Konuşanlar - Konuşulanlar
17 Ağu 2011 04:02 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 12:40

BENİ CEM YILMAZ'A BENZETENLER OLUYOR AMA ESPRİLERİ O MU BENDEN ALIYOR DERSİNİZ!

Medyaradar'ın usta röportajcısı Yüksel Şengül, sakalı, cübbesi ve esprili vaazleriyle kendisini dinleyen herkesi etkilemesini bilen Cübbeli Ahmet Hoca'yla (Ahmet Mahmut Ünlü) konuştu.

BENİ CEM YILMAZ'A BENZETENLER OLUYOR AMA ESPRİLERİ O MU BENDEN ALIYOR DERSİNİZ!
Medyaradar’ın usta röportajcısı Yüksel Şengül, sakalı, cübbesi ve esprili vaazleriyle kendisini dinleyen herkesi etkilemesini bilen Cübbeli Ahmet Hoca’yla (Ahmet Mahmut Ünlü) konuştu. Hoca, medya ve sanat dünyasından politikaya, hapse girdiği dönemden günümüz olaylarına, cennetten cehenneme kadar her soruya içtenlikle cevap verdi.

İŞTE O KEYİFLİ RÖPORTAJ...

Edirnekapı’da büro olarak kullandığı binada buluştuk Cübbeli Ahmet Hoca’yla. Esprili anlatımıyla karşıladı bizi. Öncelikle sağlığı ve sağlık sorunları geldi gündemimize.  

Hocam betiniz benziniz solmuş. Az önce elinizi sıktım, buz gibiydi. Geçmiş olsun, inşallah kötü bir şeyiniz yoktur.

Geçmiş olsun diyoruz ama geçmiyor işte. Bende 25 yıldır şeker hastalığı var, behçet hastalığı var, beyin damarlarım tıkandı, kalp damarlarımda stend var. Behçet hastalığı nedeniyle ağrılarım çok oluyor, malum kentimizde nem de çok olduğu için felaket ağrı yapıyor. Şişiriyor her tarafımı. Mesela ellerim şişiyor gördüğünüz gibi (Ellerini gösteriyor). Behçet ve romatizma nedeniyle iltihap var. Konuşurken insanlar beni sağlıklı sanıyor ama öyle değilim ne yazık ki. 

Maşallah hocam, sizde de olmayan hastalık yok gibi...

(Gülüyor) Allah’a şükürler olsun. Beterin beteri vardır, şükretmek lazım. Çok şükür ki, akıl sağlığım yerinde.

Hocam Ramazan ayını yaşıyoruz ve Ramazanınız mübarek olsun. Siz ve pek çok insan sağlık sorunlarıyla ilgili derman ararken, son yıllarda bazı kadınlar da bol bol estetik operasyonlar yaptırıyor. Dudaklarını şişiriyorlar, yüzlerini gerdiriyorlar, göğüslerini büyütüp küçültüyorlar... Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Önemli konu bu. Çoğu yaptırıyor da, bunun günahını bilmiyor. Kadınların yaptırdıkları estetik operasyonlar kesinlikle Allah’ın fıtratını değiştirmeye girer. Bu da resmen şeytanın emrine uymaktır.

Peki ya o estetik operasyonları yaptırmak zorundalarsa...

Kaza, bela, yangın durumları sonrasında kadının yüzüne bakılmayacak hali varsa, buna estetik yaptırmak caizdir. Aksi halde günahtır.

Estetik operasyonların yanında cinsiyet değiştirme ameliyatlarına girenler de var. Erkeklikten kadınlığa, kadınlıktan erkekliğe geçenler oluyor.

Cinsiyet değiştirmek çok günah, büyük günah. Bu tamamen şeytanın egemenliği altına girmek oluyor. Çünkü şeytan “Emredeceğim onlara ve senin yarattığın şekli değiştireceğim” diye meydan okuyor yaradana. Şeytana bu fırsatı vermemek gerekir. Ona bu fırsatı verenlerin vay hallerine.

Kadınlar sevgililerine, kocalarına güzel görünmek için yaptırıyorlar bu estetik operasyonları...

Allah’ın verdiği güzellik var zaten. Ama kadının görüntüsü kadınlıktan çıkmıştır, sakalı vardır, bıyıkları bitmiştir, o zaman bir hal çaresi bulunmalıdır. Kadınsı haline dönmesi için yapması gerekenlere müsade var. Ama sen kaşını incelt incelt sonra da üzerini kalemle çiz. Oranı gerdir, buranı gerdir. Sen kocana güzel görünmek için yapıyorsun ama Allah’ın verdiği dudakta bir özür yok ki bunu illa ki kabartacağım diye uğraşıyorsun. Doğrusunu isterseniz güzelliğin de sonu yok. Ayrıca güzellik de herkese göre değişir. Sana güzel gelen bana güzel gelmez. Bu arada herkes birilerine benzemek istiyor. Artık abarttıkça abartıyorlar. Başkalarının yüzünü model olarak verip “Bundan olsun” diyorlar. Bu haram, buna izin yok.

Bu arada estetik, cinsiyet operasyonları dedik ama eşcinseller ve lezbiyenler de var. Onların durumları nedir size göre?

Kimse kimseye “Kafir” ya da “Günahkar” diyemez. Eşcinsellerle lezbiyenlerin, yaptıklarının günah olduğunu bilmeleri bile müslümanlıklarını muhafaza etmelerini sağlar. Bu da yoksa, vay hallerine.

Asmalımescit’te bütün masaları içeriye aldılar. Oradaki esnaf kan ağlıyor. 

Asmalımescit olayını ayrıntılı bilmiyorum. Geçende Beyoğlu’ndaki Ağa Camii’nde namaz kıldım. Ramazan günü olmasına rağmen her yer açıktı. Belediyenin tüzüğünü bilemem ve işine de karışamam ama insanları da müslümanlıktan soğutmamak lazım. Tatlı dil, tatlı davranış önemli. Kuran-ı Kerim “Firavun’a gitsen bile yumuşak dille konuşmalısın” diyor. Bizim üslubumazda harala gürele yok. İzah edilir, anlatılır, ikna edilir. Her sorunun cevabı mevcuttur. Anlatmak önemli, anlatılanı dinlemesini bilmek önemli.

Siz fotoğraf çektiriyorsunuz, ne güzel...

Benim de bu konuda bazı çizgilerim ve sınırlarım var elbette.

Nasıl sınırlar bunlar?

Kadınlarla fotoğraf çektirmiyorum. Evinde saklasa tamam da, beraber kalmamışız ve halvet olmamışız. Sonradan facebook’ta paylaşıyorlar. O kadınlar hakkında laf olabilir, farklı düşünce olabilir, bunlara gerek yok. Mesela ben kadınlarla röportaj da yapmıyorum.

Habertürk’ten bir bayan arkadaşımız sizinle röportaj yaptı ama...

Habertürk’ten gelen kadın, ne yazık ki röportajın içeriğini değiştirdi, çarpıcı kısımları değiştirip yanlış anlaşılmalara yol açtı. Cennet ve cehennem konularında yanlış ifadeler yazdığı için ters bir mefhum ortaya çıktı. 

Kimbilir kimler röportaj yapmak için kapınızı çalıyordur...

Yeni bir kanala geçen Seda Sayan benimle röportaj yapmak için çok uğraştı. Beyaz TV’ye geçmiş. O kadar çok aradı ki kadıncağız, ben mahçup oldum. “Hocam yanınıza gelirken kapanacağım” dedi ama röportajı yapmadım. 

“Kapanacağım” derken, bundan böyle tesettüre mi gireceğini söyledi?

Yok, sadece röportaj sırasında kapanacağını söyledi. Zaten erkeklerle aynı konuları konuşuyoruz, bir de kadınla konuşmanın gereği yok.

Peki hocam, “Röportaj verirseniz, bundan sonraki hayatımda kapanacağım” deseydi, yine “Olmaz” mı derdiniz?

Hayır, kadınlarla röportaj yapmıyorum. Mesela daha önce gazetelere, haberlere çıkan bir kadın vardı, psikolog Sibel Üresin. “Kadınlar dayağı hak ediyor” demişti. Onun ortağı geldi bana, “Sibel Hanım’la bir televizyon programı yaparsanız reyting rekorları kırılır” dedi. İyi ama ben reyting derdinde değilim mübarek. Bu işlerden para almıyoruzki reyting derdimiz olsun. Biz Allah rızası için yapıyoruz.

Sizi arayan, kapınızı çalan sanatçılar çoktur her halde...

Kapımı çalan, yanıma gelen sanatçılar elbette oluyor. İsimlerini vermek iyi değil, sonra kalkıp bizi tekzip ederler, hoş olmaz. Ben her zaman “Utanacağın adamı ziyarete gitme” diyorum. Ben şimdi burada isimlerini açıklarım, “Yok, biz onu tanımayız, yanına gitmedim” derler ve ben yalancı duruma düşerim. En iyisi isimlerini söylememektir.

Hocam, sizinle konuşmanın utanılacak bir tarafı mı var?

Yok ama inkara gidenler, öyle bir hava yaratabilirler. Ben yalancı durumuna düşerim.

Esprili anlatımınızı dinleyenler sizi Cem Yılmaz’a benzetiyorlar. Tanır mısınız Yılmaz’ı, sohbetiniz oldu mu hiç?

Cem Yılmaz’ı reklam filmlerinden tanıyorum. Yoksa oturup filmlerini, gösterilerini izlemişliğim yoktur. Evet, dediğiniz gibi beni Cem Yılmaz’a benzetenler oluyor ama esprileri o mu benden alıyor dersiniz! Zaten esprileri benim ondan almam gibi bir durum olamaz, çünkü gösterilerini hiç izlemedim, bilmem de. Bazı anlattığım olaylara benzeyen espriler yaptığını söyleyenler oldu bana. Benden espri alması elbette sakıncalı değil ama nezaket gereği espriyi kimden aldığını da söylemesi gerekir.

Cem Yılmaz’la bir araya gelme fırsatı olmadı galiba...

Bazıları Çem Yılmaz’la beni bir araya getirmek istedi. Hatta Yiğit Bulut’un böyle bir girişimi oldu. “O gelirse ben de gelirim” dedim. Benim için hiçbir sorun yok. Adam, Yaşar Nuri Öztürk değil ki, çatışalım. Fetva konusunda Cem Yılmaz’la aramızda bir ihtilaf yok ki.

Yaşar Nuri Öztürk “Teravih namazı yoktur” dedi. Katılıyor musunuz?

Evet “Teravih namazı yoktur” dedi. Ardından da “Peygamberimiz bu şekilde kılmamıştır, evde kılmıştır” dedi.

“Peygamber cemaatle kıldırmamıştır” dedi.

O öyle dedi ama kıldırmıştır. Hatta iki üç kere kıldırmıştır.

Cem Yılmaz’la birlikte televizyona çıksanız güzel olur hocam...

İkimiz çıksak ne konuşacağız şimdi. Ben ayetlerden hadislerden konuşurken gülen güler, ağlayan ağlar. O konuşurken ben de gülünecek bir şey varsa gülerim. Gülmemek için kendimi asla kasmam. Gülünecek şeye gülerim.

Bazı hocalar da “Fazla gülmek günahtır” diyor.

Hadisi Şerif’te “Çok gülmek kalbi öldürür” diyor. Gülmenin dozu önemlidir. Kahkaha da olabilir, her zaman günah olmaz yani. Namaz içinde abdesti bozar. Bu arada namazla, abdestle, ezanla, dinle ilgili konuşulanlara gülünürse, bunlar mizah konusu yapılırsa günahtır elbette.

Cem Yılmaz da inanan bir kardeşimiz...

Duyduğum kadarıyla Cem Yılmaz umreye gitmiş. Bu arada Ahmet Özhan’ın da dahil olduğu Cerrahiler’in toplantılarına katılmış.

Ahmet Özhan’la tanıştınız mı?

Bugüne kadar tanışmadık. Ahmet Özhan, tasavvuf konusunda kendisini çok iyi yetiştirdi. İlla ki hoca olması gerekmiyor, çok da güzel anlatıyor bildiklerini. Onu takdir ediyorum.

Hocam şarkı türkü dinler misiniz? Mesela, İbrahim Tatlıses’i...

Şarkıyla türküyle aram iyi değildir. Öncelikle İbrahim Tatlıses’e geçmiş olsun, Allah şifa versin demek istiyorum. Evet, Tatlıses dinlemem, çünkü o türkülerin içerikleri başka türlü. ‘Yetiş ya Muhammed ya Ali’yi söylerse dinliyorum tabii.

İbrahim Bey de çok güzel söyler türküleri...

Ama onların müziklerinde “Kahpe felek” gibi içerikler var. Feleğe, kadere sövmek Allah muhafaza şirke girer, büyük günahtır.

Söylediği şarkıda beddua edenler de var...

Adam “Allah belanı versin” diyor şarkısında. Kötü, çok kötü. Çoluk çocuk bedduaya alışıyor. Dilimize gelse bile “Allah belanı kaldırsın” veya “Allah belanı def etsin” demek lazım.

Televizyon dizilerini izliyor musunuz?

Dizileri izlemem ama bazen de sinek gibi yaralı yerlere konarım hep. Televizyonda ‘Hanımın Çiftliği’ dizisinin bir bölümünde Cemşir’in çocuğu idam edilirken kafasını gökyüzüne kaldırıp Allah’a doğru “Sen şimdi rahatladın mı, rahat ettin mi, çocuğum öldü işte” gibi laflar ettiğini gördüm. Bu düpedüz şirktir, günahtır. Ayrıca millete de şirki öğretmektir. Çocuğu da idam olacağı zaman kardeşine mektup yazıyor “Ahiret var mı, öte dünya var mı bilmiyorum. Ancak hakkını helal et” diyor. Ne kadar büyük çelişkiler var. Bunlar insanı kafir edecek şeylerdir. Ahiret, imanın şartıdır. İnsanlarda şüphe uyandırmamak gerekir.

Hocam, oyuncular, filmlerde ve  dizilerde sevişiyor, yatağa giriyor, soyunup dökünüyor. Ama bütün bunlar “rol gereği”...

Oyuncular “Rol yapıyoruz” deseler de yatağa girmeleri, soyunmaları günahtır. Ayrıca onları başkaları izliyor ve avret yerlerini açıyorlar. Onlar bunlara genel manada “Sanat” deseler de, biz kabul edemeyiz. Acil olarak tövbe etmeleri gerekir. Zaten bazı sanatçılardan tövbe edenler de oluyor.

Onlara bakmak günah mıdır?

Kadının yüzüne bakabilirsin, orası avret yeri değildir. Ancak çıplak omuzuna, dizinin üstüne baktığında olmaz, çünkü orası avret yerine giriyor. Neticede temel olan şey, kötü gözle bakmamak, niyeti bozmamaktır ama çıplak kadına bakmak da kötü gözle olmasa bile caiz değildir.

Bizim pek çok dizimiz Arap ülkelerinde gösteriliyor ve büyük ilgi görüyorlar.

Arap ülkelerinde gösterilen bazı dizilerimizden ülke yönetimi şikayet ediyor. “Halkımızın ahlakını bozuyorlar” diyenler var. Adamlar haklı, bu diziler günaha sokar insanı. Kıvanç Tatlıtuğ’un Beren Saat’in posterleri, reklam ilanları boy boy oralarda asılıyor. Araplar çok etkilenmiş. Demek ki onların da canı ekşili istiyor.

Hocam sanatçıların iyice içini kararttık vallahi. Peki ne yapmaları gerekiyor?

Bazı sanatçıların vakit kaybetmeden tövbe etmeleri gerekiyor. “Biraz yaşlanayım, paraları cukka yapayım, yazlık kışlık alayım” dememek lazım. Bakın genç yaşta ölen sanatçılar var. Herkes tövbe etmeye muvaffak olmayabilir, o zamanı bulamayabilir. Bu yüzden gaflet uykusundan uyanmak gerek.

Bazılarının yaptığı açıklamalar da ilginç oluyor hocam. Mesela, Tarkan, uyuşturucu operasyonuyla ilgili gözaltına alındığında iddiaya göre “Esrar kullanıyorum” demiş.

Tarkan ve bazı başka sanatçılar esrar kullandığını açıkladılar. Dedeğiniz gibi şayet doğruysa. Evet, içebilirler, insanlık halidir. Herkesin bir günahı, bir alışkanlığı olabilir. “Allah kurtarsın” diyebiliriz onlara. Ama yaptıklarını açıklamaları, başkalarına duyurmaları günahlarını katmerliyor. Bazı ünlüler de “Şu kadar kadınla zina yaptım, şu kadar alkol tükettim” diye demeçler veriyor, böbürleniyor. Günahlarını artırıyorlar haberleri yok. Allah’la aranızda olan işin çözümü kolay ama herkese söyleyince örnek teşkil ediyorsunuz, işi zorlaştırıyorsunuz mübarekler.

Dönelim Ramazan ayına... Oruç tutanlara ne gibi tavsiyelerde bulunursunuz?

16 saat 20 dakika oruç tutuluyor. İftarda hemen yüklenmemek lazım. Allah muhafaza damarların tıkanmasına, nefesin kesilmesine neden olur. Bir övün değil de birkaç övüne bölmek, yavaş yavaş yemek daha doğru. Oruçlu insan, boş konuşmayacak, yalan söylemeyecek, karşı cinse şehvetle bakmayacak, karısını çoluğunu çocuğunu dövmeyecek. Adam oruç tutuyor diye asabi oluyor, aile fertlerine saldırıyor. Olmadı ki böyle, sen oruç tutuyorsun diye millete niye vuruyorsun. O zaman oruç tuttuğu için borcu düşer ama sevabını alamaz. Şuursuz oruç tutmaktır bu.

Bir zamanlar televizyonun günah olduğunu söyleyen hocalar vardı...

Vardı, evet. Ama bu konu ihtilaflıdır. Çünkü televizyon alettir. Alet kendi başına günah olmaz ki. Onu kullanmaya bağlı, onun hangi yayınını izlediğine bağlı. Televizyonda çıplak bir dansözü izlemek başka, belgesel izlemek başka. Biz de televizda konuşuyoruz, bizi de dinliyor ve dini bilgiler alıyor. Kelime-i Şahadet’i bizden öğrenen insanlar var. 10 milyon insanın beni izlediğini duydum. O zaman televizyon hayra kullanılıp, sevaplara neden oluyor. Kullandığın şekle bağlı. Şimdi televizyon kanallarına bakıyorum da, bazen keşke sadece TRT kalsaydı, diğer kanallar olmasaydı diyorum. Özel kanallar açıldı, ekran bozuldu. Zamanında da Turgut Özal, Rusya kapısı açtı Karadeniz’i bozdu, her yer Nataşa doldu. Alternatifler çoğaldı. İsteyen istediğini izliyor. Zorlayamıyorsun da. Başkasını boşver, çocuğuna zorla bir şey yaptıramıyorsun. Mesela benim iki çocuğum namaz kılıyor, üçüncüsü kılmıyor. Ona kılsın diye dayak atamam ki. Zorla olmaz çünkü. Harçlığını kesip evden atarsam daha kötüye itmiş olurum onu. Elbette içinden gelmesi lazım. Ama bizim görevimiz de duyurmak, anlatmak. Ben kızlarımın hiçbirine “Kapanın” demedim. Kendileri daha ergen olmadan kapandılar. Üstelik çarşaf giydiler. Çcok sevindim, şükür namazları kıldım, Kabe’de dualar ettim.

Günahsız kul var mıdır hocam?

Hiçbirimiz peygamber değiliz. Önemli olan günahı sevabı bilmektir. Günah işlesek de onun günah olduğunu bilmek imanını kurtarıyor insanın. Hiç günahsız olmaz. Biz günah işlemezsek Allah günah işleyenleri getirir. Çünkü o zaman af isteyen, tövbe eden olmayınca affeden Allah’ın sıfatları boşta kalır. Günah işleyen umudunu kaybetmemeli, tövbe etmeli. Allah affeder. Yeter ki, hatalar tekrarlanmasın.

Hocam, önce Erzurum’da sokakta sigara içtiği için bir kadına saldırdılar, sonra İstanbul’da şortla belediye otobüsüne binen sporcu bir kızımıza yumruk attılar.

Bunlar büyük yanlışlar. Allah herkese özgür irade vermiş. Kuran-ı Kerim “Firavun’a giderken bile yumuşak konuşun” diyor. Kaba kuvvete, hakarete gerek yok. O zaman hepten kaybederiz o kişileri. Soğuturuz dinden. Bizim arkadaşlar arasında da var, kendisi bir yıl önce namaz da kılmıyor, oruç da tutmuyordu ama bugün birden melek kesilip tutmayana, kılmayana saldırıyor. Olmaz, yanlış. İkaz edeceksek de tatlı dille olmalı. Allah ne günahlarımızı ve hatalarımızı görüyor, bir bilsek.

Herkes kıyameti merak ediyor. Alametleri başladı mı acaba?

Küçük alametler ortaya çıktı. Mesela, bina ile zinanın çoğalması hususu gerçekleşti. Bedevilerin şehre inmesi, gökdelenlerin yapılması husu var. Şimdi gökdelenlerde Bedeviler oturuyor hep. Büyük alametler başlayınca çorap söküğü gibi gelecek hepsi. Ama biz ona yetişemeyiz. Mehdi, Deccal ve Hz. İsa’nın gökten inmeleri var. Güneşin batıdan doğması var. Eski hesapla 1432’deyiz. Mehdi yüzyıl başında geleceği için, yüzyıl başı geçince diğer yüzyıl bekleniyor.

Mehdi’nin geldiğini nereden anlayacağız, medyadan mı duyuracak?

Muhterem, o medyayı kullanmıyor, gökten gürültüyle iniyor. Onun medyaya ne ihtiyacı olacak ki! Zaten o zamana kadar bu elektronik sistem kalır mı, o da belli değil. Büyük bir çökme yaşanabilir dünyada. İmam Rabbani’ye göre 2 bini geçmez, kıyamet kopar. O zaman 500 senelik bir zamanımız var gibi görünüyor. Zaten son 100 yılda dünyada sadece kafirler kalacak. Hiç müslüman olmayacak. İnsanlar tamamen hayvanlaşacak deniliyor. Sokaklarda çiftleşecekler, düşünün hayvanlığı. Kıyamet koptuğunda dünyada müslüman olmayacak. Bu konuda Hadis var, “Allah diyen varken kıyamet kopmaz”.

Soyunuz Buhara’dan Giresun Görele’ye, oradan da İstanbul’a uzanıyor. Aralarında alim ve ulema var mı?

Buhara’dan yola çıkıp üçe bölünmüşler. Konya, Kayseri ve Gümüşhane’ye gitmişler.

Babanızın Said Nursi ile tanıştığı doğru mu?

Evet, doğru. O yıllarda Said Nursi Hazretleri, Draman’da fırıncı Mehmet ağabeyin evinde kalmış. Babam uğrayıp elini öpmüş birkaç kez. Sonra Isparta’ta askerken Hazret gözetim altındaymış, onu ziyarete gitmiş. Babam, Mahmut efendi hazretlerinden yaş olarak on yaş küçüktür ama ona çok yardımları olmuş. İlk İsmailağa Camii’si kurulurken destek olmuş, ezanlar okumuş. Osmanlıdan kalan son alimlerin hepsini ziyaret edip dualarını almış. Hafızlık eğitimini yarım yapmış. Fakir bir aile olduğu için çalışmak zorunda kalmış. Allah ondan razı olsun benim ilim yapma yolumu açtı.

“Din konusunda beni asıl mayalandıran kişi” dediğiniz dedeniz Cahit Bey olmuş.

Dedem Cahit Bey, annemin babasıdır. Derviş bir zattı. Mahmut Efendi hazretlerine bağlıydı. Anneannem erken yaşta öldüğü için hep bizde kalırdı. Ondan çok şey öğrendim.

Merhum Adnan Menderes’in zaman zaman Sirkeci’de saatçilik yapan dedenizin yanına uğradığı doğru mudur?

Evet, saatçilik yapardı Sirkeci’de. Cumadan sonra Adnan Menderes gelirmiş, çayını içer ve duasını istermiş. Dedem ona idam edildiği için çok yanardı, çok severdi.

Sizin tanıştığınız politikacılar oldu mu?

Rahmetli Alparslan Türkeş’le görüşüyordum. Babamın hukuku vardı. Süleyman Demirel’le görüşmedim. Erbakan hocayla ve Muhsin Yazıcıoğlu’yla büyük samimiyetim oldu.

Tayyip Bey’le (Recep Tayyip Erdoğan) görüşüyor muydunuz?

Tayyip Bey’le belediye başkanlığından önceki zamanlarda da görüşüyorduk. Erbakan hocanın yanındaydı, il başkanlığı görevindeydi. Ben Kasımpaşa’da cuma kıldırıyordum, hutbeler okuyordum, oraya geliyordu beni dinlemeye.

Deniz Baykal istifa edince onunla konuştunuz…

Deniz Baykal, bana stent takılınca arayıp “Geçmiş olsun” demişti. Ben medeni olarak gördüm onu. Bizim sağcı siyasetçiler bile sorulsa “Yok ya, ben hocayla görüşmedim” diye inkar etmeye kalkarlar, beraber görünmeyi pek istemezler. Bu yüzden Deniz Baykal’ın beğendiğim tarafı burasıdır. Basın toplantısında gazeteciler sordu “Hocayla görüştünüz mü?” diye, o da hiç kıvırmadı “Evet, görüştüm” karşılığını verdi. Ayrıca ekledi “İnsan olarak da zevkle izliyorum onu” dedi. Bizim sağcı siyasetçiler bile yapmaz bunu.

Hocam, İslamiyet tevazu dinidir. Ancak Abu Dabi’de Şeyh Hamad Bin Hamdan El Nahyan (63), kendi adını bir kilometre boyundaki dev harflerle çöle yazdırdı. Şeyhin sahibi olduğu El Futaysi Adası’na yazılan 3.2 kilometre uzunluğundaki isim uzaydan da görülüyor. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Kibirdir bu, kibir ve büyüklük taslamak ise haramdır. İnşallah çölde çıkacak bir kum fırtınasıyla bozulur Şeyh Hamad’ın fiyakası.

Hocam siz hapis hayatı da yaşadınız. Depremde ölenlere sevindiğinizi söylediniz iddia edildi.

Yedi saatlik sohbetimden beş on dakikalık bölümler seçildi, kelimeler gerisi ve ilerisi birbirinden koparıldı ve böylece suçlu ilan edilip hapse atıldım.
O zaman Sulhi Dönmezer vardı, profesör. Biz ona 10 bin dolar para verdik savunma için. “Bunun kararı verilmiş” diyerek parayı iade etti. Suçsuzluğumu kabul etmediler. Benim 50 bin kişi, 100 bin kişi toplamam, sohbetlerim, bunları çok korkuttu. Kısacası mimlendim. Benim açığım aranıyordu, deprem olayını buldular, uydurdular.

Gölcük’e gittiniz mi?

Yardım götürdüm, birkaç beldeye de gittim. Adapazarı’na da gittim.

Ne kadar süre hapis yattınız?

Neticede terör suçundan yatmıyorsun. İki sene yedi aydı cezam, üçte birinde, 13 ay kadar yattım.

İşkence gördünüz mü?

Psikolojik baskı var tabii. Acaba ben hapiste çevreme propaganda yapar mıyım, onların beynini yıkar mıyım gibi endişeleri oldu. Yıllardır hapisaneye gitmeyen cumhuriyet başsavcısı, ben oradayken üç kere geldi Bayrampaşa’ya. Benim kaldığım oda, gelgeç odasıydı. Anasına tecavüz edeni gelir, katili gelir, uyuşturucusu gelir. Tecavüzcüleri döverler, kafasını patlatırlar, ben araya girerim “Yapmayın, etmeyin, cezasını Allah verir” derdim. Üç ayda üç yıllık çile çektim.
Benim durumum da kritikti. Neticede gerçeği bilmiyorlardı ve benim depremde ölenlere sevindiğimi sanıyorlardı. Cezam öyleydi çünkü. Geceleri demir kapılar açılır kapanırdı sık sık ve ben uyuyamazdım. Gelip beni alsalar, kimin ruhu duyacak ki! Beni bir yere götürseler, kimse arkasını aramaz ki! “Şekeri düşmüş, komaya girmiş” derler. Çok sıkıntı çektim bu bakımdan. Ama Allah’a şükür bir şey olmadı. Hapse girmeyen yaşananları bilmez, anlayamaz. Şimdi maşallah her sınıf hapiste, komutanı giriyor, paşası giriyor.

Hocam, şike konusunda bir şey söylemek ister misiniz?

Şike elbette günah. Aldatmaya girer. Başka yerden para alarak sözleşmen olan yere ahlaksızlık ediyorsun. Terinle ıslatman gereken takım için çalışmayıp, başka takımı kollamak hainliktir.

Derginiz, kasetleriniz, cübbeliahmethoca.tv adlı bir internet siteniz var. Bu anlamda siz de medya patronu sayılırsınız.

Yok, bizde parayla dönmüyor işler. Sitemiz bedavadır, üyelikten bir şey almıyoruz.

Hocam adınızı bir anda milyonlara duyurmanızı Fatih Altaylı’nın ‘Teke Tek’ programı sağladı, değil mi?

Zelzele olayından sonra beni bilmeyenlere kendimi anlatma fırsatım oldu. Her zaman Fatih Altaylı’nın programına çıktığım için sesimi herkese duyurmanın mutluluğunu yaşadığımı söylüyorum. Allah razı olsun.

Kadın okurlarımız merak ediyor hocam, “Cennete giden erkeklere huriler vaadediliyor. Peki bize kim hizmet edecek?” diyorlar.

Elbette cennette erkeklere ‘huri’, kadınlara da ‘vasife’ler hizmet edecek.

Hurilerde dişi ve cinsellik var mı?

Elbette, cennette ilişki var. Erkekler bunu yaşayacak.

Peki kadınlar ilişki yaşayacak mı?

Kadınlar da ilişki yaşayacak ama onların ilişkisi dünyadaki eşiyle olacak. Arzu duyduğunda onunla olacak. Başkası olmayacak.

Cennete tüm fiziksel kusurlarımız da giderilecek, değil mi?
 
Evet, her tarafımız sapasağlam olacak.

Deliysek akıllanacağız yani.

Yok, o olmayacak. Anadan doğma deliler toprak olacak. Ona ahiret yok. Sonradan deli olanlar ahirete gelebilecek.

Cübbeli Ahmet Hocam, bu sohbet için Medyaradar okurları adına size çok teşekkür ediyorum. Siz hayatı ibadetle geçen bir insansınız. Vatan için, millet için dualarınızı eksik etmeyin n’olur…

RÖPORTAJ: YÜKSEL ŞENGÜL