“Yayınlama Özgürlüğü Yolunda” yürümeye devam!

Yayınlama Özgürlüğü Yolunda Projesi sona eriyor. Proje sonuç raporunun açıklandığı Kapanış Konferansı’nda yazar Yekta Kopan, akademisyen Aslı Tunç ve avukat Haluk inanıcı rapor üzerinden güncel durumu değerlendirdi.

Türkiye Cumhuriyeti ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen Sivil Toplum Diyaloğu Programı çerçevesinde, Türkiye Yayıncılar Birliği’nin İsveç Yayıncılar Birliği ortaklığıyla yürüttüğü Yayınlama Özgürlüğü Yolunda Projesi’nin Kapanış Konferansı 7 Temmuz 2015 Salı günü CVK Park Bosphorus Hotel’de düzenlendi.

Konferansın açılışında, Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı ve proje koordinatörü Metin Celâl, proje ortağı İsveç Yayıncılar Birliği yönetim kurulu üyesi Ola Wallin açılış konuşmaları yaptı. Ardından, proje sonunda hazırlanan “Avrupa Birliğine Giriş Sürecinde Türkiye’de Yayınlama Özgürlüğü Raporu”nun yazarı, basın özgürlüğü konusunda uzman avukat Tora Pekin raporun özetini çarpıcı örneklere değinerek aktardı.



Açılış konuşmasında Metin Celâl Ekim 2014’te başlayan proje kapsamındaki faaliyetleri anlattı. Amaçlarının yayınlama özgürlüğünün önündeki engellere dair bir farkındalık yaratmak olduğunu belirten Celâl, 9 ilde düzenlenen toplantılarla bir durum tespiti yapıldığını dile getirdi. Celâl, yayınlama özgürlüğüne yönelik engellemelerin yaygınlaştığına işaret ederek, bu konudaki duyarsızlıktan yakındı. Konuyla ilgili olması beklenen kişilerin çoğunun duyarsız olduğunu gördüklerini belirten Celâl, fikir özgürlüğüne yönelik baskılar konusunda “bir kabul edilmişlik” olduğunu belirtti. Celâl, Brüksel’de yaptıkları görüşmelerde de, Türkiye’deki fikir özgürlüğü konusunu çok yakından izlediğini düşündükleri Avrupa Birliği’nin aslında çok da “ilgili” olmadığını gördüklerinin altını çizdi.



Ola Wallin konuşmasında dünyanın her yerinde sansüre karşı mücadele ettiklerini vurguladı. Dünyanın birçok yerinde yayınlama özgürlüğünün ihlal edildiğini söyleyen Wallin özellikle Belarus, Kamboçya, Çin, Suudi Arabistan ve Türkiye’deki sorunların büyüklüğüne dikkat çekti. Wallin, Türkiye’de hâkim durumda olanların en ufak bir eleştirisiyle gazeteci ve yazarların başına bir şey gelebileceği tespitini yaptı. Wallin, 44 gazetecinin davasını takip ettiklerini belirterek, “Hükümetin, gazetecilerin işini yapmasını engellemesini kınıyoruz” dedi.



“Düzenlemeler göstermelik”

Proje sonunda hazırlanan “Avrupa Birliğine Giriş Sürecinde Türkiye’de Yayınlama Özgürlüğü Raporu”nun yazarı Avukat Tora Pekin ise ifade özgürlüğü konusunda AB’ye uyum sürecinde yapılan yasal düzenlemelerin “görünüşte” kaldığını söyledi. Siyasilerin işlerine geldiği noktada ifade özgürlüğüne inandığını kaydeden Pekin, buna örnek olarak; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Ahmet Şık’ın basılması engellenen kitabı hakkında önce “Öyle kitaplar vardır ki bombadan daha tesirlidir” dediğini ancak bu sözlerin üzerinden üç yıl geçtikten sonra yine aynı kitap konusunda “Kitap yazma hazırlığı yaptı diye, bakın, kitap yazdı diye değil, hazırlığını yaptı diye insanlar mahkûm edildi” ifadelerini kullandığını hatırlattı. Açılan dava ve soruşturmalarla gazeteciler ile yayıncılar üzerinde baskı kurulduğunu kaydeden Pekin, ceza almayacak olsalar dahi gazetecilerin çalışmasının bu yolla engellendiğine dikkat çekti.



“Yasalar baskıcı”

Konferansın ikinci bölümünde konuşan Avukat Haluk İnanıcı Türkiye’de yasaların fikir özgürlüğünün önünde büyük engel teşkil ettiğini söyledi. Türk Ceza Kanunu ve İnternet Kanunu’nun baskıcı yanlarına vurgu yapan İnanıcı, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında bir gazetecinin kolayca terörist ilan edilebileceğine işaret etti.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Aslı Tunç ise daha önce entelektüel elit üzerinde kurulan baskının artık tüm toplum kesimlerine nüfuz ettiğini belirtti. Tunç, Türkiye’deki “caydırıcı etki”nin yabancı gazetecilere kadar uzandığını örneklerle aktararak, akademik ve bilimsel yayın ve araştırma özgürlüğünü baltalayan sorunlara vurgu yaptı.



Kopan’dan Nazi göndermesi

Yazar Yekta Kopan, konuşmasına Almanya’da 1933’te gerçekleşen kitap katliamını hatırlatarak başladı. Goebbels’in 1933 tarihli konuşmasından alıntılar yapan Kopan, baskının yalnızca siyasilerden değil güce tapan “hassas vatandaşlar” tarafından da yapıldığını söyledi. Kopan kitap yakanların unutulduğunu ancak o kitapları yazanların unutulmayacağını dile getirdi.