TÜRK GAZETECİLERİN KAÇIRILMA OLAYLARI SENARYO MU? ÖNDER AYTAÇ ZİHİNLERİ KURGULADI!

"Şimdi uyanık olmak zamanı!.." diyen Önder Aytaç, Türk gazeteciler Adem Özköse ve Hamit Coşkun'un Suriye'de kaçırılma olayını sorguladı.

Ne iş? Suriye’de gazeteci kaçır, İran’da teslim et

Öncelikle kurtarılan gazeteci arkadaşlarımız Hamit Coşkun ve Adem Özköse’ye geçmiş olsun diyorum. Her ne şekilde kurtarılmış olurlarsa olsunlar, sağ salim ülkelerine, ailelerine ve dostlarına kavuşmuş olmalarını da çok önemsiyorum.

Ancak bu konuyla ilgili aklımdaki bazı zihinsel kurgulamaları da sizlerle maddeler halinde ve soru sormak şekliyle aşağıdaki gibi paylaşmakta yarar görüyorum. Şöyle ki;

1. MİT Krizi sonrasında MİT’in yerlere sürünen imajını yükseltmek ve hamasi bir söylemle, ‘kahramanlar yaradan bir ırkın ahfadıyız (istihbaratıyız)’ diyebilmek için, bir atraksiyona ihtiyacı var mıydı? Aynı bordo berelilerin nasıl cengâver bir şekilde Suriye’de operasyon düzenleyerek Abdullah Öcalan’ı yakaladığını ifade eden, o dönemin medyasında kurgulanan / yazılan senaryolarda gördüğümüz gibi bir sanal kahramanlık durumunu oluşturmak istenmiş olabilir mi?

2. En sonda söyleneceği isterseniz en baştan söyleyeyim; Suriye’de kaçırılan gazeteciler konusunda çok ciddi tereddütler ifade edilebilir mi? Yaşanılan olayların sanki % 50’den fazlası kötü kurgulanmış bir senaryo gibi de düşünülebilir mi?

3. Suriye’de kaçırılan gazeteciler verdikleri röportajlarda, İsrail cezaevlerinden daha kötü koşullarda tutulduklarını söylemelerine karşın, genel görünümlerine bakıldığında, hiç de çok zor koşullar altında 2 ay geçirdikleri gibi, fiziki ve psikolojik hırpalanmış / yıpranmış bir durum söz konusu değil miydi?

4. Gerek Silivri’yi ziyarete giden, gerekse orada yatan / kalan tutukluların söylemiyle, Silivri’deki koşulların çok da kötü olmamasına rağmen, tutuklu olanlar Silivri’ye geldikten sonra 1-2 ayda, 10-15 kilo vermeleri söz konusu muydu? Bu gazeteci arkadaşlarımız ise, hem de Suriye sıcaklarında ve çok iyi de beslen(e)medikleri halde sanki çok da kötü bir halde görünmüyorlardı, değil mi?

5. Gazeteci arkadaşlar medyaya; ‘bir arada tutulmadık, hiç birbirimizi görmedik’ demelerinin nedeni, söyleyecekleri / anlatacakları konusunda kendi aralarında bir çelişki olmasın diye, böyle bir yaklaşım sergilemiş olabilirler mi?

6. Bu olay, İnsani Yardım Vakfı’nın (İHH) Mavi Marmara ile sarsılan imajını düzeltmek için kurgulanmış bir senaryo olabilir mi?

7. Bu gazeteciler Suriye’ye geçtikleri günden sonraki ilk 1-2 gün dışında tüm zamanlarını İran’da ya da Suriye’de İranlıların kontrolünde olan bir bölgede ve oldukça rahat bir ortamda geçirmiş olabilirler mi?

8. Hele ki İran gibi bir ülke, bu gazetecileri elleriyle koymuş gibi bulup, bize teslim etmişlerse, bu gazeteci arkadaşlarımızın Başbakan Yardımcısı seviyesinde, gece yarısında karşılanmaları uluslar arası ilişkiler konseptinde ülkemizi büyütür mü yoksa küçültür mü?

9. Türkiye çapında bir ülke bu gazetecileri filmleri aratmayan bir operasyonla kurtarmış olsaydı -ki MİT krizi sonrasında bu da kurgulanmış olabilirdi- bu gazetecilerin devletin en üst seviyesince karşılanmaları anlaşılır olabilirdi. Ama İran’ın elle koymuş gibi verdiği gazetecileri havaalanında valinin bile karşılaması acaba abartı mı olurdu?

10. IHH yetkilileri yaptıkları açıklamalar ile; ‘samanlıkta iğne arar gibi, Suriye’yi köy köy dolaştık’ dediler. Acaba siz hangi ülkede nasıl dolaşıyorsunuz? Ve ev ev dolaşarak gazeteciler nasıl bulunur? Bu gazeteci arkadaşların alıkonuldukları doğru olabilse de, acaba kaçırıldıkları konusu bir muamma diye de düşünülebilir mi?

11. Bildiğiniz gibi, Suriye tüm dünya önünde insan kıyımı yapan ülke durumunda. Eğer Suriye yönetimi bu işin içinde olsaydı, kayıp gazetecileri Türkiye’nin arzusu üzerine arayıp bulmuş gibi davranıp, Türk ve dünya kamuoyuna sempatik görünme adına bu gazetecileri bizzat Türkiye’ye teslim etmezler miydi? Halbuki, teslim sürecinin hiçbir karesinde, Suriyeli yetkililere dair tek bir görüntü bile yok. Suriye gibi, şu sıralar dünya kamuoyunda çok olumlu bir imaja ihtiyacı olan bir ülkenin, böyle bir olayı bir imaj operasyonuna vesile etmemesi düşünülebilir mi? Bu ise, bize Suriye’nin bu olayın tamamen dışında olduğunu, hatta İran ve İHH’nin ortak bir projesin / çalışmasının ürünü olduğunu çağrıştırabilir mi?

12. Acaba bazı ajansalar ve web siteleri, 25 Mart 2012’de, dışişlerine yakın kaynaklardan elde ettikleri bilgilere bağlı kalarak, kaçırılan bu gazeteci arkadaşların İranlıların elinde olduğu ile ilgili haber yapmalarının hemen sonrasında, İHH Başkanı ısrarla buraları arayarak, bu haberleri aynı gün yayından kaldırtmış mıdır?

Yeniden en başa dönecek olursak, gazeteci arkadaşlarımızın her ne şekilde olursa olsun, Türkiye’ye, ailelerine ve dostlarına kavuşmuş olmaları çok güzeldir. Ancak yukarıda maddeler halinde sıraladığımız sorular da, yüksek sesle düşünülmesi bağlamında sıralanabilecek sorulardır, değil mi?

Şimdi uyanık olmak zamanı!..

Önder AYTAÇ / Rotahaber








Yüksek gelirliden yüksek vergi

Kentsel dönüşüm konusunda ev sahibini rahatlatacak 25 cevap!

Kentsel dönüşümde öncelik hak sahibinin

Konut kredisinde tercih: 61-120 ay

Innovia Rezidans’ta 115 bin TL! Pazar son!

Arma Business Life’da 137 bin liraya!

Evora’da Ticari Alanlar Satışa Çıkıyor

Bahçeşehir İstanbul’un yeni merkezi olabilir!

TARİHİN EN BÜYÜK RESTORASYONU ! Kapalıçarşı restore edilecek!

35. Sokak İzmir’de 199 bin TL’ye!

2 Türk mimardan New York’a ikiz kule

Ukra City’de 1+1 daire 130 bin TL!

TOKİ’den depremzedelere müjdeli haber

Lazzoni Mobilya Joyce Elizabeth koleksiyonuyla dikkat çekiyor!

Moroso ve Tom Dixon ürünleri mimari projelere hayat veriyor!