Cemal Enginyurt Medyaradar'a konuştu: Fatih Altaylı edepsizlikte zirve yapmış bir adamdır!

Zaman zaman AK Parti'yi muhalefetten daha ağır sözlerle eleştiren MHP Ordu milletvekili Cemal Enginyurt, Figen Balcı ile Medyanın Yıldızları'nın konuğu oldu. Enginyurt, hapishane günlerinden Fatih Altaylı ile yaşadığı polemiğe dek bir çok konuda sorulan sorulara açık yüreklilikle cevap verdi.

Cemal Enginyurt’u pek çoğumuz olaylara verdiği tepkileri ile tanıyoruz. Cumhur ittifakı içinde yer alan MHP’nin Ordu Milletvekili olan Enginyurt kimi zaman AK Parti’yi muhalefetten daha ağız sözlerle eleştirmesiyle de dikkat çekiyor.

Cemal Enginyurt kendisini her zaman zayıf olanın yanında durduğunu ifade ediyor, siyasette sert söylemleri olsa da evinde sevecen bir baba ve eş olduğuna dikkat çekiyor.

Son dönemde gazeteci Fatih Altaylı ile yaşadıkları polemikle de gündemde olan Cemal Enginyurt’a sorduğum soruları her zamanki gibi açık sözlü üslubu ile yanıtladı. Keyifle okumanızı dilerim.

CHP’Lİ BABANIN ÜLKÜCÜ OĞLU

1.FB: 14 yaşında hapse girdiğinizi söylemiştiniz neden ve nasıl oldu o yılları anlatabilir misiniz?

CE: 1979 yılının başında 14 yaşında ülkücü harekete dâhil oldum, Türk milliyetçiliği fikrini benimsedim. Ama o günün Türkiye’si kargaşanın kavganın olduğu bir Türkiye idi. Yani baktığınızda o günün Türkiye’sine sokaklar dahi bölünmüştü ve baktığınız zaman bizim mahalle de ülkücülerin olduğu mahalle olarak tanımlanıyordu ama bizim ülkücü hareketle bir işimiz yoktu. O zaman ülkücülerin sayısı çok azdı ben de yaradılış olarak hep zayıfın ve güçsüzün yanında oldum. O günlerde ülkücülerin sayısı çok az diye ülkücülere dâhil oldum. 1979 yılında ilk olarak o günkü sokak hareketleri sebebi ile tutuklandım işte yaralama, kurşunlama gibi eylemler nedeniyle tutuklandım iki ay hapis yattım çıktım. Sonra 80 yılının başında tekrar içeri girdim sonra da 80 yılının temmuz ayında tekrar hapse girdim. 3 yılı aşkın hapis yattım lise bir öğrencisi iken girmiştim. Hapisten çıktım o sene tekrar lise birinci sınıfa başladım. Daha sonra Eskişehir İktisadi İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümünü okudum, bitirdim.

“HAPİSHANE HAYATI BENİM İÇİN ÜNİVERSİTE GİBİ OLDU, KUR’AN’I HAPİSHANEDE ÖĞRENDİM “

2.FB: Hapse girdikten sonra pişman oldunuz mu bu davaya gönül verdiğiniz için yoksa daha da mı bilendiniz sizi nasıl etkiledi o süreç?

CE: Ben şu anda da pişmanlık gibi bir kavramı reddedenlerdenim. Ders alınabileceğini düşünen, ders alınabileceğine inanan ama pişmanlık kavramını reddedenlerdenim. Hiçbir zaman hayatımın hiçbir evresinde yaptığım hiçbir işten pişman olmadım. Ama ders çıkarmak için oradan ders almak için gayret gösterdim, gösteriyorum da. Hapishane hayatı benim için bir üniversite gibi oldu. Ben hapishanede belki de hayatım boyunca okumayacağım kitapları okuma imkânı buldum. İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetname'sinden tutun dini anlamda Tam İlmihal’den, Das Kapital’den tutun, Cemil Meriç’inden Erol Güngör’ünden, Nihal Atsız’dan Necip Fazıl Kısakürek’den birçok insanın eserlerini okuma imkânı bulduk. Kur’an’ı dahi cezaevinde öğrenme imkânı buldum. Eğer siz hapishaneyi kendiniz için kazanç haline döndürebilirseniz hapishane insana kazanç verir. Ben o anlamda da hapishaneden kazançlı çıkanlardanım.

 “18-25 YAŞ ARASI AK PARTİ İLE ARASINA DUVAR ÖRÜYOR”

3.FB: Siz sohbettin başında demiştiniz ki babam CHP’liydi ben MHP’liyim bu aile içi demokrasinin de bir göstergesi olsa gerek. Sizin evde durum nasıl? Eşiniz ya da çocuklarınızdan farklı partiye gönül veren var mı ya da bu söz konusu olabilir mi?

CE: Mesela ben Galatasaraylıyım, eşim Fenerbahçeli, kızım Beşiktaşlı, oğlum Galatasaraylı (gülüyoruz) çok demokratik. Şöyle yani bizim ailede herkes Türk Milliyetçisidir önce onu söyleyeyim. Mustafa Kemal Atatürk’ü çok seven Türk Milliyetçisidir. Türkiye Cumhuriyeti sevdalısıdır, demokrasiyi, adaleti benimsemiş bir aileyiz. Bazen görüş ayrılıklarımız olur aile içersinde. Türkiye’deki yönetim biçiminden tutun da gelir dağılımından, hukuktan, sosyal adaletten insanların ruh haline varıncaya kadar evde tartıştığımız zamanlar fikir ayrılıklarımız vardır, ama bu fikir ayrılıkları her zaman bir sohbet çerçevesinde bir aile meclisi tartışması içersinde bazen bir sabah kahvaltısında, bazen evdeki iki üç saatlik zaman diliminde yapılan sohbetlerle her zaman birbirimize saygı sevgi içersinde bir fikir birliği sağlamışızdır dolayısı ile bizim aile MHP’lidir, bütün aile bireyleri MHP’lidir ama MHP’li olmak demek onlar için özellikle oğlum için söyleyecek olursam her şeyi kabullenmek anlamına gelmiyor. Yani Türkiye’de öğrencilerin durumu psikolojisi şu anda gelecek endişesi yaşıyorlar. Yarın ne olacak diyorlar. Ben geçenlerde bir söz söyledim bunu sanki AK Partiye muhalefet ediyorum gibi algıladılar. Dedim ki 18-25 yaş arası gençlikte Ak Patiye karşı bir duvar örme var, bir rezerv koyuyorlar dedim.

Bugün arabada gelirken çocuklar okudular Acun Ilıcalı bir rapor sunmuş bilmiyorum okuyabildiniz mi?

“YENİ KUŞAK AK PARTİ'DEN ÇOK UZAK"

4.FB: Geleceği Z kuşağının belirleyeceği ile ilgili olan rapordan söz ediyorsunuz sanıyorum.

CE: Evet geleceği Z kuşağı belirleyecek b Z kuşağının 7 milyonu oy kullanacak ilk seçimlerde diyor ama bu ilk seçimlerde oy kullanacak Z kuşağı mevcut yapıya aykırı düşünüyor diyorlar. Onlar rapor hazırlamışlar ama ben rapor olmadan sokakta gezerek gençleri dinleyerek, oğlumu dinleyerek, kızımı dinleyerek bu kanaate varmıştım. Bu kanaatle bir durum tespiti yapmış ve demiştim ki; “ Yeni kuşak AK Partiden çok uzak. Bunları kazanmak için bir faaliyet gösterilmeli, çalışma yapılmalı demiştim.

“AK PARTİ’DE 18 YILIN GETİRDİĞİ YORGUNLUK VAR”

5.FB: Peki bunun sebebini neye bağlıyorsunuz? Çünkü bu çocuklar AK Partiden başka yönetim görmediler zaten, pek çoğu AK Parti iktidarı döneminde doğdu ve büyüdüler. Kendilerini bildiklerinden beri AK Parti tarafından yönetilen bir Türkiye Cumhuriyeti gördüler acaba nasıl oluyor da bu yönetimden rahatsız oluyorlar, sebebi nedir sizce?

CE: Sebebi şu tabi 18 yıldır AK Parti iktidarda ama ister istemez bu 18 yılın getirdiği yorgunluk var. İstihdam alanları daralmış, üretimde istediğimiz seviyeye ulaşamamışız, işsizlik yüzde 13’lere ulaşmış, gençlerdeki işsizlik oranı daha fazla artmaya başlamış. Üniversiteye girerken değil lisede okurken çocuk şu endişeyi yaşıyor; “ yarın ne olacağım, bir işe girebilecek miyim? Bakın 630 bin sağlık mezunu var ama işe 3 bin kişi alabiliriz diyorsunuz. Bu 3 bin kişiyi velev ki adalet hak hukuk torpilsiz aldığımızı kabul etsek bile kalan 627 bini mutlu edemeyeceksiniz. Hiç kimse demeyecek ki hakkı ile girdi ile emeği ile girdiler. Bu 627 bin mutsuz oluyor. İşte bu mutsuzluk her geçen gün genele yayılıyor. 100 binin üzerinde Ziraat mühendisliği mezunu var mutsuz, veteriner olmuş, toprak mühendisi olmuş, gıda mühendisi olmuş mutsuz. Bunu gören geriden gelen çocuk da bu sefer hayal kırıklığı ile karşılaşıyor ve mutsuz oluyor.

6. FB: Bu sizin şahsi yorumunuz mu yoksa mensubu olduğunuz partinin de böyle bir bakışı var mı? Şayet öyle ise çözüm öneriniz nedir?

CE: Bu benim şahsi yorumum. (gülüyor)

“HERKESİ MEMUR YAPAMAYIZ, HERKESİ İŞÇİ YAPAMAYIZ”

7. FB: Peki bu şahsi yorumunuzla ilgili şahsi çözüm öneriniz nedir (gülüyoruz çünkü Cemal Bey anlaşılan partisini zor durumda bırakmak istemiyor ve bu tespiti şahsileştiriyor)

CE: Şahsi çözüm önerim şu; istihdamı karşılayabilmek için Türkiye yeniden üretime yönelik büyük hamleler başlatmalı, tarım yeniden desteklenmeli, Türkiye kendi kendine yeten dünyanın 7 ülkesinden biriydi ama süreç içersinde birçok tarım ürününü dahi ithal etmek zorunda kaldıysak bunun ana sebebi tarımdan uzaklaştık. Türkiye hem coğrafi yapısı hem de jeopolitik konumu itibariyle tarıma en müsait ülke. Biz herkesi devlet memuru yapamayız, herkesi işçi yapamayız, belediyelerde istihdam edemeyiz öyleyse ne olması gerekir; Biz dünyanın tarım alanı olarak en verimli topraklarına sahip bu ülkede tarımı yeniden teşvik etmeliyiz, desteklemeliyiz. İnsanları tekrar göç ettiği köylere geri döndürecek projeleri hayata geçirmeliyiz. Bakın bugün köylerimizde Türkiye’nin hangi vilayeti olursa olsun köylerimizde yaş ortalaması 65’in üzerinde. Emekli olan anne ve babalar köylere gidiyor.

“TÜRKEŞ’İN TARIM POLİTİKALARINI UYGULAYABİLSEK"

8.FB: Peki ama tarımdan uzaklaşmanın da belli gerekçeleri var çiftçiler açısından baktığınızda; elektriği ödeyemiyoruz, gübre parasını ödeyemiyoruz ekip biçtiğimize değmiyor diyorlar. Bu konuda ak Parti ile ortak bir çalışmanız bir planınız var mı ? Ya da sizin sunduğunuz bir rapor var mı?

CE: MHP’nin bu konuda 9 ışık doktrini diye ifade edilen merhum Alparslan Türkeş’in ortaya koyduğu tarım politikalarını aslında uygulayabilsek yeni bir rapor ihtiyacı bile doğmayacak. Bakın doğrudur maliyetler var, insanlar ürettiğini satamadığı için tarımdan uzaklaşıyor. Bu sıkıntıyı çözmek lazım, peki nasıl çözersiniz fındıktan örnek vereyim; fındık bundan iki yıl önce maalesef çok düşük rakamlara satılıyordu. Dolayısı ile hiç kimse bahçesine bakmıyordu verime önem vermiyordu. Allah ne verdiyse topluyor, karına zararına bakmadan satıp gidiyordu. Veya bahçeyi hiç toplamıyor, yarıcı dediğimiz kişilere vererek al kardeşim deyip kendi payına düşeni yarıcının göndermesini beklerdi. Ama fındık iki yıldır çok güzel bir fiyat yakaladı. Sayın Cumhurbaşkanımıza teşekkür ediyorum, Tarım Bakanımıza teşekkür ediyorum, TMO’ne teşekkür ediyorum. Fındık son iki yıldır değer kazandıkça mesela ben Ordu’dan örnek vereyim mesela  İstanbul’da yaşayan Ordulular fındık para ettiği için 2 ton fındık 40 bin TL ediyor ayda 3500 TL eder zaten İstanbul’da ancak o kadar kazanıyor bir de köye geldiğinde kira da vermiyor, tavuk bakacak, büyükbaş, küçükbaş havyan  alacak daha iyi olacak diye düşünerek memlekete geri döndü Ordu nüfusu 700-800 bin iken şimdi 1 milyon 200 bin seviyesinde, bir ay sonra 2 milyon olacak.. Diyeceksiniz ki yaz mevsimi ama eskiden yazın da gelmiyordu çünkü gelişin de bir maliyeti oluyordu. O maliyeti karşılayamıyordu insanlar. Demek ki biz ne yapacağız tarım ürünlerini değerini koruyacağız. Bakın Hollanda’daki süt ürünlerinin satışı bitmeden siz Hollanda’ya süt ürünü sokamazsınız, Hollanda’da sebze meyve bitmeden siz Hollanda’ya sebze götüremezsiniz. Baktığınızda Avrupalı ama koruyucu bir devlet, sınır koymuş. Dolayısı ile Türkiye Cumhuriyeti de hakkını yememek lazım Tarım Bakanlığının birçok projesi hazır hayata geçmeye başladı.

“ÇİN’E SÜT İHRAÇ EDECEĞİZ”

9.FB: Somut bir şey söyleyecek olursak çiftçiye bir müjdeniz olacak mı, çiftçi çok zor durumda

CE: Her zaman söylüyorum; örneğin arıcıların ve birçok insanın Ziraat bankasına borcunun ertelenmesini istemiştik sağ olsun Sayın Berat Albayrak bizim bu teklifimizi dikkate aldı 6 ay erteledi. Biz diyoruz ki tarım krediye olan borçlar ertelensin faizler düşürülsün çok korkunç faizler var mesela Türkiye’de şimdi konut faizi 0.60 iken yıla vurduğunuzda bu 8 bile etmezken tarım kredide yüzde 20 lerin üzerinde faiz var korkunç bir faiz. Bunlar kaldırılsın bu taleplerimizi iletiyoruz gündeme taşıyoruz. Ama esas yapılması gereken şu; çiftçi borçları muhakkak ötelenmeli ve ertelenmeli mümkünse affedilmeli ama tarımı destekleyecek hamleler yapılmalı. Bakın Çin’e 52 süt firmasının ihracat yapmasına izin verildi. Belki de ilk. Bunu kimse fark etmedi, bu ne anlama geliyor. Artık Türkiye’de süt üretimi gelişecek, büyüyecek, çiftçi para kazanacak anlamına geliyor. 52 süt firması Çin gibi bir ülkeye süt ihracat edecek bir buçuk milyarın üzerinde insan var Çin’de değil mi? Oraya süt gidecek bunun olabilmesi için Türkiye’de süt besiciliğinin ve hayvancılığın gelişmesi anlamına geliyor. Devlet bu tip ön açılımları yapıyor. Gençlerimizin, insanın mutlu olması için istihdamı artıran, üretimi teşvik eden bir yönetim modeli kurmalıyız. Bu konuda mesela Hazine Bakanı Berat Albayrak, korona virüs döneminde dünya büyük bir kriz yaşadı ABD ve pek çok ülke vatandaşlarına para yardımı yaptı Türkiye para topluyor diye muhalefet eleştiri getirdi. Öte yandan gazetelerde okuduk ABD’de 70 yaşında bir amca pandemi sürecinde korona tedavisi ile ilgili olarak bir milyon 380 bin dolarlık faturaya muhatap oldu. ABD’de ambulans çağırmak 1200 dolar, hastanede 3 gün yatmak 20 bin dolar. Ama beğenmedikleri, elleştirdikleri Türkiye’de ise bin gün dahi Allah korusun hastanede yatsanız hiçbir ücret ödemezsiniz. Bunu yok saymak hakikaten vicdansızlık olur. Korona virüsü nedeniyle ekonomik anlamda bu kadar sıkıntı yaşandığı bir dönemde bir milyon 700 bin kredi müşterisinin 105 milyarlık kredi borcu ertelendi. ABD para dağıttı diyorsun bu da bir dağıtım değil mi, bir milyonun üzerindeki yeni kredi talebi olanlara 198 milyar kredi verildi.

“YAŞANACAK EKONOMİK FELAKET ÖNLENDİ”

10. FB: Evet ama vatandaş sonuçta borçlandıkça borçlanıyor bu borçlar nasıl ödenecek ekonomi böyle durmuşken herkesin isyanı zaten bu yönde?

CE: Vatandaşa krediyi verirken sadece vatandaş gibi görmeyin bu kredi sanayiciye, esnafa üreticiye veriliyor. Bu şekilde pek çok kişi kepenk kapatacakken bu krediler cansuyu oldu çarkı döndürdü. Bu çarkın dönüşü de Türkiye’de ekonomik olarak yaşanacak bir felaketi önledi. Bakın yine burada yeni bir program açıkladı Sayın Berat Albayrak. Taşıt kredileri, konut kredileri, turizm kredileri büyük vadelere yayarak çok küçük faizlerle hizmete koyuldu. Halk Bankasına iki haftada 30 bin kişi başvurmuş, 6 milyar kredi almış, konut kredisi, turizm kredisi.

“DAMAT DEMEYECEĞİM DE MAHMUT MU DİYECEĞİM DİYOR"

11.FB: Bunların piyasaya olumlu yansıyacağını mı düşünüyorsunuz?

CE: Tabi piyasada yaratılmak istenen Türkiye yılsonunda iflas edecek dolar 10 TL’yi geçecek faizler yüzde 30 olacak diyenler inşallah mahcup olacaklar olmak zorundalar da. Bunu siyaseten değil, memleketini seven, devletini seven, insanını seven birisi olarak söylüyorum. Ülke batsa biz de batacağız o gemide Allah korusun bu CHP’li, MHP’li İYİ Partili diye ayıracak mı batarken. Öyle ise ülkenin geleceği için hep birlikte mücadele vermek gerekiyor, verilen mücadeleyi desteklemek gerekiyor. Benim üzüldüğüm Türkiye’de muhalefet hakikaten siyaseti doğru zeminde yapmıyor, ahlaki zeminde yapmıyor. Örneğin Sayın Berat Albayrak sürekli damat damat diye sanki damatlık aşağılanması icap eden bir sıfatmış gibi bir saldırı var. Hatta geçenlerde Meral Akşener diyor ki; “ Damat demeyeceğim de Mahmut mu diyeceğim”

“GELİN ESMA MI DİYELİM, GELİN EMİNE Mİ DİYELİM”

12.FB: O bir film repliği idi evet Çiçek Abbas filmine gönderme yapmıştı Sayın Akşener.

CE: Ama çok çirkin bir replik. Yani şimdi biz Meral Akşener’i bundan sonra “Gelin” diye mi çağıralım. Gelin Esma mı diyelim, gelin Emine mi diyelim ne diyelim? Niye Meral Akşener de sonuçta bir gelin değil mi? Bir ailenin gelini değil mi bir kayınvalidesi var bir kayınbabası var. Gelinlik, damatlık ayıp bir şey mi ki insanlara bunlar üzerinden saldırıyoruz. Sayın Berat Albayrak Sadık Albayrak’ın oğlu, Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı. Siz Sayın Berat Albayrak’a ismi ile hitap etseniz ve eleştirirseniz ne kaybedersiniz? Sayın Albayrak demek, Berat Albayrak demek sizsi küçültüyor mu veya buradan çok mu pirim yapıyorsunuz? Ama bakıyorsunuz yaptığınız eleştirilerde de akıl fikir bilgiye sahip değilsiniz. “ Komik damat dolar 7.25 oldu ne yapıcan?” diyordu Meral Akşener, “ Komik gelin dolar 6.80 ne yapıcan şimdi?” Öyle ya madem “ komik damat dolar 7.25 oldu” ise, “ komik gelin dolar şimdi 6.80 ne yapıyorsun şimdi?” Dolayısı ile siyasetin seviyesini düşürmemek lazım. Siyasette sırf muhalefet olsun diye, sırf “ Çarşı her şeye karşı” türünden siyaset yapmamak lazım. Türkiye’nin şu anda bana göre en büyük açığı da en büyük yanlışı da bu.. Yani CHP muhalefet yapıyor bakıyorum, ( ne yapacaksın diye sorma söylemeyeceğim diyor ve gülüyor) bunlar gibi yapmam. Muhalefet yapılacak o kadar konu var ki…

“ DOĞU PERİNÇEK’İN OLDUĞU CUMHUR İTTİFAKINDA BEN YOKUM”

13.FB: Siz zaman zaman yapıyorsunuz bunu zaten mesela AK Partiyi çok sert biçimde eleştirdiğiniz de oluyor ya da kendi partinizi de öyle.

CE: Aslında durum şu ben durum tespiti yapıyorum.

14.FB: Nasıl yapıyorsunuz bunu? Sonuçta birlikte yol alıyorsunuz AK Parti ile ama mesela geçen gün Aleyna Çakır’ın ölümü ile ilgili olarak iki bakana da hakikaten önemli bir uyarıda bulundunuz sosyal medya üzerinden. Bunlar sıkıntı yaratıyor mu AK Parti ile aranızda?

CE: Karşı tarafta insanlar yanlış sonuçlar çıkarabilir bunlarla ilgili bir eleştiri gibi görebilir ama öyle değil. Bakın ben Aleyna olayında tepkim şuydu; bir adam üç hilalin önünde bir resim çektirmiş bir ilçe teşkilatının önünde CHP Genel Başkan Yardımcısı da çıkmış, “Cumhur İttifakı bunu koruyor bu katil” diyor. Ben de dedim ki TCK 84. Maddesinin 4. Fıkrası der ki; “ Zulüm, baskı, cebir yolu ile birinin intiharına sebep olunursa buna sebep olan kişi cinayetten yargılanır” diyor dedim. Süleyman Soylu, Sn. Abdülhamit Gül bu adama gereğini yapın dedim. Buradan bazı TV kanalları ve gazeteler  “Cemal Enginyurt’dan Süleyman Soylu ve Abdülhamit Gül’e tepki diye söz ettiler. Ben olsam öyle okumam onu, derim ki; “ Cemal Enginyurt bile üç hilalin önünde resim çektirmiş bir adama tutuklansın diyorsa bunu dikkate almalıyız” diye bakarım ben. Ama maalesef dedim ya Türkiye’de zarfa bakılıyor, mazrufa bakılmıyor.

Mesela Doğu Perinçek geçen akşam bir TV kanalında diyor ki “Devlet Bahçeli aklını başına alsın. Ayasofya ile ilgili bu çıkış doğru değildir, Batı ne der, Rusya ne der? AK Parti bu şekilde tahrik edilmemelidir” diye konuştu. Şimdi bu Perinçek kim nasıl sayıyorsa Cumhur ittifakı içinde sayıyorlar. Bana göre Perinçek’in olduğu bir Cumhur İttifakında ben öyle bir Cumhur İttifakını kabul etmem. Perinçek’in desteğine de himmetine de ihtiyacımız yok.

“PERİNÇEK ÜLKÜCÜ KATİLİDİR”

15. FB: Yani Perinçek varsa ben yokum mu diyorsunuz Cumhur İttifakında ?

CE: Evet o varsa ben yokum. Perinçek ülkücü katilidir. 12 Eylül öncesinde bugünkü Aydınlık gazetesinin o günkü adı yine Aydınlık Gazetesi idi. Ülkücülerin resimlerini, ağabeylerimizin resimlerini yayınlatıp, bir gün ya da iki gün sonra vurulmasına sebep olan bir katildir Perinçek ve gazetesi. Şimdi bu Perinçek çıkıyor “15 Temmuz’u ben önledim" diyor. Demeyecek miyim; “ Sen kimsin lan, sen neyi önledin?" Sen topal adamın tekisin. Sen PKK sevicisisin, Abdullah Öcalan’a çiçek veren adamsın. Sen teröristlere selam duran adamsın 15 Temmuz’u AK Parti, MHP ve 82 milyon Türk milleti engelledi. Ha bu Türk milletinin içinde kendini görüyorsan, amenna bir şey demem. Ama ben önledim, benim adamlarım önledi, kimse bunun adamları haindir. Kim Doğu Perinçek’in adamı ise haindir eğer Türk Ordusu içinde Doğu Perinçek’in adamı varsa FETÖ’den daha tehlikelidir.

“ÇİN’DE BİLE MAOCU KALMADI BUNLAR MAOCU”

16. FB: Doğu Perinçek’in böyle bir karşılığı var mı?

CE: Bence mümkün değil Doğu Perinçek’in ne diye peşine gidecekler. Doğu Perinçek’in fikri ne zikri ne ? Çin hayranı, hala dünyada Mao’cu kalmadı, Çin’de bile Mao’cu kalmadı bunlar Mao’cu, Çin’de yok bunlardan… Dolayısı ile şimdi bunu eleştirdiğimizde Biri şunu mu diyecek bize” Cumhur ittifakında büyük çatlak” Ya kim ki bu; binde 7 oyu olan bir adam, parti. Neyin Cumhur ittifakı ya ki verdiklerine de inanmam. Bir gün gelecek göreceksiniz ki AK Parti’yi ve Sayın Cumhurbaşkanını en ağır şekilde eleştiren adam bu Doğu Perinçek olacak. Çünkü tarih boyunca ipi ile kuyuya inilmemiş ki. Bir gün Çinci olmuş, bir gün Rusçu olmuş, bir gün İngiltere hayranı olmuş, bir gün CIA’e uşaklık yapmış. 

ENGİNYURT’TAN ARINÇ’A: “ÇİÇEK BÖCEK TOPLARKEN Mİ ATILDILAR”

17. FB: Yani ittifak ortağınız da eleştirilerinizden vazgeçmeyeceğinizi anlıyorum doğru mu?

CE: Bunları eleştirmek suç mu? Örneğin Bülent Arınç diyor ki; ( burada ağlamaklı ses tonu ile konuşarak Arınç’ı hicvediyor) ”Benzin istasyonlarında pompacıları görünce eve temizliğe gelenleri görünce ağlıyorum diyor. Bunları KYK’lı mağdur oldular “ diyor. Hayırdır, bunlar çiçek böcek toplarken mi atıldılar? Maaşımı onlara veriyorum diyor. Kimin maaşını veriyorsun onlara Bülent Arınç? Devletin Cumhurbaşkanı seni bir kuruma üye yapmış oradan 18 bin mi 15 bin mi maaş alıyor oraya veriyorum diyor. Bu sözler ve bu verilen maaş bu ülkeye en büyük ihanettir demeyecek miyiz veya bunu dediğimizde Cumhur ittifakına ihanet mi etmiş olacağız veya Sevda Noyan diye bir kadın çıkıp 50 kişilik liste yaptım dediğinde “Ya bu kadın Ak Partilidir, AK Partiye yakın buna bir şey demeyelim mi diyeceğiz? Dolayısı ile bu tür çıkışlarımızı bazıları işine geldiği gibi değerlendiriyor ama hiç önemli değil.

BAHÇELİ’DEN ENGİNYURT’A UYARI

18. FB: Sayın Bahçeli sizi uyarıyor mu bu konularda? Geçen söylemiştiniz ara sıra zülfiyare dokunduğumuzda Genel Başkanımız uyarıyor demiştiniz. O uyarının tonunu merak ediyorum nasıl uyarır sizi ne der?

CE: Devlet Bey Cumhur İttifakına ve Sayın Cumhurbaşkanı’na büyük bir hassasiyet ile değer veren bir insan, bir lider. Devlet Bey bizim söylemlerimizden Cumhur İttifakı zarar görüyor gibi bir haber gördüğünde üzülüyor. Bu üzüntüsünü de bazen bana kendisi ifade ediyor bazen de Genel Başkan Yardımcılarımız aracılığı ile ulaşıyor. Ben bunları dikkatle değerlendiriyor ve irdeliyorum. Sayın Genel Sayın Başkanımızın haklı olduğunu düşünerek elimden geldiğince Cumhurbaşkanına karşı yanlış anlaşılacak söylem kullanmaktan imtina ediyorum ama dedim ya bazen bizim ne söylediğimize bakmıyorlar. Bazen ben TV’lerde ya da sosyal medyada bir açıklama yaptığımda benim ne dediğime bakmıyorlar ordan işine gelen bir cümleyi cımbızla alıyorlar öncesi ve sonrası da yayınlanmadığı için buradan benim sert eleştiri yaptığım gibi haber yapılınca ve Sayın Bahçeli de bunu okuyup izleyince Cumhur İttifakına ve Sayın Erdoğan’a değer veren bir insan olarak ki takdir ediyorum görüşleri benim için esastır. Bizi uyarıyor ben de elimden geldiğince o uyarıya dikkat etmeye çalışıyorum.

“KIZILAY BİZİM CUMHUR İTTİFAKI ORTAĞIMIZ DEĞİL” 

19. FB: Peki zaman zaman sizin kendi partinizden bazı isimlerin sizinle ilgili gıybet yaptıkları konusunda da serzenişleriniz oluyor. Geçenlerde sosyal medyada da yazdınız bu mealde bazı şeyler. Bunları yapanları isim isim biliyor musunuz? Neden böyle bir şey yaşıyorsunuz kendi partiniz içinde?

CE: Bazen ben sert eleştiriyorlar ya bazı yerlere sert eleştiri yapıyorum. Örneğin Kızılay’a bir eleştiri getirdim. Bazıları diyor ki “ya bu çok sert oldu, Kızılay niye böyle eleştirildi Cumhur İttifakıyız” Ben de diyorum ki “ Arkadaş Kızılay bizim Cumhur İttifakı ortağımız değil. Biz AK Parti ile Cumhur İttifakı ortağıyız. Bizim hassasiyetimiz Recep Tayyip Erdoğan. Şimdi bunu birileri alıyor böyle ısrarla “ acaba buradan Cemal nasıl zarar görebilir”  diye kullanıyorlar.

MHP İÇİNDEN ENGİNYURT’A TEPKİLER

20. FB: Ama kendi partinizden yapıyorlar bunu.

CE: Her partiden oluyor. Mesela Ozan Ceyhun olayında da tweet attık Sayın Genel Başkan bizi çok sert biçimde uyardı. Ama bu uyarının arkasından birileri “ Vay işte şöyle oldu, böyle oldu” diye konuşuyor. Ben bu anlamda diyorum ki; “ Birbirimizi sevelim, birbirimizin kuyusunu kazmayalım. Birbirimize sahip çıkalım ben düşersem benim düşmemin hiç kimseye bir faydası olmaz. Arkadaşlarıma da açık ve net şunu diyorum ben milletvekilliğinden düşersem benim yerime sen mi geleceksin?  Ya da senin yerine ben mi geleceğim? E gelmeyeceğiz o zaman birbirimize sahip çıkalım, arkadan konuşmayalım, Birbirimizi küçük düşürmeye, itibarsızlaştırmaya çalışmayalım. “ Efendim Cemal’in söyledikleri işte sert olabilir ama biz onun gibi düşünmüyoruz” E düşünme, düşünmediğini bir CHP’liye, bir HDP’liye bir AK Partiliye söylemek zorunda mısın?

“KURACAĞINIZ PARTİ AK PARTİ GİBİ OLMALI”

21. FB: Yeni kurulan DEVA ve GELECEK partileri ile ilgili ne düşünüyorsunuz ?

CE: DEVA ve GELECEK partileri bir dönem 15 yıl boyunca bu ülkenin yönetiminde söz sahibi olup, telefonları susmayan herkesin karşısında hazır ola geçtiği selam verdiği ilgi ve alaka gösterdiği insanlar bir müddet sonra telefonları susmaya başlamış, kimse arayıp sormamış, ciddiye alınmamış itibar zaafı yaşamış ve yeniden “ biz de varız” demek için elma şekeri elinden alınan çocuklar misali parti kurmuşlar. Çünkü bu ülkede parti kurduğunuzda kuracağınız parti Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Partisi gibi olmalı yani; daha kurmadan illerde binlerce insanla miting yapmalısınız ki, kurmadan, her ilde değil her belde de ilçe teşkilatlarınız hemen olmalı ki parti kurasınız. Ama bugün iki partiye de bakıyorsunuz hala 40 ilde örgütlenmesini tamamlayamamış, ilçelerin neredeyse yüzde 80’inde tabela asamamış. O zaman siz hangi heyecanı, hangi coşkuyu yakaladığınızı söyleyip de bu ülkede iktidar olmayı hedefliyorsunuz ? E böyle bir hedef yok ortada öyleyse böyle bir hedef yoksa nedir nefsidir, şahsidir. Ayrılık gerekçeleri ideolojik değildir, ayrılık gerekçeleri nefsi ve şahsidir. Makam ve mevkilerden düşmüş olduğu ruhsal çöküntü bu arkadaşların parti kurmasına sebep olmuştur. Bir gün Sn. Recep Tayyip Erdoğan dese ki; “ Gelin çocuklar avuçlarımı açtım, kanatlarımın altında size de yer var dese bu partiyi kurduktan sonra koşarak giderler çünkü parti kurmanın ne kadar zor bir şey olduğunu gördüler. Teşkilatlanmanın ne kadar zor bir şey olduğunu gördüler, emin olun Sayın Cumhurbaşkanı davet etse bunları koşarak giderler.

“TAYYİP ERDOĞAN TEKRAR O KAPIYI KENDİLERİNE AÇARSA KOŞARAK GİDERLER.”

22.FB: Peki davet eder mi Sayın Cumhurbaşkanı?

CE: Eder çünkü bunun örneği çok. Yani hem AK Partide bunun örneği var hem MHP’de bunun örneği var, hem CHP’de bunun örneği var, hem İYİ Partide bunun örneği var.

23.FB: Peki AK Partiye geri dönecekler ise niçin parti kurdular?

CE: Yani toplumda karşılık bulma, ben varım diyebilme, ben güçlüyüm , ben buradayım diyebilme. Kendini unutanlara, dün kendisine selam verip karşısında hazır olda duranların bugün kendilerine çok ağır laf söylediklerini gördüklerinde kendilerini ağır eleştirdiklerinde insan olarak şöyle diyorlar ben de diyorum bazen;  “ Lan ne vefasız bir toplummuş ya” Düne kadar bu adam karşımda üç düğme ilikliyordu da bugün bak benim için ne acımasız laflar ediyor dediğinde tekrar güç sahibi olmak isterler. Çünkü sonuçta insanız insan gücü sever. Bu gücü de Recep Tayyip Erdoğan tekrar o kapıyı kendilerine açar ve sağlarsa koşarak giderler.

“EMEKLİ OLURSAM GAZETECİLİĞE DÖNERİM”

24. FB: Siyasetle ilgili epeyce uzun konuştuk siz gazetecilik de yaptınız bir dönem Ordu’da.

CE: Bir dönem değil 25 yıl yaptım Ordu’da Boztepe diye haftalık gazete çıkarttım 1988 yılında sonra Hürses diye günlük bir gazete ile devam ettim ve sonra Ordu Yeni Haber diye bir gazete ki bunların sahipliğini yaptım.

25. FB: Seviyor musunuz haberciliği, gazeteciliği?

CE: Ben en çok sevdiğim şey diyebilirim yani siyaset yapmasam ne olacaksın deselerdi bana ki siz dediniz şu anda ben Ordu’da yerel bir gazetede ekonomik zorluklara rağmen, sıkıntı yaşayacağımı bilmeme rağmen gazete çıkarmak ve yazmak en çok hayal ettiğim şeydir herhalde bir gün emekli olursam yine bu işi yapacağım.

“TÜRKİYE’DE BASIN ÖZGÜR”

26. FB: Yerel basının statüsü farklı ama ulusal basına baktığımız zaman bir gazeteci olarak özellikle vekilliğinizin yanı sıra gazeteci kimliğinizle baktığınızda sizce Türkiye’de basın özgür mü? Demokratik ortamda çalışabiliyor mu gazeteciler?

CE: Ben Türkiye’de basının en fazla özgür olduğuna inanlardanım. Neden diyeceksiniz bu kadar gazeteci hapiste a olur mu diyecek olursanız isimlerini vermekten tiksindiğim tipler de dahil olmak üzere bu ülkenin Cumhurbaşkanına çok ağır hakaret eden, Sayın Devlet Bahçeliye çok ağır konuşanlar var gazeteciyim diyip YouTube kanalı kurmuş kendisine oradan konuşanlar var, yazanlar var. Can Ataklı “ Ne diyon lan” demedi mi Cumhurbaşkanına, “haddini bil” demedi mi? Mesela; Habertürk’e KRT’ye Halk TV’ye de bakıyorum diyelim ki çok ağır laflar ediyorlar. Mesela İngiltere’de Kraliçeye yaşlı demek suç Niye çünkü pırıl pırıl genç bir kraliçe var 92 yaşında (gülüyoruz) siz bu kraliçeye yaşlı diyemiyorsunuz. Sosyal medyada derseniz hesap açamıyorsunuz bir daha. Şimdi sosyal medyaya bakıyorsunuz adeta kanlı bir terör örgütünün tetikçileri gibi nasıl saldırılar var insafsızca. Geçenlerde yine Sn. Cumhurbaşkanı’nın rahmetli annesine çok ağır sözler edenler var. PKK’lı HDP’li Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’a çok çirkin sözler söyleyenler var. Böyle bir ülkede gazetecilerin özgür olmadığını söyleyemeyiz.

“HDP YÜRÜYÜŞÜ BAŞKALDIRIDIR, İSYANDIR”

27. FB: Ama onlar gazeteci değil tabi sosyal medyada çok sayıda trol var bunları gazeteci kabul edemeyiz. Gerçekten gazetecilik mesleğini yapanlar açısından sormuştum sorumu.

CE: Ama bunlara baktığınızda sonuçta bunları destekleyenler de var. Örneğin İzmir Belediyesinde tescilli bir PKK’lı bir ihale alıyor, bu eleştirildiğinde CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ; “ Ahmet boşver bunları, bunlarla aynı dini paylaşmak bile, bunlarla cenazemizin yıkanacak olması bile çok garip” diyor. Baktığınızda birisi basın özgürlüğü gibi gözüküyor ben bunu özgürce söyledim diyor. Yani şöyle düşünün; geçenlerde Müesser Yıldız tutuklandı “ gazeteci tutuklanır mı “dediler. Müesser Yıldız bir astsubay ile defalarca yaptığı görüşmelere istinaden casusluk ve vatan hainliği iddiası ile tutuklu bulunuyor. Bu doğru mu yanlış mı mahkemeler belgelerle karar verecek.

Ya da TELE1’in Ankara temsilcisi FETÖ’cü diye gözaltına alınmadı ki. İçeride şu kadar tıutuklu gazeteci var diyorlar bakıyorsunuz, hırsızlık ya da ahlaksızlık nedeni ile hapiste olanları da bu sayıya dahil ediyorlar. Kişinin gazeteci olması yaptığı yanlışı örtmez ki, örterse demokrasi olmaz dolayısı ile ben şöyle düşünüyorum. Türkiye’de fikrini açıkça söyleyene hiçbir yaptırım yok ama fikrini hakarete dönüştürürseniz, küfre ve nefrete dönüştürürseniz, toplumu bölmeye ve parçalamaya yönelik bir tarza çevirdiğinizde bu demokrasi olmuyor. Örneğin HDP yürüyüşünden söz edelim; CHP diyor ki HDP yürüyüşü anayasal haktır. Ben de diyorum ki; başkaldırıdır, isyandır. Toplumu bölmek ve parçalamaya yönelik bir eylemdir. Eğer, HDP’nin niyeti demokrasi olsaydı, adalet olsaydı o zaman 3 yıldır eş başkanları Demirtaş hapiste yatarken niye yürümedin diyorum, belediye başkanların görevden alınıp kayyum atanırken niye yürümedin, Leyla Güven yüz bilmem kaç gün ölüm orucu yaparken niye yürümedin, Leyla Güven hapise gitti diye yürüyorsun, ama Leyla Güven hapiste yatıp ölüm orucu tutarken yürümüyorsun. Ölüm orucundan ölenler var, komünist, PKK’lı, devrimci değil mi? Yani Enis Berberoğlu için buradan İstanbul’a yürüyen Kılıçdaroğlu madem bu kadar özgürlük ve adaletten yana onlar için niye yürümedi ya da yürümeyi düşünmüyor eğer bir adaletsizlik varsa?

Enis Berberoğlu için yürüyorsun Enis Berberoğlu için adalet dedin adalet kararını verdi ne dedi Enis Berberoğlu casusluk yapmıştır, devletin gizli belgelerini ifşa ettiği için ceza aldı adalet tecelli etti işte, Kılıçdaroğlu çık özür dile. Şimdi Enis Berberoğlu gazeteci mi oldu? Gazetecilik faaliyetinden dolayı mı tutuklanmış oldu?

Bu ülkede Sayın Cumhurbaşkanı’na öyle laf eden gazeteciler var ki yorumcular var ki akla ziyan. Ben diyorum ki bir adam diktatör olsa diktatör olmayı bırak biraz agresif, sinirli olsa bunları odunla döver ya… Bu kadar hakarete tahammül edilir mi ya. Siz Belarus’a gidin Başkanı eleştirmeyi bırakın övmek de suç. Bunlar diktatör görmemiş, bunlar demokrasinin ne olduğunu bilmiyorlar. Ben Türkiye’de hakaret etmeyen, küfür etmeyen gazetecinin istediğini yazdığını düşünüyorum.

Mesela ben 2015 öncesi Sayın Cumhurbaşkanı ile ilgili kendi söylediklerime bakıyorum da bu ülkede özgürlük yok diyen halt etmiş. ( gülüyoruz)

“CUMHURBAŞKANI’NA SÖYLEDİĞİM SÖZLERDEN DOLAYI PİŞMAN DEĞİLİM”

28. FB: Pişman mısınız o sözleri söylediğiniz için ?,

CE: Yo değilim onlar duruyor sayfalarımda zaten.

29.FB: Yani o zaman öyle mi gerekiyordu?

CE: 15 Temmuz sonrasında Sn Genel Başkanımız “Ülkenin devletin menfaati için Cumhur İttifakı asıl olmuştur, önem arz etmiştir bu saatten sonra biz hükümetin ve devletin yanındayız” dediği günden itibaren de en iyi şekilde Cumhur İttifakını savunmaya, onların yanında yer almaya gayret gösteriyorum.

30.FB: Bunu inanarak yapıyorsunuz değil mi?

CE: Tabi inanmamış olsam yapmam zaten.

“BU SAATTEN SONRA DÜŞMAN MUAMELESİ GÖRECEKSİN”

31.FB: Fatih Altaylı ile aranızdaki meseleye gelelim. Fatih Altaylı sizin kendisini tehdit ettiğinizi ve hedef gösterdiğinizi ifade ederek mahkemeye başvurdu biliyorsunuz. Nedir süreç nasıl geldiniz bu noktaya?

CE: F. Altaylı Meral Akşener ile yaptığı bir TV programında Meral Akşener ülkücülerin evinin önüne geldiğini, slogan attıklarını, bağırdıklarını söyledi ki bu ülkücüler mahkemede beraat etti.  15 kişilik grup demokratik haklarını kullandıkları için beraat ettiler. Bunu anlatırken Fatih Altaylı lafa girdi dedi ki; “ Ya onu kapatalım, it ürür kervan yürür” dedi. Kendisi ne kadar inkâr etse de bu söz alçak bir sözdür nefret dolu bir sözdür ve ülkücülere en ağır hakarettir. Bu hakaretin karşılığında da biz o akşam bütün ülkücüler tag’leşerek (Twitter’da etiket açarak) Fatih Altaylı’yı sabaha kadar birinci yaptık küfür yarışmasında. Yani Fatih Altaylı bizden şefkatli sözler duyacak hali yok. O hakaretin karşısında misli ile cevap buldu. Ben de bir tweet attım dedim ki ; “ Bu saatten sonra düşman muamelesi göreceksin”. Fatih Altaylı bunu bir tehdit olarak algıladı ben geçenlerde bir TV programında da bir vatandaş Ömer Avşar tehdit ettiğimi söyleyince oraya bağlandım Ahmet Hakan’ın programına orada dedim ki; “ Ömer Avşar sana birisi it dediğinde sen düşman ilan etmeyebilir ve dostluğuna devam edebilirsin. Ama bizi bunu diyene biz en sert şekilde misli ile karşılığını veririz. Düşmanız derken biz Fatih Altaylı’yı döveceğiz öldüreceğiz demedik zaten öyle bir şey yapılacaksa yazmaya gerek yok dedim. Ben dedim ki bundan sonra görürsem selam verirsen selamını almam, elini uzatırsan elimi uzatmam anlamında düşmanlık sergiliyorum dedim. Bu da benim en doğal hakkım. F. Altaylı bize ahlak edep dersi vermeye kalkıyor ama baktığımızda Serap Çil diye bir genç kızı seni gazeteci yazar yapacağım diye yanında taşıyor, kızı beyzbol sopası ile dövdüğünü kız iddia ediyor, mahkemelere düşüyor şimdi biz bunu söylemeyecek miyiz? “ Fatih Altaylı sen kadın düşmanıymışsın” diye? Fatih Altaylı diyor ki ben mahkemede kazandım. Kazanabilirsin o gün mahkemede Ali Fuat Yılmazer ile iş pişirip kazandığını söylüyor.

32.FB: Cem Küçük öyle bir iddiada bulunmuştu

CE: Cem Küçük söyledi, Rasim Ozan Kütahyalı söyledi.

“FATİH ALTAYLI EDEPSİZLİKTE ZİRVE YAPMIŞ BİR ADAMDIR”

33.FB: Siz araştırdınız mı konuyu, dosyayı incelediniz mi?

CE: Elimde dosya şu an. İnceleyince şunu gördüm kız çocuğu kandırılmış, duyguları ile oynanmış. Kızın ifadesi ile değerli bir yüzüğü gördüğünde eşi Fatih Altaylı’ya çok ağır hakaretler etmiş. Bunun üzerine Fatih Altaylı kızı tehdit etmiş, tehdide rağmen ilişki devam edince kızı sopa ile dövmüş. Sonra kızı polisleri ve savcıları ayarlayarak suçlu hale getirmiş ve kızı mahkûm ettirmiş. Ben şimdi Fatih Altaylı’ya mahkemede soracağım; Ali Fuat Yılmazer ile ilişkin ne? Savcılarla görüştün mü? Madem mahkemeye veriyor beni, ben de Serap Çil dosyasını götüreceğim diyeceğim ki buyur bu dosyayı yeniden açalım çünkü o çocuğun o gün FETÖ’cüler ile kumpasa düşürüldüğü Fatih Altaylı’nın da bu FETÖ’cüler ile yakın ilişkisi olduğunu Cem Küçük de Rasim Ozan Kütahyalı da bir çoğu da sosyal medyada yazdı. Fatih Altaylı'ya soracağım sen bunlarla Ali Fuat Yılmazer ile hangi ilişkiyi kurdun hangi dostluk içerisinde hareket ettin ve bunu neden yaptın. Ha Fatih Altaylı bize şunu dese anlarız; “ Ben bir hata yaptım özür dilerim” dese anlarız. Şimdi biz Habertürk kanalının düşmanı değiliz, Turgay Ciner ile namus davamız kan davamız yok, Fatih Altaylı ile namus davamız kan davamız yok. Ama bir konuğunu mutlu edeceğim diye, ki Fatih Altaylı edepsizlikte zirve yapmış bir adamdır. Galatasaray maçlarındaki kavgaları ile ünlüdür, yediği dayaklarla ünlüdür, TV’de ağzından çıkan lafların ne kadar çirkef seviyesiz olduğu ile ünlüdür yani bu memlekette Cemal Enginyurt küfür ediyor denilir ama Fatih Altaylı’nın yanında ben evliya gibiyim.

Fatih Altaylı ülkücülere bulaşmakla tarihi bir hata yapmıştır, yanlış yapmıştır. Fatih Altaylı’nın yapacağı şey milyonlarca ülkücü ona özür dile dedi ama dilemedi ama Fatih Altaylı bundan sonra her zaman ülkücülerin dikkatle takip ettiği, bir kişi olarak yaptığı her hatada ülkücüler ona gerek sosyal medyada gerek televizyonlarda en ağır tepkiyi koymaya devam edecektir.

34.FB: Şimdi size birkaç kelime söyleyeceğim sizdeki ilk çağrışımlarını bana düşünmeden söyler misiniz:

 FB:                          CE:

VATAN                 SEVGİ

EVLAT                   CAN

SEVGİ                    EŞİM

ADALET                DEVLET BAHÇELİ

DEMOKRASİ        HÜRRİYET

“EVDEKİ 40 KG HANIMDAN KORKAN BİR TİPİM”

35.FB: Ülkücüler biraz daha sert mizaçlı ve ataerkil görünürler. Siz evde nasıl bir baba ve eşsiniz?

CE: Türkiye’de isim yapmış, agresif korkulan bir tip olarak görülürüm ama evdeki 40 kg hanımdan korkan bir tipim. (gülüyoruz)

36.FB: Evlatlarla aranız nasıl? Sarılıp öper misiniz, yakın mısınız?

CE: Birisi 24 yaşında biri 22 yaşında evlatlarımın hiç birisine bir fiske vurmamış bir babayım. Her dertleri ile bire bir bir arkadaş gibi ilgilenirim ve her eve girişimde de muhakkak öperim.

“KAPİTALİZM ÇÖKECEK, TÜRKİYE GÜÇLENECEK”

37.FB: Türkiye’yi şu anda nasıl görüyorsunuz ekonomik ve sosyal olarak? Geleceğe dair nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?

CE: Türkiye çepeçevre kuşatılıp adeta bir Haçlı ittifakı misali yenilmek yere düşürülmek istenmesine rağmen içte ve dıştaki bütün hainlerin bir olup bölmek ve parçalamak istemesine rağmen, dimdik ayakta duran, durmaya devam eden, yaşadığı bütün ekonomik sıkıntılara, sosyal adaletteki eşitsizliğe rağmen, birlik ve beraber olma noktasında birliğini bütün dünyaya ispat eden büyük bir ülke büyük bir millet. Türkiye’nin geleceğini aydınlık görüyorum. Türkiye’nin geleceğini “ dünya 5’den büyüktür” diyen  Recep Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği gibi dünyanın 6’ıncı büyük devleti olacağına inanıyorum. Önümüzdeki süreçte kapitalizmin çökeceğini, yeniden sınır devletlere geçilip kurulacağını ve bu sınır devletler kurulurken de Türkiye’nin dünyada en iyi en modern en gelişmiş ülke olacağını görüyorum. Bunun işaretlerini alıyorum. Türkiye için umutluyum. Gençlere de buradan bir mesaj vereyim; umutlu olsunlar umutlarını kaybetmesinler. Atın dışkısındaki arpayı temizleyip çorba yaparak Cumhuriyeti kuranların torunları olarak, biz bu Cumhuriyeti daha büyük daha güzel yaşanabilir bir ülke haline hep birlikte getireceğiz.

 38: FB: Çok teşekkür ederim yoldan geldiniz, vakit ayırdınız

CE: Rica ederim, ben teşekkür ederim Figen Hanım.