ODATV ''BİZİ NİYE KANDIRDIN?''DEDİ, HİKMET ÇETİNKAYA'DAN CEVAP GELDİ: FIRDÖNDÜ DÖNEKLER!

Cumhuriyet yazarı Hikmet Çetinkaya, Fethullah Gülen cemaatine yakınlığı ile bilinen Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nı ziyaret edince polemik patladı.

Cumhuriyet yazarı ve gazetenin Yayın Kurulu üyesi Hikmet Çetinkaya’nın, yıllardır sert bir muhalefet yürüttüğü Fethullah Gülen cemaatinin kurumsal yüzü olarak bilinen Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nı ziyareti tartışma yarattı.

Ziyaretin ardından Oda TV’de “Hikmet Ağabey Bizi Niye Kandırdın” başlıklı bir yazı yayımlandı. Çetinkaya da, bir süredir kendisini eleştiren Oda TV’deki son yazı üzerine Cumhuriyet’te “Fırdöndü Dönekler” başlıklı bir yazı (21 Temmuz 2011) kaleme aldı. Yazısında Oda TV’nin adını anmayan Çetinkaya, Ergenekon soruşturmasında adı gizli kayıt girişimleriyle gündeme gelen İklim Bayraktar’ı ima ederek, “Kendi çıkarları için gazeteci olduğu öne sürülen bir kadını kullanıp, sonra bir kâğıt parçası gibi çöp sepetine atanlar... Fırdöndü dönekler, hokkabazlar, sahtekârlar... Bu bir Türkiye gerçeğidir...” ifadelerini kullandı.

Çetinkaya’nın Cumhuriyet’te yayımlanan yazısı şöyle:


Fırdöndü Dönekler


Bir çiçek atlası gibi olmasını istiyorum günlerimizin... Gözlerimizden karanlıkların parlamamasını... Yüreklerimizin kurumamasını... İnsanlarımızın ölmemesini... Çocuklarımızınyarınlara umutla bakmasını...

Bunu istiyorum...

Çok mudur umudu yakalamamızı istemek, özgürlük şarkılarını söylemek, üç tarafı denizlerle kaplı yurdumun insanının sevgi pınarından birlikte su içmesini düşlemek.

Kanayan bir yarayı durdurmak!

Mavilerini hiç çıkarmayan göğün altında dolaşmak!

Kâğıt mendil satan çocukları gece yarısı Boğaziçi Köprüsü girişinde, Kabataş’ta, Okmeydanı’nda görmemek...

***

Hayatın acılarla bezenmiş bir gününün ortasında, Şırnak’ta, İdil’de dolaşmak özgürce, bir kıyı kasabasında avunmak, eğitim sisteminin yozlaşmasına karşı durmak çok şey istemek midir?

Şehit cenazelerinde hıçkırıklara boğulan anaları, babaları, eşleri, çocukları, kardeşleri gördüğünüzde neler geçiyor içinizden ben biliyorum.

Varsıllığı ve yoksulluğu...

Üç aylık komando eğitiminden sonra Güneydoğu’ya giden 20’lik delikanlılarımızı... Sırtlarında bilmem kaç kiloyla teröristleri izlemelerini...

Tek sıra halinde aynı kolda değil farklı kollarda, uzun mesafeli yürüyüşlerini.

Top gibi bir kırmızı güneşin dağların ardından kaybolmasıyla kör gecenin başlangıcını...

***

Her şehit cenazesi kaldırılırken ağlayan bir ananın, eşin, kardeşin, babanın çığlığını:

“Vatan sağ olsun!”

O şehit cenazeleri kalkarken, o minnacık çocukların bakışları gelir aklıma bir gece yarısı...

Yalnızlık!

Hüzün!

Acı!

Okula gönderilmeyen kız çocukları, Diyarbakır’ın en işlek caddesinde kurulan pusuyla şehit düşen Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve korumaları.

Bir düşünce ormanında olurum...

Ergenekon’un para musluğu olduğu savıyla Silivri zindanında kansere yakalanan, hastane köşesinde ölüme terk edilen, arkadaşlarının parasal katkısıyla Yalova’da cenazesi kaldırılan yoksul Kuddusi Okkır’ın o son fotoğrafını anımsarım.

Su kenarında boy veren salkım söğütler...

Bilirim insanlar insancıllıktan çok uzaktalar...

***

Yaşlı bir meşe ağacına bakarım kendi hayallerimi kurarak... Yaşamı düşünürüm... Yoksulluğu.. ve kendi kendime sorarım:

“Güneydoğu’da 12 Haziran’dan bugüne 22 şehit verdik...

Bu yitirdiğimiz çocukların niçin hepsi yoksul ailelerin evlatlarıydı?”

Bu soruya yanıt vermenin zamanı çoktan gelip geçmiştir... Her olaya 30 yıl öncesinden bakmak gerekir.

Bir tümce takılır kafama:

“Bir avuç eşkıya!”

Zaten bu günlere o yüzden gelmedik mi?

Kısır bir döngü!

Çaresizlik!

Hepsi iç içe girdi, her şey altüst oldu!

***

Kimi gerçekleri çok geç fark ettik...

Tıpkı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yaşananlar gibi...

Başbakan Erdoğan, Kuzey Kıbrıs’ta aslanlar gibi kükrerken, konuşan sanki Bülent Ecevit, Rauf Denktaş, ne bileyim Süleyman Demirel’di...

Yıllar önceyi anımsadım... Şu Annan Planı öncesini... Biliriz dönek ve liboş takımının “yes be annem” diyenlerle kol kola girip yürüdüklerini, yazdıkları yazıları.

Şimdi merak ediyorum Başbakan Erdoğan’ın Kuzey Kıbrıs’ta yaptığı “ulusalcı” konuşma hakkında neler yazacaklarını.

Serdar Denktaş ne diyor:

“Başbakan, babamın yıllardır savunduğu çizgide mesajlar verdi...”

Aynen öyleydi...

Ne oldu ne değişti, Başbakan niçin böyle konuştu?

***

Ve o çocuk... Kucağında hafif bir dünya... Yüreklerimizin kurumaması, yaşama “merhaba” demesi...

Bir çiçek atlasının açmasını istiyorum çocuklarımız ve umutlarımız için...

Ama kaygılıyım...

Korkuyorum daha açıkçası.

Yağmalanan topraklarımız... Çokuluslu maden şirketleri Türkiye’nin dört bir yanını kuşatmış... Bir yanda çakma yurtseverler, Atatürkçüler, Kenan Evren’i baş tacı edenler...

Kendi çıkarları için gazeteci olduğu öne sürülen bir kadını kullanıp, sonra bir kâğıt parçası gibi çöp sepetine atanlar... Fırdöndü dönekler, hokkabazlar, sahtekârlar...

Bu bir Türkiye gerçeğidir...


Oda TV’de yayımlanan ’Hikmet Ağabey bizi niye kandırdın?’ başlıklı yazı için tıklayınız