Bu dizileri izleyenler haline şükrediyor!

TV8 ve TRT Türkiye halkını benden daha iyi tanıyor olmalı. Yine turnayı gözünden vurdular ama ya niyet bunun ötesine geçtiyse… İnsan düşünmeden edemiyor.

Dizicilerimiz kazılacak yeni bir maden buldu; Gülseren Budayıcıoğlu’nun hastalarıyla yaşadığı deneyimlerden yola çıkarak yazdığı eserleri bir bir diziye uyarlayıp önümüze sürüyorlar. Doğduğun Ev Kaderindir, Kırmızı Oda ve son olarak geçen akşam ilk bölümünü izlediğimiz Masumlar Apartmanı. Kurgu karakterlerin basmakalıp hikayelerinden sıkılan seyirci için bir kaçış kapsülüne dönüştü bu diziler… İstanbullu Gelin ile esmeye başlayan bu rüzgârın yönü ve şiddeti ilgimi çekiyor.

Şöyle ki, büyük bir ekonomik krizin içinden geçen Türk halkı üstüne bir de pandemik şartlara uyum sağlamaya çalışıyor. Kendi yakın çevremiz dahil herkes umudunu kaybetmiş ve bunalmış durumda. İnsan böyle zamanlarda Gülseren Budayıcıoğlu kitaplarından uyarlama dizilerin TV’de ne işi var diye düşünüyor? Kim 150 dakika boyunca başkalarının ıstıraplarına ortak olmak ister ki? Kendimden örnek vereyim, Kırmızı Oda’nın 2. Bölümünü tek seferde izleyemedim. Hem çok uzun hem de çok fazla acı yüklüydü ama o bölüm gün birincisi oldu.

Halkımız acılıyken acı çekmeyi seviyor olmalı deyip geçiştirebilirim. Aslında tam tersi olması gerekir. Hollywood’un 70’lerin buhranlı zamanlarında “kaçış sineması” örnekleriyle seyirciyi günlük dertlerinden uzaklaştırması ve bunun kocaman bir “eğlence sineması” endüstrisine dönüşmüş olması gibi bir örnek var önümüzde.

TV8 ve TRT Türkiye halkını benden daha iyi tanıyor olmalı. Yine turnayı gözünden vurdular ama ya niyet bunun ötesine geçtiyse… İnsan düşünmeden edemiyor.

Kırmızı Oda’nın yayınlanan iki bölümü ve Masumlar Apartmanı’nın ilk bölümü… Doku olarak da çok benzer işler. Aynı yazardan uyarlama olduğu için şaşırmadım ancak tamamen iki farklı ekibin kotardığı işlerin müzikal temasından görsel tasarımına kadar benziyor olmasın ilginç geldi. Bu dizilerin yakın zamanda organik bağlar kuracağı da söyleniyor. Twitter’da yazan Televizyoncu Adam hesabı paylaştı; Doğduğun Ev Kaderindir'in senaristi Eylem Canpolat katıldığı Instagram canlı yayınında yeni sezonda Mehdi'nin hikayesine daha çok yer verecek, çocukluğuna/gençliğine ineceklerini ve sürpriz yapıp belki Kırmızı Oda'da terapi sahnesi çekebilirlermiş.

Kırmızı Oda’da birbirinin içine geçmiş ayrı hayatlar var. Masumlar Apartmanı iki kısımlı bir ilk bölümle karşımıza çıktı ama herkesi ağızbirliği ettiği şey, Safiye (Ezgi Mola) ve Gülben’in (Merve Dizdar) oynadığı karakterlerin sekanslarının ilgi çekici olduğu yönünde. Han (Birkan Sokullu) ve İnci (Farah Zeynep Abdullah) arasında filizlenen aşk ise yama gibi duruyor. Masumlar Apartmanı teknik açıdan da özenli bir iş, Kırmızı Oda da öyle…

İkisini de izlerken ağzımdan çıkan bir cümle var; “bu dünyada ne dertler var, ne zor hayatlar yaşanıyor”. Bunları seyredince haline şükrediyor insan ve belki de Gülseren Budayıcıoğlu dizimatik evreninin başarmaya çalıştığı şey de budur; şu zor zamanlarda halimize şükretmemizi sağlamak.

Çocukken okuduğum Kemalettin Tuğçu romanları da böyle hissettirirdi, onları okuyup o zavallı çocuk karakterlerin başına gelenlere üzüldükçe halime şükreder, ne mutlu bir ailede yaşıyor olduğumu düşünerek şanslı hissederdim.

Şimdi de öyle, işsiz güçsüz ve umutsuz kalmış bir halk “yaşanmış gerçek hayat hikayeleri” olduğunun altı çizilen dizi bölümlerini izleyip, “ne kadar zor hayatlar var, iyi ki benim başıma gelmedi” diyor ve haline şükrediyor. Hani arkadaşınıza derdinizi açmaya çalışırken onun “bu da bir şey mi bak ben neler yaşadım” diyerek sizi susturması gibi… Bu bir acı terapisi!