Sevilay Yükselir'in Habertürk'te ilk yazısı yayınlandı: Ya Cumhurbaşkanlığı koltuğunda Erdoğan oturmasaydı?

Uzun bir süredir hem gazetelerden hem de ekranlardan uzak kalan Sevilay Yükselir'in Habertürk'teki ilk yazısı bugün yayınlandı.

7 Haziran seçimleri öncesinde HDP'ye oy vereceğini köşesinden ilan ettiği için Sabah gazetesinden kovulan Sevilay Yükselir, 15 ay sonra Habertürk'te yazmaya başladı. Yükselir, ilk yazısında TSK'daki cunta yapılanması tarafından düzenlenen darbe girişimiyle ilgili olarak "Ya Cumhurbaşkanlığı koltuğunda Erdoğan olmasaydı o gece? Mesela o koltukta darbe girişiminin 1 saat öncesine kadar Fethullah Gülen denilen alçak imam ve çetesini dünyanın en tehlikeli silahlı terör örgütü değil de sıradan, tehlikesi olmayan dini bir cemaat gibi kabul eden bir lider olsaydı! Nasıl bir memlekette yaşıyor olurduk şu anda hiç muhakeme ettiniz mi?" dedi.

Sevilay Yükselir'in "Aydınlık ve güzel günlere merhaba..." başlığıyla yayımlanan (26 Ağustos 2016) yazısı şöyle:

Profesyonel gazeteciliğe adım attığım ilk yuvamdan... Türk medyasında sembolleşen “Gücü özgürlüğünde” sloganını büyük bir gururla taşıyan Habertürk’ten merhaba herkese...

Hoş geldim... Hoş buldum...

Artık haftada 4 gün bu sayfada buluşacağız sizlerle değerli okurlarım. Malumunuz, yazılara, ekranlara yani gazeteciliğe epeyce uzun bi ara verdim. Neredeyse 15 ay olmuş meslekten fiili olarak uzak kaldığım zaman. Biliyorum ki çoğunuzun beklentisi, ilk yazımda benim bu konu hakkında yazıp çizmem! Elbette yazacağım. Bu 15 aylık meslekten kopuşumun, kenara çekilip üçüncü göz misali sadece gözlem yaptığımın nedenlerini, niçinlerini ve bu molaya hangi faktörlerin etken olduğunu elbette anlatacağım. Eminim bu konuda dertleşecek çok şeyimiz var ama bu ilk yazıda bunu yapmak istemiyorum. Çünkü zaman, an, bulunduğumuz atmosfer benden çok daha önemli gündemle yüklü...

***

Vakit; ben, sen, o özneleri üzerinden konuşup lagaluga yapma vakti değil değerli okurlarım!

Vakit; ülkemizi, ülkemizin birlik ve bütünlüğünü, beraberliğini ve tam bağımsızlığını sağlamak için “BİZ” olabilmenin yolunu bulma vakti!

Biliyorum... Ülkemizin geçtiği bu karanlık, berbat günler dolayısıyla hepiniz umutsuz, karamsar ve geleceğe dair endişelisiniz.

Ama lütfen öyle olmayın!

Vallahi de billahi de geçecek bu günler ve bu karanlığın sonunda çok huzurlu, müreffeh ve mutlu bir aydınlık Türkiye’ye kavuşacağız...

Evet, doğru. Bu topraklarda barış, huzur, kardeşlik istemeyen FETÖ, PKK, DAEŞ ve daha niceleri gibi iç ve dış düşmanların, terör örgütlerinin alçaklıkları sebebiyle çok ağır bedeller ödedik... Ödüyoruz da hâlâ ve gerçek şu ki; bir süre daha ödemeye devam edeceğiz. Ama... Sonunda muhteşem bir tabloyla karşı karşıya kalacağız... Buna kalben inanın...

***

Adım gibi eminim, şimdi bazılarınız bu yazdıklarım karşısında içinden kıs kıs gülüyor ve kendi kendine, “Sevilay gazetecilikten uzak kaldığından beri bayağı bi uçmuş ve yaşadığı olaylar psikolojisini bozduğundan zavallıcık Pollyanna’ya sarmış” diyecek.

Ne uçtum, ne de Pollyanna’ya sardım!

Sadece 50 yıl evvel bu toprakların dibine sinsice ekilen FETÖ tohumunun nasıl ve kimler tarafından ekildiğini, kimlerin gücü ve desteğiyle yeşertildiğini, hangi sularla beslendiğini ve bu sulamalara bilerek ya da bilmeyerek kimlerin alet olduğunu bir BİLEN olarak net bir tespitte bulunuyor ve diyorum ki; 15 Temmuz sürpriz değildi! O gece er ya da geç yaşanacaktı ve belki de sonucu bundan daha ağır olacaktı.

Bu yazdıklarıma karşılık “Nerdennn biliyorsunnn arkadaş???” şeklinde atarlanıp ucuz sataşmalara falan girişmesin kimse! Çünkü biliyorum. Çünkü bu örgütle daha birçoğunuz farkında değilken mücadeleye baş koydum ve bu mücadeleyi verirken de içini dışını çok iyi analiz ettim.

Emin olun ki 15 Temmuz gecesinin sonucu daha korkunç bir tabloyla bitebilirdi. O gece Allah yardım etti bize. Çok şükür ki o gün yaşandığında devletin en tepesinde bu örgütü ve amaçlarını çok iyi bilen, bunların ne kadar alçak ve müptezel olduklarını yıllar öncesinden kavramış bir devlet adamı vardı.

Ya Cumhurbaşkanlığı koltuğunda Erdoğan olmasaydı o gece? Mesela o koltukta darbe girişiminin 1 saat öncesine kadar Fethullah Gülen denilen alçak imam ve çetesini dünyanın en tehlikeli silahlı terör örgütü değil de sıradan, tehlikesi olmayan dini bir cemaat gibi kabul eden bir lider olsaydı! Nasıl bir memlekette yaşıyor olurduk şu anda hiç muhakeme ettiniz mi? Sizi bilmiyorum ama ben muhakeme ederken gerçekten korkuyorum.

Allah bir daha yaşatmasın öyle bir geceyi ama herkes de şunu kabul etsin! O geceyi ağır bedeller ödeyerek atlattık evet fakat bunu başta Erdoğan’ın dirayetli ve cesur yürekliliğine, bir de Başbakan Binali Yıldırım’ın sükûnetli duruşuna borçluyuz.

***

Muhalefet liderlerinin de onların etrafında kenetlenmiş olması, aydınlanan Türkiye için apayrı bir güzellik oldu.

O nedenle “şimdinin” kıymetini iyi bilelim. Ve artık şucu, bucu falan saçmalıklarını bi tarafa bırakıp kenetlenelim birbirimize!

Bu arada tekrar ediyorum: Panik olmayın artık. Çünkü bu er ya da geç yaşanacak günlerin neticesinde çok şükür ki ülkemiz pisliklerden kurtuluyor, safralarını atıyor ve bütün kirlileri kocamannn bir çamaşır makinesine yükleyip tek tek yıkıyor.

Özetle, Türkiye arınıyor. Tabii ki daha bitmedi, devam edecek bir süre daha, ama tamamen arınmanın sonunda da aydınlık çok güzel günler gelecek...

Yeter ki biz bir arada, el ele, diri, iri olalım ve ülkemizin birliğine, bütünlüğüne, kardeşliğine göz dikmiş bütün alçaklara karşı dik duralım! Böyle olduğumuz sürece hiçbir güç, kuvvet bu ülkeyi bölemez, boyun eğdiremez, diz çöktüremez!

Yarın görüşmek dileğiyle efendim...

***

Bu arada CHP Lideri Kılıçdaroğlu ve konvoyuna yapılan alçakça saldırıyı şiddetle kınıyor, hayatını kaybeden askerimize rahmet diliyorum. Şu kesin ki artık; medyasıyla, siyasetçisiyle nasıl kirli bir oyunla karşı karşıya olduğumuzu çok iyi bir şekilde idrak etmeli ve bu oyuna karşı birlikte hareket etmeliyiz!