Bu dizide kimse kimseye ateş etmiyor: Bir Aile Hikayesi

Uzun, çok uzun zaman sonra ilk kez hiçbir bölümünü kaçırmamanız gereken bir dizi var, adı da Bir Aile Hikayesi diyorum.

Zaten fark etmişsinizdir ama yine de yazayım; bir süredir diziler üzerine kalem oynatmıyorum. Daha açık söylemem gerekirse, cephanem bitti, televizyonda karşıma çıkan işler bana yazma hevesi vermiyor. Düşünsenize, en son birileri bir kamyon lastiğinin içine girmiş döne döne karşıdakilere ateş ediyordu. Festival festival dolaşıp ödül üzerine ödül toplayan kıymetli oyuncular gözümün önünde dekmancılık oynuyordu. Bu perişanlığın nesini yazayım?

Aldım kumandayı elime, yerli dizileri ait oldukları çukurda bıraktım ve ekranı kararttım.

Düne kadar da bu kararımın arkasındaydım ancak çok sevdiğim biri, ¨dün kızımla bir dizi izledik, adı Bir Aile Hikayesi, çok keyifliydi¨ deyince iş değişti. 40 yaşında bir kadın, 6 yaşındaki kızıyla aynı diziyi izliyor ve ikisi de çok seviyor. Şu zamanda enteresan bir hadise... Öyle oturup çoluk çocukla izlenecek ne kaldı ki?

Diziden haberim var, elbette öyle çünkü senaryosu sevgili arkadaşım Deniz Madanoğlu’na ait. Yeteneklidir Deniz, mütevazıdır ama işini iyi yapar ama işte şöyle de bir şey var ki,  arkadaş işlerini izlemek sıkıntılıdır çünkü izledikten sonra övsen de yersen de dert olur. Tanıyanlar, ¨arkadaşı yazmış ya, ondan övüyordur¨ derler, işte orası çok fena...

Ama bazen arkadaşın da yazsa, düşmanın da yazsa fark etmez, öyle bir şey çıkar ki karşına, ¨yazsam mı acaba¨ diye düşünmene bile gerek kalmaz, tıpkı şimdi olduğu gibi klavyenin tuşlarına basarken buluverirsin kendini...

Ne demiştim, yerli dizi izlemeyi bıraktığımda iki tarafta da kırk kişi siper almadan birbirine ateş edip varoş destanları yazıyordu. Tekstil atölyesi patronlarına ¨daha çok trençkot dikin, daha da çok¨ dedirtmekten başka bir işe yaramayan, toplumu zehirleyen işler bunlar. İnanın bana uçaklarla üzerimize tarım ilacı sıksalar daha az zarar görürüz.

Çünkü Türk insanı pek okumaz, okur sandıklarınız bile okumazlar. Kitaplar genelde kütüphane süsüdür, şimdilerde ise bir fetiş objesi ama izlemeye bayılır insanımız. Her şeyi izler, sadece filmi-diziyi değil, karı-koca kavgasını, kum döken dorseli kamyonu, bina yıkan dozeri, yanaşan vapuru... İzleyerek öğrenen, aslında öğrenemeyen, taklit eden bir toplumuz biz. Sözüm meclisten içeri; tabiatımı inkar edecek değilim, ben bile öyleyim.

Eskiler (Yeşilçamlılar) bunu bilirler ve sinema bileti parasını denkleştiren herkese güzel hayaller satarlardı. Kendisi de fakir bir endüstri olan Türk sineması, fakirlerin tek çaresi olan dayanışmaya ayrı bir değer verirdi. Aşk, arkadaşlık, aile, birlik olma, direnme halleri. Çocukluğumuzun filmlerini bize özleten şeyler bunlardı.

Yeşilçam bitti derler, ben demem. Yeşilçam bitmedi, 80’ler video furyası sırasında video kasetlere, özel televizyonlarla da ekrana sıçradı. Özel kanallara dizi yapan öncü isimlere bakarsanız hem oyuncu hem de yapımcı kısmında Yeşilçam tayfasını göreceksiniz. Arzu Film işlerinin aromasının sindiği dizileri de çok sevdik. Süper Baba, İkinci Bahar, Şaşıfelek Çıkmazı, Yedi Tepe İstanbul, Biz Size Aşık Olduk...

Sonra başka bir duygu, biraz da ihtiyaçtan, sindi dizilere. İnşaat firmaları sponsorluğunda çekilen dizilerde gecekondular, villalara-rezidanslara taşındı, herkes en pahalı arabalara binmeye, sırf millet görsün de alsın diye sabah-akşam başka şeyler giymeye başladı. Kimin eli kimin cebinde dizileri bitti kim kime ateş ediyor anlaşılmayan dizilere kaldı piyasa. Bunların, Deli Yürek gibi öncüllerinde hiç olmazsa adalet duygusu vardı. Şimdi hepten yalan-dolan, entrika...

İşte bu toz duman altında ve altın günü yapan teyzeler bile yerli dizi izlemekten fena halde sıkılmışken sessiz sedasız yayınlanan Bir Aile Hikayesi bambaşka şeyler gösteriyor. Aslında başka değil, uzun zamandır görmediğimiz ama eskilerden aşina olduğumuz yürek ısıtan hikayeler. Aile, ana-baba-kardeş olmak, dayanışma içinde yaşamak, doğru sevmek, sevilmek, yalan söylememek, sırlardan surlar inşa etmemek, hayallerinin peşine düşmek, ilkeli olmak, kimsenin kölesi olmamak var Bir Aile Hikayesi’nde... Hepimizin ailesinin hikayesi aslında. Son 15 yıldır çok kötü insanlar olduğumuza inandırılıyoruz, onun dışındaki bir dünyayı gösteriyor. Diziyi internetten izlemeye başladıktan hemen sonra kendini raylara atıp intihar etmeye çalışan genç kadını, gözünü kırpmadan saliselik bir farkla kurtaran gencin videosunu görüyorum. Bizim için umutlanıyorum, birlikte yaşama ihtimalimiz sandığımızdan daha çok, hissediyorum.

Bir Aile Hikayesi, aslen uyarlama bir dizi, This is Us adlı diziden uyarlama ama işin yerelleştirmesi çok başarılı. Düzgün uygulandıktan sonra hiç itirazım yok, iyi iş-doğru yerelleştirme kazanır! Bir aile Hikayesi’nin her yaş aralığına hitap eden çok iyi hesaplanmış ve balans ayarına gerek duymadan akan bir hikayesi var. İyi hikayeden kötü film çıkar ama kötü hikayeden iyi film çıkmaz derler. O yüzden hem orijinal hikayenin sahibi Dan Fogelman’ı hem de Deniz Madanoğlu’nu tebrik ederim. Dizinin oyuncu seçimlerini de çok beğendim ama en büyük alkış Bizim İçin Şampiyon’daki küçük rolüyle bile kendine hayran bırakan Ali Seçkiner Alıcı’ya... Bu arada dizide Berk’le yakınlaşan Derya karakterini canlandıran Seren Şirince’yi kısa süre önce izlediğim Bir Banka Soygunu Komedisi adlı oyundan hatırlıyorum. Gelecekte adını daha sık duyacağız gibi geliyor bana...

Uzun, çok uzun zaman sonra ilk kez hiçbir bölümünü kaçırmamanız gereken bir dizi var, adı da Bir Aile Hikayesi diyorum. Kendinize benzeyen, sizin gibi iyi insanların da seyretmeye değer hikayeleri olduğunu yeniden hatırlayın diye... Bir Aile Hikayesi her Cumartesi akşamı Fox TV’de, kaçırdığınız bölümler de kanalın internet sitesinde... İyi seyirler.

murattolga@gmail.com