VAKİT YAZARI SİBEL ERASLAN GELDİ, KAPIDAN GİRERKEN TEREDDÜT GEÇİRDİM! ELİMİ UZATMALI MIYIM YOKSA...

Ertuğrul Özkök, Vakit yazarı Siber Eraslan'la başından geçen bir olayı bugünkü köşesine taşıdı.

Elim havada kalacak mı

KARAR sizin.

Şimdi anlatacağım duygular yüzünden kendimden utanmalı mıyım?
Yoksa bu duyguyu bana verenler mi utanmalı...
¡ ¡ ¡
Üç hafta önce Vakit Gazetesi yazarı Sibel Eraslan, yeni kitabını getirdi.
Kapıdan girerken bir tereddüt geçirdim.
Elimi uzatmalı mıyım, yoksa bir yolunu bulup geçiştirmeli miyim?
Çok iyi biliyordum ki, Sibel’in hiç böyle bir meselesi yok.
Dahası bugüne kadar hiçbir türbanlı kadın elimi havada bırakmadı.
Öyleyse bunca yıla, bunca karşılaşmaya, bunca tecrübeye rağmen niye hâlâ böyle bir tereddüt geçiriyorum?
Hiç kuşkusuz Allah’ın belası önyargılarım yüzünden.
Ama sadece bu değil.
Kabul edelim ki, şöyle veya böyle, bazı insanlara “bu duygu” verildi.
Kabul edelim ki, bazı insanların eli havada kaldı ve kalmaya devam ediyor.
Ve yine kabul edelim ki, seyrek de olsa, “münferit vaka” da kabul edilse, bu uç örnekler, hafızamıza derin izler bırakıyor.
Yani, “dini simgelerle” meselemizi halletmek o kadar kolay değil.
¡ ¡ ¡
Şimdi türban meselesini çözmeye çalışıyoruz.
Bu konudaki fikrim çok net.
Bu çağda, 18 yaşına gelmiş bir kıza, üniversite kapısından girerken başını açacaksın demek hakikatten abes.
Herkes açtırsa bile biz zorla açtırmamalıyız.
Yıllardır üniversitedeki türban yasağı ile ilgili hep aynı şeyi yazıyorum, yazmaya da devam edeceğim.
Abes, abes, abes.
Ancak...
Bu yasak kalktığı an Anadolu’nun bazı şehirlerinde üniversiteye başı açık giden kızların üzerinde baskı kurulacağı endişesini derinden taşıyorum.
Yine de hemen kalksın diyorum.
Ayrıca Başbakan’ın sözü var.
Mahalle baskısına karşı birlikte direneceğiz.
Nerede böyle bir baskı var, asla “münferit olay” deyip geçmeyeceğiz.
Genç bir kızın başını zorla açtırmak ne kadar kötüyse, zorla kapatmak da o kadar kötüdür.
Mutabık mıyız?
Samimi miyiz...
O zaman bu mesele çözülmüş demektir.
¡ ¡ ¡
Bitmedi...
Bir konuda daha parmak kaldırıp fikrimi söyleyeceğim.
Hep şuna inandım. Üniversitede türban kanunla, yönetmelikle çözülecek bir mesele değildir.
Olmamalıdır da.
Türban yasağının kaldırılması yaygın bir mutabakat konusudur.
Üniversite rektörleri talimat verir, kızlar girer.
Zaten birçok üniversitede girmeye başladı.
Öyleyse niye hâlâ bunu bir meseleymiş gibi sunmaya, ille de Meclis’te bir şeyler yapmaya çalışıyoruz?
Mesele bilek bükmek mi?
İlle de biri galip mi gelecek.
Gerçekten samimiysek, artık deri değiştirmek, bu ruh halini çıkarıp atmak gerekir.
Çünkü şu görüntümüz beni irkiltiyor.
Kürt’ü, “anadilde eğitim” hakkını bastıra bastıra almak istiyor.
Muhafazakârı türban yasağını “bastıra bastıra”, “kanırta kanırta” kaldırmak istiyor.
Yani herkeste bir “zafer”, karşıdakine de “hezimet” duygusu yaşatmak arzusu var.
Diyorum ki; hiç olmazsa, hepimizin gönülden kabulleneceği bir olayda “zafer” duygusundan mahrum olalım.
Bu da toplumun zaferi olsun...

Ertuğrul Özkök/Hürriyet