Gündem
14 Nis 2021 12:22 Son Güncelleme: 14 Nis 2021 12:24

BirGün gazetesi 18 yaşında!

Yayın hayatına 14 Nisan 2004'te başlayan BirGün gazetesi, bugün 18'inci yaşını kutluyor... BirGün, 18'nci yılına özel olarak hazırlanan çok konuşulacak bir manşetle okurlarıyla buluştu.

İlk kez 14 Nisan 2004 yılında okurla buluşan BirGün gazetesi, bugün 18'inci yaşını kutluyor. BirGün, 18'nci yılına özel olarak hazırlanan bir manşetle okurlarıyla buluştu.

BirGün gazetesinden 18. yıl için yapılan açıklama şöyle:

BirGün 18 yaşında: Şarkılarımız rüzgâra çıkmalıdır

Direnişle, inatla, acıyla süzülen 17 yıl geride kaldı. Bugün artık annelerimizin parmak hesabıyla 18’imizden gün almaya başladık. Büyüdük, kocaman olduk.

Kökümüz toprağa geçirdi tırnaklarını, gövdemiz genişledi, dallarımız uzadı göğe doğru.

Binlerce insanın emeğiyle, özverisiyle var olduk. Sendika odalarında, kampüslerde, eylemlerde hep el üstünde taşındık. Biz de onların sesine ses, eylemine yoldaş olmaya çalıştık. Ne zaman tökezlesek bir el omuzumuza dokunup kaldırdı ayağa. Zorba ne kadar çok saldırırsa saldırsın yıkamadı bizi. Dayanışmanın en güzelini, en büyüğünü yaşadık hep. Bu duygu yenilmez kıldı bizi.

En çok sahtekârın, kan emici patronun, yolsuzluk yapanın, gericinin, hainin yaptıklarını yüzlerine tokat atar gibi yazdığımız haberlerimizi sevdik. Onlar bağırdıkça büyük keyif aldık. Haberlerimiz zalime dert, ezilene umut oldu. Ne mahkemeler ne para cezaları ne de BİK baskısı... hiçbiri durduramadı bizi. Ellerimiz bir kez bile titremediyse yine sizden aldığımız güç sayesindedir.

Güzel direndik.

Şimdi artık bizim zamanlar çağındayız. Bizim şarkılarımızın sesi duyulmaya başlandı sokaklarda. Bizimkiler yürümeye başladı en gür sesiyle. En keyifli manşetlerin vakti geldi.

18 yaş çok güzel. Tam zamanı hızlı adımlarla yürümenin; en çevik halimizle, en cüretkâr tavrımızla hayata sarılmanın, gelecek bizim demenin...
Rüzgâr bizden yana esiyor artık. Tıpkı Nâzım Hikmet’in söylediği gibi:

“Şarkılarımız
varoşlarda sokaklara çıkmalıdır!
Şarkılarımız
bir tek yüreğin
perdeleri inik
kapısı kilitli evinde oturamaz!.
Şarkılarımız
rüzgâra çıkmalıdır...”

YIDIZLARA BAKIYORUZ

Selçuk Candansayar

İşte geldik, herkesin gelmek istediği o büyülü çağın eşiğine; 18 yaşındayız… Ne kadar uzun bir yol gibi görünüyordu, ne çabuk geçmiş gibi geliyor şimdi.
Hadi yine yola çıkıyoruz sesiyle nasıl da bir araya gelivermiştik. Eskiler, yeniler, eskimeyenler, henüz gözünü açanlar, çocuklar ve ihtiyarlar; evlerde, bürolarda, sendikalarda, odalarda hatta sırtımızı dayadığımız ağaçların dibinde, “Hadi bir daha buluşuyoruz, bir daha ortaklaşıyoruz, işimiz çok umudumuz da öyle” dendiğinde nasıl da hazırmışız yola çıkmaya. O uzun yolculuğun hiçbir zaman bırakılmayacağını, yürüdükçe açılacağını, hem yeni hem de yeniden bir yürüyüş olduğunu nasıl da anlayıvermiştik bir anda.

Sözün somut anlamıyla ekmeğinin yarısını bölüp sofraya ekleyenimizle, matbaasını, araç gerecini “benim değildi ki bizimdi” zaten diye sorgusuzca açanımızla nasıl hazırmışız dayanışmaya, birbirimizi yeniden bulmaya, yenilerle tanış olmaya.

İlk heyecanımız, ilk baskının gecesinde satış rakamlarını beklerken hissettiklerimizle hemen öncesinde “Ama böyle olmaz ki” diye ayrılanların ardından duyduğumuz hüznün birbirine karışması. Kolay olmadı elbet, kaç kez tökezledik, düşecek gibi olduk. Yapamazsın zaten demişlerdi, yapamayacakmışız gibi hissettiğimiz oldu. Bazen soluğumuz kesildi ve tamam galiba buraya kadarmış diyecek olduk. Dememize kalmadan omuzlarımızı kavrayıp sarsanlar, ne tamamı daha yeni başlıyoruz, hadi bakalım, “Öyle mahsun bakma” kaldır omuzlarını, “Yürü üstüne üstüne” diye bize kim/ler olduğumuzu hatırlattı. Elimize yüzümüze bulaştırdığımız manşetler de oldu, insanların yüzlerini ağarttığımız, umut kıvılcımlarını harladığımız manşetlerimizde.

Hiç yalan söylemedik ama. Şu geçen onca yılda bir kez bile aldatmadık. Bir kez bile eşitlikten, özgürlükten, adaletten ve arkadaşlıktan ödün vermedik. Önümüze açılan geniş otobanlara götürecek lüks araçların kapılarına gülüp geçtik ve engebeli patikalara çevirdik adımlarımızı, yolumuzu biz açarız, yol da bizi götürür, diye yürüdük. Önce doğru haber, önce işimizi iyi, doğru ve güzel yapmak dışında derdimiz olmadı.

Biz büyürken kirlenen dünyada, biz büyürken kirlenen Türkiye’de akıntıya karşı yüzmeyi seçtik, üzülmektense kavga etmeyi, bilgi ile doğru haberle, dayanışma ile cesaretlenip umut olmak istedik. BirGün varsa umut var, dedi okurlar. BirGün yazmışsa doğrudur, dedi herkes.

Her gelene hoş geldin dedik, her gidene elveda. Kimine yolun açık olsun dedik, kimine keşke hiç gelmeseydin dediğimiz de oldu. Gönlünü bizde bırakıp gidenler de oldu, gittiği yere bizimle gidenler de. Zehrini bırakıp gidenlere bile “Eyvallah” dedik. Daha kendimiz okurken okul olduk. Öğretmenle öğrencinin yer değiştirebildiği başka bir dünyanın okulu; öğrendikçe öğrettiklerinden öğrenmeye açık olanların okulu.

Şimdi bugün tam da baharın başında on sekizimizdeyiz. Sıçramak için üzerine basıp güç aldığımız geçmişe doğru bakıyoruz bir yandan, bir yandan da ileriye, yarına. “Oldu mu, yapabildim mi” diye soran gözlerimiz tedirgin bir ışıltı içinde. Bizim geçmişimizin bize gururla bakmasını istiyoruz.

Daha çok BirGün var önümüzde. Daha çok arkadaşlarla yürüyeceğiz. Daha yeni başlıyoruz. Yıldızlarımız yolumuzu aydınlatıyor. Yıldızlara bakıyoruz.

Yazının devamını okumak için TIKLAYIN