğimizi yaptık. Çünkü orada maalesef kafanızdaki şeyleri gerçekleştirme imkanı çok sınırlı.

Barış Tünay’ın da mesleki açıdan bir atılım yapması, bir aşama kaydetmesi gerekiyor. Tabi ki bu yalnız kurumlar için değil insanlar için de geçerli.. İşin içinde bu kısım da var.

Tabi ki o da var. Ben 15 yıldır evliyim, bir kuruma ait olma hissi bende çok fazladır. Yani kolay kolay ev değiştiremem, bir restoranı sevdiysem mümkün olduğu kadar oraya giderim, bankamı değiştirmem, senelerdir aynı bankayla çalışıyorum. Ama bu değişiklik tercihi benim dışımda gelişti diyebilirim. Çünkü bir noktaya geldim ve orada tıkandım. SKY Türk’teki imkanlar dahilinde yapabileceğimi yaptım ve bir yere kadar da geldim. Ondan sonra kafamdaki hiçbir şeyi yapamaz hale geldim, çok sınırlı imkanlar vardı. Aynı zamanda CNN Türk çok güçlü bir marka, mesela bir toplantıda düşüncemi paylaşıyorum, iki gün sonra demosu çekilmiş bir halde masama geliyor. SKY Türk’te bunları yapamıyorsun. Bunların etkisi var. Bir diğer etken de İrfan Şahin’in varlığı.  Onunla kader çizgilerimiz hep paralel gitti. Show TV’den ayrıldıktan sonra yerine ben geldim. O, Cine 5’e gittiğinde kız kardeşim orada çalışıyordu. Ben eşimle Show TV’de tanıştım. Eşim daha sonra İktisat Bankası’nda çalışmaya başladı ve bir süre sonra İrfan Bey de yönetici olarak o bankaya gitti ve eşimle birlikte çalıştı. İrfan Bey’le konuşurken ‘Seninle bir türlü çalışamadık’ diyordu. İnşallah kısmet olur diyorduk ki burada oldu. Yani tanıdığın, güvendiğin birine inanmanın da etkisi büyük.

SKY Türk’ten arayıp hala fikir soran oluyor mu?

Tabi ki oluyor.

Kolay kopamıyor insanlar...

Kopamayız ki, bir kere ben oradaki bir sürü insanla iş dışında da dostum. Bu durumda ayrıldım, bitti gitti gibi hareket etmem. Artı oradaki pek çok isimle medya sektörüne girmeden önce de birlikte çalıştım. Onlarla ilişkilerimi koparmadım. Zaman zaman telefon açıp fikir soruyorlar ve onlara fikir verdiğim de oluyor.

Barış Tünay için bir zorluk da CNNTürk’e gelirken Mehmet Ali Birand gibi bir gazetecilik ustasının ardından gelmiş olması diyebilir miyiz? Bu sizi düşündürdü mü, daha sıkı olmam lazım dediniz mi?

CNN’e geliyorsan zaten sıkı olman lazım, ama Birand’la geçen gün oturup konuştuk. Sonuçta sıfır kapris ve ego, artı zaten kim olduğunu biliyor. Ben Mehmet Ali Birand’dan sonra CNN’e geldim diye Birand’dan daha iyi bir haberciyim dersem buna gülerler. Ben 16 yaşındayken Mehmet Ali Birand’ın taklidini yapıyordum. O Birand, onu başka bir yere koymak gerekiyor. Mehmet Ali Birand’la aynı cümlede geçmek bile onur verici bir şey. Ama öbür taraftan evet CNN çok güçlü bir marka ve orayı doldurmak için güçlü olmalısın. İyi çalışmalı ve doğru şeyleri yapmalısın. Bu anlamda, evet zor.

Mehmet Ali Birand’ın sağlık durum nasıl?

Çok yakın bir zaman önce görüştüm. Birlikte yemek yedik. Gayet güçlü bir görüntüsü var ve inşallah atlattı. Gayet güzel yemeğini yedi, içeceğini içti.

Ön hazırlık yaptınız mı? Ya da kendi ekibinizden birilerini getirmeyi düşündünüz mü?

CNN’den SKY Türk’e gelsem böyle olmazdı. Ama tam tersi olduğunda geldiğin yerdeki insanları tanıman gerekiyor. Yani buraya geldim diye ‘Haydi kardeşim kendi ekibimle çalışıyorum, herkes gitsin’ dememek gerekiyor. Aslına bakarsan böyle de olabilirdi. Kendi ekibimle çalışacağım diyebilirdim. Gittiğim yerdeki insanları tanımayı seviyorum. Düşünsenize burası CNN, tecrübe olarak, üretim ve kalite olarak belirli bir noktaya ulaşmış. Üretime çok büyük katkı sağlayabilecek insan potansiyelini bünyesinde barındırıyor. Kaldı ki CNNTürk’e geldiğimden bu yana kanal içinde üç tane genel yayın yönetmeni çıkardık. Ama tabi ki her mevki için bir yedeğim, aklımda bir isim var. Gördüğüm kadarıyla buradaki insanların yüzde sekseni işinde iyi ve birlikte çalışabileceğimiz insanlar.



Gazetecilik ve televizyonculuk yıpratıcı aynı zamanda stres yüklü ama haberci olmak ve bir haber kanalının başında olmak mutlaka çok farklı stresler de yüklüyordur. Tüm bunlardan nasıl sıyrılıyorsunuz?

Kafayı nasıl dağıttığımı soruyorsun...

Sonuçta bu kadar yoğun bir stresi atmak adına evine gidip eşinizle kavga etmiyorsunuzdur herhalde.

Eşimi (Deniz) görürsem kavga ediyorum (gülüyor). Göremiyorum ki... Bu nedenle de evliliğim o kadar güzel yürüyor ki, hiç pürüz yok (gülüyor). Şaka bir yana, son bir aylık dönem çok yoğun geçti. Saat tanımadan çalışıyoruz. Bu dönemde, kızım çok sitem etti. Henüz sekiz yaşında (Bade) ve geçen cuma beni arayıp ne zaman geleceğimi sordu. İşim olduğunu söyleyince de ağlamaya başladı. Bunun üzerine işi arkadaşlara bırakıp, eve koştum. Çok şükür bir sorun olmadı.

Ama eşiniz bu satırları okuyunca kızacak… Kızının bir telefonuyla eve koştu  diyecek…

(Gülüyor) Onun da hoşuna gider. Ailemle birlikte vakit geçirerek rahatlıyorum, dinleniyorum. Onun dışında eve onlar uyuduktan sonra döndüğüm için hemen uyuyamıyorum, iş koşulları nedeniyle uyku problemi yaşıyorum. O dönem iyi bir kitap bulmuşsam, onu okuyorum, bu sayede dinleniyorum. Bir de yabancı dizileri çok takip ediyorum. Bir şeyler yakalıyorsun ve kafayı boşaltıyorsun. Bu sene de yeni ve güzel diziler başladı.

Böyle bir emek ve özverinin maddi karşılığı olmaz, ama kamuoyu da merak ediyor. Ben de merak ediyorum ve sormak istiyorum. Bir TV yöneticisiyle bir TV yıldızının aldığı ücretler konusunda aranızda uçurumlar var mı?

Olanlar var. Sonuçta ekranda olmak başka bir şey. Onların durumu ayrı, sen kendini onlarla karşılaştırmaya başladığın zaman zaten öyle bir hayat olmaz. Ekranda iş yapmak ve başarılı olmak başka bir şey. Kamera önünde olmak başka bir şey ve ona verdiğin paraya maaş gibi bakmıyorsun. Programın iyi reytinginin karşılığı olarak ödediğin bir para olarak bakmaya başlıyorsun ve elbette onlarla kendini kıyaslamayacaksın yani…

Peki, çalışanlar nasıl bakar Barış Tünay’a? Cimri midir, cömert midir?

Ben de merak ediyorum vallahi...

Mesela, “Ben şu kadar paraya çalışırım’ diyenle hemen el sıkışıyor musunuz?

Yok canım, olur mu öyle şey. Ben öncelikle adil olmaya inanıyorum. SKYTürk’te de değer verdiğim bir şeydi bu.  Eğer bir şey yoksa,  kimseye yok.  Ama o benim arkadaşım ona var, şuna var da size yok olmaz. Dağılım konusunda adil olmak çok önemli, kişiye özel uygulamalar yapmam bunu bekleyemezler.

Günümüzde, dayımın oğlu, amcamın kızı, patronun kardeşi durumu çok rastlanan bir olay.

Hakkaniyete inanırım, bunun dışında benim altımdaki yöneticiler de bunu yapamaz.  En çok müdahale ettiğim konu budur. Mesela iki muhabir var ve biri daha çok işe gidiyor diğeri gitmiyorsa, ona sessiz kalamam, buna mutlaka müdahale ederim. Bir yere kadar yöneticilerimin kendi işlerini yapmalarını, kendi işlerinde rahat olmalarını isterim ve o hareket imkanını veririm. Ama ne zaman adil olunmazsa ona müdahale ederim. Bu anlamda cimri miyim derseniz, para harcamayı sevmem, işte de özel hayatta da bu böyledir. Mümkün olduğu sürece, kanal için en ucuzu ve iyisi neyse onu bulmaya çalışırım. Ama hakkını da veririm. 

CNNTürk de en yüksek maaş ne kadar?

Bilmem (gülüyor).

Yapmayın, siz bilmeyeceksiniz de kim bilecek

(Gülüyoruz) Yani çok, öyle diyeyim o zaman. 

Hayır, program yapanlar da olduğu için bir karşılaştırma imkanı zor diyorum. Yani televizyonda farklı bölümler var. Sunucu olarak da baktığınız zaman ayrı, program hazırlayan ayrı, sunan ayrı… Bunların hepsi farklı ücretler çıkarıyor.

Halk merak ettiği için sordum. Peki, ülkemizdeki ekonomik durumu nasıl görüyorsunuz? Yakın zamanda elektriğe ve doğal gaza gelen zamların devamı olur mu?

Bunun son dönem dövizin yükselişiyle de alakası var. Türkiye, hemen yanındaki Yunanistan’a baktığında ekonomik anlamda daha güçlü duruyor. Şöyle bir örnek vereyim; Bir Yunan bankasının dünyanın farklı yerlerindeki şubeleri batabilir ama Türkiye’deki şubesi batamaz. Türkiye, en son bankacılık sektöründe yaptığı düzenlemelerden sonra dünyanın en güçlü bankacılık sistemi olan ülkelerden biri haline geldi. Türkiye’de banka batması çok kolay bir şey değil.

Bankanın batmaması, ekonominin çok iyi olduğu anlamına mı geliyor?

Hayır, tabi ki her şey çok iyi anlamına gelmiyor. Demek istediğim Yunanistan gibi bir ülke hemen yanımızda ve aslında çok benzer yanlarımız var. Ve onlara baktığımız zaman Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında güçlü bir yerde duruyor. Avrupa’yla da çok ilintili bir durumda. Sonuçta, İspanya’ya ya da Portekiz’e bir şey olduğunda bizim etkilenmememiz mümkün değil. Yine de güçlü bir ülkeyiz, buna inanıyorum. Belki bu yorumuma kızacak olanlar da olabilir ama genel olarak iyi diye düşünüyorum.  Güçlüyüz ve bu önemli, mücadele edebiliyoruz. Bir yumruk yediğimizde yıkılmıyoruz.

Yani düne göre daha mı iyiyiz?

Çok daha iyi durumdayız. Yani ekonomik güç olarak, bir yumruk yediğimizde, toparlanıp iki yumruk da biz atabiliriz. Türkiye ekonomisi, artık bir fiskeyle ya da altından bir sandalye çekmeyle yıkılacak ekonomi değil.

Size göre medya sektörünün en büyük sıkıntısı nedir?

Medyanın en büyük sıkıntısı yine medya (gülüyor). Medyanın sıkıntısı nedir? Bir kere bağımlısın. Televizyonlar olarak baktığın zaman, biz güzel yayın yapacağız, ama bunun karşılığında para da kazanmamız gerekiyor. Hele şu son 4 -5 yıllık dönemde televizyonların kar etmesi de önemli olmaya başladı. Reklamlarını satması da, iyi reyting alması da önemli. Yani bir taraftan patron iyi reyting al diyor, diğer yandan reklam veren de reklamını satmak istiyor. Üzerinde bir sürü baskı hissediyorsun. Dengeli ve herkese eşit mesafede ölçülü olman gerekiyor. Mesela terör olaylarıyla ilgili haberleri verirken şuna inanıyorum; haber olarak veriyorum ama yayını uzatmak istemiyorum. Çünkü terörün istediği seni rutininden dışarı çıkartmak. Her zaman yaptığın şeylerden korku duymanı sağlamak. Dışarı çıkarken düşünmeni sağlamak, güvenlikten geçerken ‘Bu arabayı aramadı teröristleri de aramazsa!’ diye korkmanı sağlamak. Terörün istediği bu, şimdi buna alet olmaman lazım, bunu çok inanarak söylüyorum.

Şehit haberleri verme konusunda tutumunuz nedir?

Allah başkalarını göstermesin ama böyle bir şey olduğunda haber olarak verip normal yayına dönüyorum. Bunu yapınca da insanlardan telefonlar geliyor. Eleştiriliyoruz. Twitter’dan bir sürü yorumlar ve tepkiler geliyor. Onlara neden bu yayını yaptığımızı anlatmaya çalışıyorum. Onların istediği gibi bir yayın yaptığımda kendimle çelişiyorum ama yapmadığımda da büyük eleştiriler alıyorum. Ne yazık ki terörün istediği de bu korkuyu yaşatmak. Tabi ki şehit cenazelerini vermeliyim ama oradaki annenin feryadını vermem gerekmiyor. O kişinin özel anı, onun duygularını istismar edemem. İki tarafı da mutlu etmek mümkün olmadığından, teröre alet olmama kararı aldık. Allah bu uygulamayı tekrar düşündürecek olaylarla bizi karşı karşıya bırakmasın.

Reyting çok önemli ama reytingi elde etmeye çalışırken göz zevki de düşünülmeye başlandı. Son dönemlerde haber kanallarında bayan sunucuların bluzları göğüs çatallarına doğru cömertçe açılmaya, etekleri kısalmaya başladı. Kadınlarımızın haber kanallarında seks objesi olarak öne çıkması reyting kaygısı gibi görünüyor. Onların bu şekilde reytinge alet edilmesine ne diyorsunuz? Size göre reyting için yapılmalı mı?

Bizim tarafımızdan baktığınızda bu sorulacak soru bile değil aslında. Yani haberin ciddiyeti içinde biz buna külliyen karşıyız. Ben bunu oradaki genç kızlarıma söyleyemem. ‘Sen dekolteni biraz aç, etek boyunu yukarıya kaldır’ diyemem. Yani bunları söylemek bile bana çok anlamsız gelir. Hatta zaman zaman bunun karşısında bir uyarımız bile oluyor: ‘Dekolteni biraz düzeltsek mi, haberin önüne geçiyorsun’ diyoruz.

O zaman dikkat dağılıyor.

Tabi ki dikkati dağıtıyor. Ama haber dışındaki programlarda, bu işlerin ölçüsünde, dozunda yapılmasına karşı değilim. Sonuçta televizyondan bizlere resimler gönderiliyor ve onların da ölçülü ve hoş resimler olması lazım ama haberde bu çok uygun bir yaklaşım değil.

Bir röportajınızda şöyle bir açıklama yapmışsınız; “Prime time´a baktığımız zaman,  haber kanallarında yer alma sürelerinin sınırlı olması gerektiğini düşündüğüm, cinsel içerikli ve uzaylıları konu alana yayınlar, rating yaptığı için aralıksız iki üç saat boyunca sürebiliyor. Programların reyting ölçütüne göre içerik belirlemesini tehlikeli buluyorum.” Bu düşüncenizde değişiklik oldu mu?

Altına aynı şekilde imzamı atarım.  Bugün de aynı fikirdeyim. Haber kanalıysak ölçülü olmamız lazım. Bir kadını çırılçıplak ekrana çıkardığında veya bir adamın boğazını kestiğin zaman reyting alırsın. Herkes seni seyreder. En uç noktayı söylüyorum. Bir adamı öldürme anı televizyonda reyting alır, bir kadının çırılçıplak haber sunması da reyting alır. Ama bunun bir dengesi olmalı. İşler kirli reytinge doğru gidiyorsa, o reytingin sağlıklı hale gelmesi lazım. Bir tartışma programında iki kişi birbirine vurup yüzlerini gözlerini kan içinde bıraksa ve biri diğerinin gözünü çıkartsa, bu reyting alır. Demek ki bir sınırı var. Bir yerde durmak lazım, denge için bunu iyi ayırt etmemiz lazım. Kirli reyting başka bir şey. Bunu kimse yapıyor anlamında söylemiyorum.

CNNTürk’de asla görmek istemediğiniz haber nedir?

Bizim kanalımızın haberlerinde ceset göremezsiniz. Bu çok hassas olduğumuz bir konu.

Görmek istemediğiniz bir program da Özge Uzun’un sunduğu spor programı oldu. Haber yarışma formatındaki programı…

Zor soruları sona saklamışsınız (gülüyor).

Fenerbahçe sorusu nedeniyle program bitirildi ve bunu da twitter’dan yazdığınız mesajla açıkladınız. Bir soru yüzünden böyle bir programı kaldırmak ağır bir ceza değil mi? Ya da gelen tepkilere karşı duramadığınız için mi kaldırdınız?

Program yaz sezonu için yaptığımız bir projeydi ve bu yüzden yayından kalkmadı. Evet, bu erken bitmesine neden oldu ama sadece bir haftalık bir oynama oldu. Ayrıca Özge’nin yıpranmaması adına böyle bir kararı almamız gerekiyordu. Bu öyle bir şey ki, Türkiye’yi PKK ve terör bölemez ama Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş rekabeti bölebilir. Yemin ediyorum Türkiye’de takımcılık korkunç boyutlarda yaşanıyor. Öyle ki Fenerbahçe için yapılan şike soruşturmasının haberlerini hazırlarken taraftarlardan gördüğümüz tepkiyi, Silivri’de yatan insanlar karşısında görmedik.  O insanlar için böyle büyük bir tepki gelmedi, terörün karşısında bile böyle bir tek yumruk olamadık. Ama söz konusu Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ya da Bursa olunca bu oluyor. Taraftarlar, tek yürek halinde tek bir organizmaymış gibi hareket edebiliyorlar.

Yine de bu ilgi sadece futbola… Oysa bu ilgiyi sporun diğer dallarında görmüyoruz. Yanlış hatırlamıyorsam eski bir basketbolcusunuz. Buradan hareketle, 12 Dev Adam’ın yaşadığı hüsran için ne dersiniz?

Bu ayrı bir röportaj konusu olur derim (gülüyor). Basketbolla ilgili konuya bir girersem çıkmam. O yüzden bu konuyla ilgili beni pek konuşturma. Ama Türkiye’deki basketbola baktığım zaman maalesef hala Beşiktaş’ın, Fenerbahçe’nin ve Galatasaray’ın kendisine özel basketbol seyircisi oluşmadığını görüyorum. Futbol seyircisi maçlara gidiyor ve sessiz olunması gereken faul atışlarında lay lay lay lay diye bağırıyorlar.  Avrupa’nın pek çok ülkesinde basketbol maçlarına gitmiş biri olarak yurt dışında basketbol izleme kültürünün ve bilincinin çok daha yukarıda olduğunu söyleyebilirim. Bu kültür bir tek Efes Pilsen seyircisinde biraz var. Fanatik futbol seyircisi, basketbol izlemeye gittiği sürece maçlarda olaylar çıkmaya devam edecek.

Seyircinin bilinçlenmesi mi gerekiyor?

Basketbola özel seyircinin oluşması lazım. Çünkü farklı bir spor dalı, daha hızlı oynanıyor, kuralları değişiyor.  Onları bilmek gerekiyor.

Kanalların yandaşlıkla suçlandığı, ideolojik görüşlere göre kanalların açıldığı bir zamandayız. Böyle bir zamanda, tarafsız yayıncılık zorlaştı mı?

Bu aslında zor bir soru, çünkü toplum olarak kanallar yayına başlamadan önce sermaye grubuna göre onu Yandaş ya da Candaş olarak nitelendiriyoruz. Ben mümkün olduğu birine bir diğerinden daha yakın olmamaya çalışıyorum. Ama ister istemez insanlar, içerideki haberlerin dağılımına baktıklarında iktidar partisinin daha çok haberini görüyorlar. Çünkü ajanslar daha çok onların haberini geçiyor. Ayrıca CHP dışında bir başka muhalefet partisinden birilerini bulup konuşma yapmaları konusunda ikna etmekte zorlanıyoruz. Halkın ve siyasilerin gözünde kanallar arasında ayırımlar yapılıyor. Zaten bugünkü yapıda, tematik kanalların bi taraf olması çok kolay değil, en iyisi tarafsız olmak, haberleri adil bölüştürebilmek. Ve kim olursa olsun, kişilik haklarına saldırmamak.

Habercilerin bu açıdan bakıldığında namuslu olmaları gerekiyor.

Katılıyorum ve bence de zaten Türkiye’deki habercilerin hepsi namusludur. Bunun aksini kimse söyleyemez.

Çok sayıda haber kanalı olmasına rağmen her kanalın anchormeni yok. Bu önemli mi? Kanal izlenirliğini arttırır ya da azaltır mı?

Bir kere anchor’ı, men ya da women’i Türkiye’de çok fazla öyle adam yok. Şimdi sayalım desen bir elin parmaklarını geçmeyebilir. Hele kadın tarafında bu daha az. Anchor farklıdır, haber kanallarında ya da ulusal kanallarda durum farklı… Ulusal kanallarda anchor olmalı, çünkü reyting için kişinin duruşu önemli ama haber kanallarına bakınca bu tarz isimler, haberin sunumunda değil de sonrasında yapılan programlarda önemli oluyor.

Türkiye’nin genel manzarasına bakalım biraz da. Akdeniz’de Rum ve İsrail ittifakı oluştu… Onlar petrol ararken, bizim Piri Reis de denize açıldı… Durumu nasıl görüyorsunuz? Bir savaş çıkar mı, Türkiye savaşa girer mi?

Türkiye savaşmak için çok büyük bir ülke, o yüzden de Türkiye’nin bir savaşa girmesine kolay kolay izin vermezler. İslam ülkelerine örnek olan, ekonomik olarak büyük bir ülke. Böyle bir ülkenin kalkıp da sadece anlaşamıyor diye İsrail’le savaşa girmesi çok kolay değil. Bu anlamda belki gerginlik en üst noktaya kadar tırmanır ama sonrasında bir şekilde arabulucular devreye girer. İsrail halkına bir nefretim yok, Türkiye’de bir sürü Musevi insan yaşıyor ve içlerinde arkadaşlarım var.  Zaten İsrail halkı da yaptıklarından dolayı şu andaki hükümete fazla destek vermiyor. Bizim ülke olarak eleştirilecek bir tarafımız yok, çünkü Mavi Marmara olayında sonuna kadar haklıyız. İnsanlarımız uluslararası sularda katledilmiş. Neymiş efendim, adamın elinde sopa varmış. Sen de silah çekip vurmuşsun, ne yani, ben de atom bombası mı atayım?

İsrail neden özür dilemiyor?

İsrail hükümet politikası olarak özür dilemiyor. Onların özür dilediği bir şey gördün mü? Ama şu anda İsrail öyle bir kelime arayışındaki, o kelimeyi bulamıyor. Kendi dillerinde özür dilemek anlamına gelmesin ama Türkçe’de gelsin (gülüyoruz). Şu anda onunla uğraşıyorlar. Dışişleri Bakanı Davutoğlu ‘Ben apolgy (özür) kelimesini duymak ve metinlerde görmek istiyorum’ dediki, bu çok güzel bir hamledir. İsrail bunu yapmazsa kaybedeceği çok şey var. Zaten komşularıyla kötü durumda. Yine de yaşanan gerginlik konusunda Amerika bu bölgedeki iki güçlü müttefikini kaybetmek istemez ve sanırım kısa zamanda bu sorunu bir çözüme ulaştırır.

Peki topraklarımızdaki kan ne zaman durur? Bu konuda haber kanalının başında bir isim olarak ne söylemek istersiniz?

Ben bunu haber kanalının başında olan biri olarak değil de Barış Tünay olarak değerlendirmek istiyorum. 

Sizin bu konuda pek çok kişiden daha fazla bilginiz var...

Geldiğimiz son durum, ne yazık ki çok kötü, maalesef ölümler artıyor ve durum bugün 4 ölü, dün 2, önceki gün 11 ölü gibi rakamlarla ifade edilir hale gelmeye başladı. Her defasında bunlara üzülüyoruz ama durum giderek istatistiki bir tabloya döndü. Yani rakamlara göre mi üzülmeye başladık? 16 olunca daha çok üzülüyoruz da, 1 olunca daha mı az üzülüyoruz? Bu iş artık çığırından çıktı. Ama PKK’nın içinde de bir bölünme olduğunu düşünüyorum. Korkum bu işin başka aşamalara gidecek olması. Kürt gençlerin ‘Benim için ölme, benim için öldürme’ adıyla başlattıkları bir oluşum var. Bunlar desteklenmeli ama bu iş nereye kadar böyle gidecek, nasıl olacak, maalesef bilemiyorum. Artık son dönemlerde siyasi taraftaki Kürtlerden bu işlere karşı tepkiler gelmeye başladı. Kime ne yetmiyor anlamıyorum. Yine de hükümet bunları çözmeye çalıştığını söylüyor.

Objektif açıdan bakarsak, terör konusuna bu kadar ılımlı ve çözüm yanlısı olarak yaklaşan bir başka hükümet oldu mu? Ben hatırlayamıyorum.

Ben de aynı şekilde düşünüyorum, çözüm için çok uğraşıyorlar. İnşallah, bir an önce çözülür.

Biraz da Saba Tümer’in gidişini konuşalım mı?

Saba Tümer, son programını yaptıktan sonra kendisiyle konuştuk. Bizimle çalışmaktan mutlu olduğunu ama başka bir kanaldan kendisine çok iyi bir teklif geldiğini söyledi. Teklifi araştırdım ve eski kanalım Show TV’den geldiğini öğrendim. Teklif, verdiğimiz paranın çok üzerindeydi. Benim o ücretlere çıkmam mümkün değildi, Saba’nın da o teklife rağmen bizimle kalması mümkün değildi… Aldığı teklifi ve rakamı teyit ettikten sonra bu iş zaten bitmiş dedim. Alternatif bakmaya başladım ve Mesut’la (Yar) programa başladık. Mesut’un programı iyi gidiyor. Kısacası Saba, ‘Çok sıkıldım, gitmek istiyorum’ demedi. Dilerim, yeni kanalında başarılı olur.

Son olarak ben Medyaradar’da çıkan bir haberle ilgili olarak konuşmak istiyorum. ‘Dekorlar 19 Eylül’e yetişmediği için yönetimle teknik bölüm kavga etti’ şeklinde bir haber çıktı. Bu gerçeği yansıtmıyordu.

CNNTürk çatısı altında bir münakaşa, bir kavga olmadı yani...

Birbirine girenler, dekorları yapan bir ustayla teknikteki bir adam. Bunlar da ‘Kabloyu oradan geçiremezsin’, ‘Yok geçiririm’ konusu yüzünden kavga etmiş. Tartışma budur.

Medyaradar her zaman haberi kaynağından almaya özen gösteriyor. Ancak bazen haber kaynağı sessiz kalınca, siz de haberci olarak bilirsiniz ki, söylentiler, dedikodular ön plana çıkıveriyor. Bu sohbet için size çok teşekkür ederiz, başarılar dileriz.

YÜKSEL ŞENGÜL