Türk Tabipleri Birliği’nden ‘aşı zorunluluğu’ açıklaması

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Etik Kurulu tarafından yapılan açıklamada "Toplum sağlığının korunması ortak ilkesinin gereği olarak aşının zorunlu kılınması olanaklıdır. Öncelikle bu düzenleme açık, anlaşılabilir ve belli ölçütlere uygun bir yasal çerçeve ile yapılmalıdır" denildi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), ‘zorunlu aşı uygulaması’ hakkında etik kurul görüşünü paylaştı. TTB’nin açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

* Bulaşıcı hastalıklar ve bunlara bağlı salgınlar insanlık tarihi kadar eskidir. Salgınlar yol açtıkları kitlesel hastalık durumu ve ölümler nedeniyle kişiler ve toplumları derinden etkileyerek siyasi, ekonomik, kültürel yapılarda değişiklikler yaratmıştır.

“BENZER SALGINLARA HAZIRLIKLI OLMAMIZI GEREKTİRİYOR”

* Tarihsel süreç içinde bakıldığında tarım devriminin gerçekleşmesi sonrası yerleşik yaşama geçilmesi, hayvanların evcilleştirilerek onlarla yakın temas içine girilmesi gibi nedenlerle mikroorganizmalar ile artan yakın ilişki sonucu bulaşların ve salgınların arttığı görülmektedir. Günümüzde ise kapitalizmin çevreyi ve farklı türleri sömürüsü, insanın doğaya vahşi müdahalesi ile ekolojik dengenin ve ekosistemlerin bozulması ve eşitsizliklerin artmasının bugün yaşanmakta olan pandeminin en önemli nedenleri arasında yer alması, benzer salgınlara hazırlıklı olmamızı gerektirmektedir.

* Söz konusu hastalıklarla mücadelede ise koruyucu hekimlik yaklaşımları her zaman çok önemli olmuştur. Etkili tedavi araçlarının olmadığı koşullarda söz konusu hastalıklarla mücadelede koruyucu önlemler daha da önem kazanmıştır. Bu kapsamda en etkin koruyucu yöntemler arasında yer alan ve insanlığın ortak değeri olan aşılar geçen yüzyılın en önemli halk sağlığı kazanımlarından biri olmuştur.

* Aşıların bilimsel bilgi üretme basamaklarının tamamı gerçekleştirilerek üretilmeleri etkili ve güvenli olmalarını sağlamaktadır. Yapılan bilimsel araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre COVID-19'a karşı korunmanın etkin ve geçerli yöntemlerinin başında aşıların geldiği ortaya konmuştur.

* Bu bilimsel gerçekliğe karşın bugün temelde bir yönetim biçimi olarak bilgiyi değersizleştiren, doğru yanlış ayrımının yapılmasını engelleyen, hakikatin çarpıtılması ile belirsizlik ortamları yaratan politikalar sonucu insanın düşünme yetisi örselenmekte ve aşı tedirginliği yaşanmaktadır. Bunun yanında özellikle son 20 yıldır aşı konusunda sürdürülen gerici sağlık politikaları ile aşı karşıtlığı körüklenmekte ve aşı yaptırma bireysel tercihe indirgenmektedir.

“AŞI TEREDDÜDÜNÜ VE KARŞITLIĞINI BESLİYOR”

* Devlet, sağlıklı yaşam hakkının sağlanması ödevinin gereğini yerine getirmemekte, konu hakkındaki belirsizlikleri ortadan kaldıracak tutum almamakta, toplumu bilgilendirmeyerek ve şeffaf davranmayarak aşı tereddüdünü ve karşıtlığını beslemektedir. Sadece bir meta olarak aşı temin edilmesi, yukarıda belirtilen diğer sorumluluklar yerine getirilmeksizin isteyenin aşı olmasının söylenmesi, aşıyla ilgili tutarsız açıklamalar yapılması toplumdaki güvensizliği, aşı tereddüdü ve karşıtlığını pekiştirmektedir.

* Devlet pandemi yönetiminde gerekli önlemleri yerinde ve zamanında almadığı ve aşının yaygın bir biçimde uygulanması konusundaki sorumluluklarını yeterince yerine getirmediği için toplumsal bağışıklık sağlanamamış, vakalar ve ölümler artmıştır. Bu durum devletin bireylerin ve toplumun haklarının, refahının korunması için belirli eylemleri zorunlu kılma yetkisi olduğu göz önüne alınarak, zorunlu aşı uygulaması tartışmasının gündeme gelmesine neden olmaktadır. Söz konusu gündemin toplum sağlığı ile ilişkisi, Etik Kurulu olarak konunun değerlendirilmesini gerektirmiştir.

“KİŞİLİK HAKLARINI İHLAL EDEBİLECEK ÇOK TEHLİKELİ BİR YAKLAŞIMDIR”

* Konu etik açıdan değerlendirilirken temelde beden bütünlüğünün korunması, bireysel özgürlük, özerk karar verme hakkı ve toplumsal yarar başlıklarında ele alınmaktadır. Etik Kurul tarafından daha önce “Aşı Konusunda Yaşanan Tereddütler, Aşı Reddi ve Aşı Karşıtlığı Konusunda Etik Kurul Görüşü” başlıklı görüş oluşturulmuştur. Söz konusu görüşte “Genelleyici bir yaklaşımla, birey özerkliğinin toplum yararı gerekçe gösterilerek çiğnenebileceği anlayışı, kişilik haklarını ihlal edebilecek çok tehlikeli bir yaklaşımdır.

* Bununla birlikte, duyarlı bireylerin bağışıklanmasıyla toplum düzeyinde etkin ve güvenli koruma sağlanabilen bulaşıcı hastalıklar özelinde, bir değer olarak toplum yararı birey özerkliğinin üzerinde ele alınması gerekliliktir.” ifadesine yer verilmiştir. Konu “toplumsal bağ içinde yer alan tüm üyeler arasındaki ilişkinin esasını, birbirine karşı sorumluluk oluşturur.

* Bu nedenle bireysel iyinin toplumun diğer kesimlerine zarar vereceği durumlarda, bireysel iyi, ‘zarar vermeyeceksin' ilkesi gereği bir yarar olarak görülemez. Çünkü diğerlerini gözetmeyen bir bireysel yarar, toplumsal bağı, toplumsal dayanışmayı zedeler” söylemiyle bireysel özerklik ve toplumsal yararın birlikte korunması ve bunun olanaklı olduğu şeklinde temellendirilmiştir.

“AŞI KONUSU SADECE BEDEN BÜTÜNLÜĞÜ ÜZERİNDEN ELE ALINAMAZ”

* Beden bütünlüğüne dokunulmaması mutlak hak olarak kabul edilir. Ancak toplumsal yarar ve toplum sağlığının korunması göz önüne alındığında, aşı konusu sadece beden bütünlüğü üzerinden ele alınamaz. Aşı olunmaması durumunda diğer kişilerin de hasta olmasına, hatta yaşam hakkını kaybetmesine neden olunabildiği göz önüne alındığında, meselenin sadece aşı olmayı reddeden kişinin beden bütünlüğü ile sınırlı olmadığı görülmektedir.

* Bireysel özgürlük kavramının bireysel serbestlik anlamına gelmediği unutulmamalıdır. Serbestlik kavramı öznenin “ben” olduğu özel alana dairdir. Bir işlev gerçekleştirdiğimiz anda serbestlik alanından çıkarak ortaklık alanına dahil oluruz ki, artık bu durumda ortaklık ilkeleri geçerlilik kazanır. Ortak alanda ise artık özne “herkes” olmuştur.

* Bu durumda bir arada yaşama bilinciyle kendimiz için istediğimiz her şeyi herkes için isteme ilişkisinde, yani gerçekleştirdiğimiz eylemin başkaları için ne anlama geldiği de düşünüldüğünde, özgürlük kavramı dile getirilebilir. Kısaca özgürlük serbestlikle değil ahlaki özne olma ile ilintilidir. Salgın hastalık durumunda geçerli ortaklık ilkesi “toplumsal yarar”dır ve bunun sağlanması için bilimsel verilerin doğrultusunda aşı uygulanması gerekmektedir.

* Yaşam hakkı diğer hakların gerçekleşebilmesinin olanağını sağlaması nedeniyle tüm hak ve toplumsal yararların üstünde bir değerdir. Özgürlük, sosyal hayatta diğer insanlara ve topluma karşı sorumluluklar da içeren, sadece serbestlik anlamına gelmeyen bir kavramdır. Özgürlüğün bu niteliğini göz ardı etmek herkesin eşit bir şekilde özgürlüğe hakkı olduğu anlayışını hiçe saymak anlamına gelecektir.

“AŞININ ZORUNLU KILINMASI OLANAKLIDIR”

* Bu değerlendirme kapsamında yaşanmakta olan salgın süreci ele alındığında öncelikle aşağıdaki soruların bilimsel yanıtlarını vermek gerekecektir:

* Toplumsal yaşamın sürdürülmesi için korunma gerekli midir? Var olan aşılar bu korumayı sağlamakta mıdır? Aşıdan başka, aşı kadar etkili koruma yöntemleri söz konusu mudur? Salgının önlenmesi için aşı uygulamasıyla toplumsal bağışıklığın sağlanması mümkün müdür?

* Pandemi sürecinde aşı uygulanmasının etkili ve güvenli bir mücadele aracı olduğu pek çok ülke deneyimiyle bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bu bağlamda aşı uygulanması pandeminin kontrol altına alınması, hatta sona erdirilmesi için bir gerekliliktir.

* Bu değerlendirmeler kapsamında toplum sağlığının korunması ortak ilkesinin gereği olarak aşının zorunlu kılınması olanaklıdır. Öncelikle bu düzenleme açık, anlaşılabilir ve belli ölçütlere uygun bir yasal çerçeve ile yapılmalıdır. Burada aşı olmayanların Anayasada tanımlanan temel hak ve özgürlüklerini ölçüsüz sınırlandırmayacak, hakkın özüne dokunmayacak şekilde hak sınırlamalarına gidilmesi söz konusu olabilmektedir. Böylece bireysel serbestlik kapsamında, beden bütünlüğü ve bireysel özerklik de korunarak kişi ortak alana katılmamayı seçerek aşı olmama istemini de gerçekleştirebilecektir.

“GEREKLİ NORMATİF DÜZENLEMELERİ YÜRÜRLÜĞE KOYMALI”

* Bu bağlamda TTB Etik Kurulu herkesin sağlıklı yaşam hakkını sağlama ödevi olan devlete sorumluluklarını hatırlatmayı bir görev bilir:

* Bilimin aşıların güvenli, etkili ve gerekli olduğunu belirttiği ve yetkililerin de bu hakikati reddetmediği açık olduğuna göre, herhangi bir zorunlu uygulamaya gereksinim duyulmaması için, devletin öncelikle toplumun kültürel değerlerini de göz önüne alarak halkı şeffaf ve doğru bilgilerle aydınlatması, insanların onam vereceği ve aşılama çalışmalarına gönüllü olarak katılacağı bir ortamı oluşturması beklenir.

* Bunun gerçekleştirilemediği durumda ise devlet, toplumsal bağışıklığın sağlanması amacıyla gerekli normatif düzenlemeleri yürürlüğe koymalıdır.

* Devlet, aşıya herkesin ulaşımını sağlayacak düzenlemeleri yapmalıdır.

* Devlet aşıya ulaşma konusunda sıkıntı çeken dezavantajlı gruplar için ek önlemler alarak özen ödevini yerine getirmelidir.

* Devlet, sürecin özerk ve bilimsel bir yapı tarafından sürekli ve düzenli olarak denetlenmesini, izlenmesini sağlamalı ve elde edilen bilimsel bilgilere göre oluşturulan öneriler doğrultusunda tutum almalıdır.

* Devlet aşılama çalışmalarının sonuçlarını düzenli ve sürekli bir biçimde değerlendirmeli, şeffaf bir biçimde paylaşmalıdır.

* Devlet kitlesel aşı uygulamalarında ortaya çıkabilecek aşı sonrası istenmeyen etkileri dikkatle izlemeli, zararların tamamını ivedilikle karşılamalıdır.

* Aşı olmayanların yaratacağı COVID-19 hastalık yükü, sağlık sisteminin ve sağlık çalışanlarının üzerindeki taşınamaz hale gelen ağırlığı daha da artıracak ve sağlık hakkına erişimi güçleştirecektir. Tüm bilimsel bilgiye ve toplumu etkileyen olumsuz sonuçlara karşın başkalarına zarar vereceğini bilerek aşı olmaktan kaçınmak ahlaki özne olma özelliğinin yitimidir.

* Bir arada yaşamanın yaptıklarımızın başkaları için ne anlama geldiğini düşünmeyi de gerektirdiği açıktır. Kişi serbestlik içinde aşı olmayarak başkalarının da zarar görmesine neden oluyorsa, bu özgürlük kavramı kapsamında olmayacaktır. Sağlık hakkının sadece bireysel olarak kendimizin değil, herkesin sağlığıyla ilintili olduğu unutulmamalıdır.