POLİSLER SON GÜNLERDE GAZETECİLERE NEDEN DÜŞMAN KESİLDİ?

Şimdiki polisler aracın camında 'Basın Plakası'nı görünce önce çok seviniyor sonra da görevini(!) hatırlıyorlar.

Gazeteciliğe ’destursuz’ girenlere faydalı dersler!..

Şimdiki polisler aracın camında ’Basın Plakası’nı görünce önce çok seviniyor sonra da görevini(!) hatırlıyorlar.

"Gazeteciler de bizim gibi kamu görevi yapıyor. Biz aslında kardeş meslekleriz. Onlar bizi güzel tanıtacak ki halkımızın bize olan güveni, sevgisi artsın" diye düşünen genç polis yok gibi... Tam tersi, nereden nasıl geldi anlayamadığım bir gazeteci düşmanlığı besliyorlar. Hele son günlerde... Sanki polisin askerlik yasasını gazeteciler engelledi.

Askerlik görevlerini Doğu’da polis olarak yapmak istiyorlardı ya buna başka meslekler karşı çıktı ya... Suçlu gazeteciler oldu. Kaldırım kenarında görevli gazeteci arkadaşa beş dakika bekleme fırsatı tanımazlar "Biz de kamu görevi yapıyoruz, kameraman arkadaş hemen geliyor" dediğinde polis kardeşin yüzünün şeklini görün... Aynen üniversite bahçesinde yerde yatan kız öğrenciyi tekmeleyen polislerin yüz ifadesi...

Oysa eskiden polisler ile gazeteciler arkadaş-kardeş gibi birlikte görev yaparlardı. Hatta gazetelerin polis muhabirlerinin aracında da telsiz olurdu. Bunu da polis bilirdi. Gazete istihbarat servisinde polis telsizi hep açıktı. Hürriyet’te rahmetli Rıfkı Kadan 40 yıl polis telsizi dinledi. Müjde Ar’ın rahmetli babası ’Vedat Ağabey’, her gece polis baskınlarına katılırdı. Talimatlar, emirler 24 saat dinlenir, bazen polisten önce olay yerine varırlardı.

Sonra bir alet çıktı araçlardan tüm telefonları dinlemeye başladılar. İki kişi konuşurken teybe alınmaya başlandı. 100 dolar değerindeki bu alet bütün zengin çocuklarının arabasına monte edildi. Hani şimdi mahkeme kararı falan filan diyorlar ya. Ooo o zaman hangi mahkeme... Bekçi kararı idi. Zengin çocukları Etiler, Bebek gibi semtleri dinleme altına almıştı.

O konuşmalarda adım geçerse hemen bana söylüyorlardı. Birkaçını hiç unutamam. Her saniyesi haber dolu bir konuşma idi. Bana getiren kişi de Hürriyet’in o zamanki Polis İstihbarat şefi idi. İçindeki haberleri Hürriyet kullanmak istememiş, Hafta Sonu’na göndermişti. O zaman rahmetli Çetin Emeç, Hafta Sonu Gazetesi’nin müdürü idi. O da kullanmayınca bana hediye ettiler. Ne yaparsan yap dediler. Sezen Aksu’nun Nükhet Duru ve rahmetli gazeteci Ergil Tezerdi ile olan konuşması. Hakkımdaki güzel düşünceleri(!) böylece öğrenmiş oldum. Sezen hanım "Dava açacağım, süründüreceğim" filan diyordu. Ben de TV programımda "Benden maddi tazminat talebinde bulunma, istediğin kadar hapis yatayım. Küçük oğlum Güneş’i de sana emanet edeceğim. Sakın aç susuz bırakma" diyerek dalga geçmiştim. Şunu da iyi bilir Sezen Aksu, Allah göstermesin, başı belaya girse koşarak gidecek ilk kişilerden biri benim. Gittim de... Bir Londra konser teklifi olayı vardır ki... Şayet bugün yaşıyorsa sayemdedir. Sibel Can tanıktır, her şeyi bilir. İyi hatırlar o Londra konser teklifini. Çünkü Sezen’in telefonunu bulup meçhul yerdeki kişilere o vermişti. Telefonlara çıkmayan Sezen’in fermanını ben biliyorum. Nasıl değiştirdiğimi de yüce Allah...

Bir gün de ismimi Zuhal Olcay-Haluk Bilginer diyalogu içinde dinlemiştim. TRT muhabiri getirmişti. Evliydiler o zaman. Hakkımdaki konuşmaları dinlerken çok şaşırmıştım. İki kültürlü sanatçının böyle konuşabileceğine inanamamıştım. Komşularına gidip neden ispiyonculuk yapıyorsunuz diye hesap soracağına, bunu yazan gazeteciyi suçlayan mantık...

Ünlüler dünyasına destursuz girip her şeyi eline yüzüne bulaştıran gazeteci arkadaşlara yardıma hazırım. Benim Wikileaks dosyalarım bilgisayarlardan çalıntı dedikodular değildir. Bizzat yaşadığım anılar...


AYKUT IŞIKLAR / BUGÜN