YAŞI KAMİL, AKLI ZAİL, BAKIŞI CAHİL! NİHAT HATİPOĞLU'NDAN HAKKI DEVRİM'E YANIT!

Hakkı Devrim'in geçtiğimiz günlerde Hz. Muhammed için söylediği sözlere Nihat Hatipoğlu'ndan yanıt geldi.

Yaşı kâmil, aklı zail, bakışı cahil

Yazının başlığından hareketle, yazının bir şahsı hedef aldığını sanmayın. Bu yazı bir şahsı veya şahısları değil, bir zihniyeti tartıyor.
Geçenlerde yaşı kemale ulaşmış deneyimli bir gazeteci, bir televizyon programında Peygamberimiz hakkında ağır ve çirkin bir söz söyledi. Gerçi bu sözü hakaret niyetiyle söylediğine inanmıyorum. Kastın bu olmadığını sanıyorum. Ama söz hem ağırdı, hem cahilceydi ve hem de ilmi delillerden yoksundu. Ezcümle şöyle diyordu: "Hz. Muhammed (s.a.v.) bir kabile reisiydi. Kur’an’ı Kerim ise Peygamber’in (s.a.v.) sözleriydi."
Gazeteci aşağı-yukarı bu minvalde talihsiz, boş ve yakışıksız sözler söyledi.
Bu bakış tarzı ne yazık ki oryantalist menşeli, materyalist ve vahiy bilmez bir anlayışın ürünüdür. Sakat, sakıt, cahil ve önyargılı bir anlayışın ürünü.
Elbette ki bu tespitler ve sözler doğru değildir. Hz. Peygamber (s.a.v.); bir kabile reisi veya lideri olmadığı gibi, bütün hayatı boyunca kabile reis ve liderlerinin gadrine ve saldırılarına uğramış bir Peygamberdir. On üç yıllık Mekke hayatı boyunca, Ebu Cehil, Velid, Şeybe, Ümeyye, Utbe gibi Mekke’nin müşrik aristokratları, diktatörleri Hz. Peygamber’e (s.a.v.) akla gelmedik zulümler yaptılar. "Peygamberlik bula bula bu yetim ve öksüzü mü buldu! Bu şehirlerin reisleri ve ileri gelen liderler varken, Peygamberlik Abdullah’ın yetimini mi buldu" diye itirazlarını yükselttiler. Küçümsediler. Azgınca saldırdılar. Kara çalmaya çalıştılar.
Siz hangi kabileden, hangi kabile reisliğinden bahsediyorsunuz? Kabile reisliği derken derdiniz, O’nu küçültmek ise, biliniz ki O, aklınızın, nefesinizin idrakinizin alamayacağı kadar yücelerdedir. O kadar yücelerdedir ki, her bir iman eden, O’nun bir tel saçı için bütün varlığından vazgeçebilecek kadar vurgundur O’na. Bu kadar ciddidir bu iş ve bir o kadar Yücedir O.
Hz. Muhammed’in (s.a.v.) Mekke ve Medine’de yetiştirdiği ve bir insanlık abidesi olan sahabe kadrosu olmasaydı, bugün ne Selçuklular, ne Osmanlılar ne de Anadolu olabilirdi. Kim bilir bugün İstanbul’da, bugün Anadolu’da hangi dinin, hangi felsefe veya tarihin çıngılları öterdi. Onun içindir ki Hz. Peygamber’i (s.a.v.) sultanlar, imparatorlar, krallarla kıyaslamak cehaletin yanında, tarih bilincinden de yoksun olmak anlamına gelir.
Peygamberimiz’in (s.a.v.) Bizans imparatoruna, İran imparatoruna, Mısır imparatoruna, Habeş kralına ve daha yüzlerce lidere gönderdiği diplomatik mektuplar, Medine’ye gelir gelmez dağınık yaşayan Yahudileri ve İslam’a girmemiş Arapları da toplayarak, onların da görüşlerini alarak Medine’de federatif bir devlet kurması ve dünyada ilk yazılı anayasa olan nizamnamesini ilan etmesi; O’nun ulaşılmaz ufku hakkında, yaşı kamil, aklı zail, ömrü cahil olanlara bir şey anlatır mı bilmem! Bu anayasanın ilk cümlesi şöyle başlıyordu:
"Bu vesika, Allah’ın Resulü Peygamber Muhammed’in (s.a.v.), Kureyşli mümin ve Müslimlerle, Yesrib (Medine’deki Yahudiler ile Müslüman) olanlar, onlara tabi olanlar ve onlarla birlikte harbe gidenler arasında geçerli bir vesikadır. Bunlar (yani bu bölgede yaşayan Müslümanlar, Müslüman olmayan Araplar, Yahudiler v.s.) diğer insanlar dışında, bir ümmeti teşkil ederler" (Prof. Dr. Muhammed Hamidullah, Mecmuatu’l vesâiki’s-siyasiyye, s. 5-9).
Bütün bunları gerçekleştiren mi kabile reisidir? Bu mu kabile reisliği! Herhalde aklınız, şu bizim aşiret dizilerindeki kabile reislerine takıldı kaldı! Dilerdim ki, tarih boyunca bu cahilce bakışla bakanlar "kimliklerinde din hanesindeki İslam cümlesine saygı babında bile olsa" Hz. Peygamber’i (s.a.v.) bir defa merak edip okusalardı, Devanport gibi, Karen Armstrong gibi, Thomas Carlyle gibi, Tolstoy gibi, Jean Paul Roux gibi, Anna Maria Schimmle gibi biraz insaf sahibi olsalardı.
Kur’anı Kerim, ne bir insanın, ne bir Peygamberin sözü değildir. O Yüce Rabbin Peygamberine gönderdiği ebedi kurtuluş mesajıdır. Ebedi kurtuluş reçetesidir. Hz. Peygamber (s.a.v.), O kitabın bir harfine bile müdahale hakkına ve yetkisine sahip değildir. Kur’an buyuruyor ki: "Şayet Muhammed, bize bir söz uydursaydı, onu şiddetli yakalar ve sonra onun şah damarını koparırdık."
Özetle: Hz. Muhammed (s.a.v.) yeryüzündeki en büyük inkılabı, devrimi, değişimi ve dönüşümü gerçekleştirmiş bir Peygamberdir. Allah’ın Resulüdür. Kur’an-ı Kerim ise O’na Yüce Allah tarafından melek yoluyla gönderilmiş vahiydir. İnsanlık Kur’an’ı ve Hz. Peygamber’i yeniden keşfederken, tarihin ötesinde kalmış, basmakalıp ve sığ bir anlayışla kendi dininin Peygamberinden habersiz olan zevatı görünce, müthiş üzüntü duyuyoruz. Nefret ve hınç değil elbette, heba olmuş ve eskilerin deyimiyle "hasired’dünya ve’l-ahire" dünyası da, ahreti de kayıpta deyip burkuluyoruz. Bütün insanlara rahmet ve şefkat nazarıyla bakan bir mümin olarak burkuluyoruz. İşte o kadar...
Not: Bugün Tüyap Kitap Fuarı’nda saat 15.00’te, Turkuvaz Kitap standında kitaplarımı imzalayacağım. Yine bu cuma ve her cuma, Sabah saat 08.30-10.00 arasında ise atv’de canlı yayınım devam etmektedir.

Nihat Hatipoğlu/Sabah