YENİ ŞAFAK YAZARINDAN CEMAAT'E 'BAŞÖRTÜSÜ' UYARISI!

Salih Tuna, Gülen Cemaati ve Zaman yazarları Ahmet Turan Alkan ve İhsan Dağı'ya ilginç mesajlar verdi.

Cemaat de çok gıcıklık yapıyor ama!

Türbanlılar rövanş alıyorlar lakırdısını hatırladınız mı? Hayır, Cüneyt Arcayürek gibi raf ömrü çoktan bitmiş bir insan evladına ait değil bu.

Zaten öyle olsaydı inanın hatırlatmazdım, hatta hatırlamanıza bile değmez, unutun gitsin derdim.

Mahut söz ünlü bir romancıdan, üstelik bir kadından, Ayşe Kulin’den sadır olmuştu.

Çok değil, bundan yaklaşık bir yıl evvel Balçiçek’in programında, ’Türbanlılara iyi davranmadık, şimdi rövanş alıyorlar’ demişti.

Peki nerde, nasıl rövanş alıyorlardı?

Hakim, savcı, öğretim görevlisi, öğretmen, milletvekili falan olamıyorlardı; Aydın Doğan’ın medyasında çalışamıyorlardı; hiçbir Koç veya hiçbir Eczacıbaşı şirketinde yer bulamıyorlardı.

Uzun lafın kısası, başörtülüler için o melun ’Dışarı..dışarı.. dışarı...’ temposu ’de facto’ devam ediyordu.

Bütün bunlara rağmen Ayşe Kulin gündüz gözüyle ’rövanş-mövanş’ ne saçmalıyordu, sorgulamadık.

Belki de ciddiye almadık.

Serra Yılmaz da, ’Ben aslında insanların kapalı olmasından hiç hoşlanmıyorum’ demişti, ’Bazen korkuyorum başörtülülerden. Geçen gün hastaneye gittim, içeri girdim simsiyah bir öcü geldi üstüme. Korktum, korkutucu geliyor bana...’

Bu ülkede bunca zülme maruz kalmış başörtülülere bunları söylemek ’nefret suçundan’ başka neyle açıklanabilirdi?

Ne ki, pek üzerinde durmadık, söyler söyler giderler dedik.

Maalesef gitmediler! ’Çocuklar Duymasın’ın Pınar Altuğ’u, Enver Aysever’in programında, ’Aslında türban takmak istemiyorlar ama çevrelerinden gelen mahalle baskısından dolayı başlarını kapatıyorlar...’ dedi.

Yine sesimizi yükseltmedik, Allah bunları da böyle yarattı dedik; bi ufaktan gülüp geçtik.

Ne oluşturulmaya çalışılan algının, ne de var olan algının dışavurumunun farkındaydık.

’Gezi olayları’ başlayınca mahut algının şiddete dönüştüğünü müşahede ettik.

’Çevre duyarlığınızı, ağaç sevginizi falan alkışladık, orantısız şiddeti de kınadık ama yakıp yıkmak gibi vandallıkların yanısıra kimi başörtülüler de taciz edildi, şiddet uygulandı...’ deyince, ’Gezi ruhunda olmaz öyle şeyler’ diye koro halinde isyan ettiler.

’Hani kanıt, hani görüntü. Hayal görüyorsunuz, iftira atıyorsunuz...’ dediler.

Kanıtlar, örnekler gösterince de zıvanadan çıktılar.

Öyle ki, Ayşe Arman bile, kafasına tencere tava vurarak taciz ettikleri bir kadınla röportaj yaptı diye küfürlerden nasibini aldı. (Sonradan 5 uygun polis bulup röportaj yaptı da vaziyeti idare etti. Yoksa bu ’ihanetini’ affedecek değillerdi.)

Gezi olayları sırasında, İhsan Dağı kardeşim ’çoğulcu – çoğunlukcu’ muhabbetinden veya ’demokrasi sandıktan ibaret değildir’ diskurundan başını kaldırıp da mahut şiddeti şöyle bir teşrih masasına yatırmadı.

Ahmet Turan Alkan abimiz de Başbakan’ın üslubuna kafayı taktığının binde biri kadar bu edebsizliğe dönüp bakmadı.

Hülasa, en hafif ifadeyle, ’Erdoğan da çok gıcıklık yapıyor’ demeye getirildi.

İmdi, ODTÜ’de başörtülülere yapılan faşizan muamele hakkında ’Yok öyle bir şey; Gezi ruhu öyle şeyler yapmaz’ diyemiyorlar tabii.

Çünkü başörtülülere terbiyesizlik yaparken suçüstü yakalandılar. Haliyle yapacakları tek şey vardı; ’orantısız zekalarını’ çalıştırmak.

YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN