MEHMET ALİ ERBİL İLE GÜNER ÜMİT'İN GÖZDEN KAÇAN ORTAK NOKTALARI NE?

Alevilerle ilgili olarak canlı yayında gaf yapan Güner Ümit ve Mehmet Ali Erbil arasındaki çok önemli bir ortak nokta!

Geçmişte "Kızılbaş mısın?" gafı ile şov hayatı biten Güner Ümit ve bugün "Mum söndü mü oynuyorlar?" diyerek benzer bir gaf yapan şovmen Mehmet Ali Erbil’in gözden kaçan çok önemli bir ortak noktaları var.

Her iki ismin de tipik bir LAST (laik-Sünni-Türk) olmaları. Tepkilerin bu denli güçlü bir şekilde dile getirilmesinin ana nedeni işte bu gözden kaçan nokta. Bu ülkede din ve inanç gruplarını aşağılayıcı sözlerin çeşitli platformlarda kullanılması nadir bir durum değildir. Türk sinemasında ve romanlarda din adamları ve inançlı insanların çeşitli yollarla aşağılanması "vakayı adiyeden"dir. Nitekim bu iki şovmenin geçmişte her kesimden dindar insanları rahatsız eden tavırlarının olduğu bilinmektedir. Peki, şimdi ortaya çıkan durumun farkı nedir?

’Sünni yobaz’ olsa neyse!

Kuşkusuz kendisini ezilmiş, yok sayılmış olarak gören ve sürekli mağduriyet psikolojisine teslim olmuş bir kesimin kendilerine yönelik bir iftiranın bu şekilde pervasızca dile getirilmesi tepki için yeterlidir; ancak bu durum tepkinin tüm yönlerini izaha yetmemektedir. Sorunun daha derin bir kaynağı vardır.

Bu iki isim şekil itibariyle kendisini ’laik ve çağdaş’ olarak tanımlayan Aleviler için çok uzak tipler değil hatta makbul bile sayılabilir tiplerdir. Hatta pek çok Alevi, Güner Ümit’i o gariz hatayı yaptığı güne kadar Alevi olarak biliyordu. Buradaki sorun modern görünümlü, din ile ilişkilerini tam da rejiminin istediği şekilde vicdanına hapsetmiş tırnak içinde "laik ve çağdaş" iki ismin yine tırnak içinde ancak "Sünni bir yobaza" yakışacak bir tavır sergilemeleridir. Bu anlamda ortaya çıkan durum, bir çeşit "Sen de mi Brütüs" vakasıdır.

Olayın asıl tartışılması gereken vahim noktası bu olmalıdır ve tepkilerin bu denli şiddetli olmasının ana sebebi de bu isimlerin verdiği şaşkınlıktır. Bu iftiraları Sünni cemaat ya da tarikat aidiyeti açık bir isim dile getirseydi "bunlar zaten böyledir" denerek tepkiler yine ortaya konacaktı; ancak tepkinin seviyesi daha alt düzeylerde olacaktı. Bu iftiralar Alevilerinde kendilerini içinde gördükleri ve görmek istedikleri laik-çağdaş cepheden sayılabilecek isimlerden gelince tepki de ona göre büyümektedir. Nitekim militan muhafazakârlığı ile ön plana çıkan bazı yayın organlarında Alevilere yönelik hakaret içeren yazı ve haberler yayınlanmasına rağmen Alevi çevreler bu denli sert tepkiler göstermemektedir. Aslında buradaki durum "düşman belli" durumudur, bu nedenle tepkilerin sertlik seviyesi düşmektedir. Sorun, Erbil’in "ondan beklenirdi" kalıbına uymaması. Erbil ve geçmişte Ümit’in şansızlığı yaptıkları hatanın tevil götürür bir yönünün olmaması. Hâlbuki yakın bir zamanda Aleviler üzerinden siyasi bir parti genel başkan yardımcısının yapmış olduğu büyük gaf kısa sürede tevil edilerek tepkiler en aza indirilmişti.

Onur Öymen’in Dersim gafının ilk günlerinde Aleviler arasında yaşanan şaşkınlığı hatırlayacak olursak ne demek istediğim daha iyi anlaşılabilir. Alevilerin çok büyük bir bölümü bilinçaltına gömdükleri acı bir gerçeklikle ilk kez yüzleşmişlerdi ve böyle bir yüzleşmeye hazır olmadıkları ortaya çıkmıştı. İlk şaşkınlığın ardından Aleviler arasındaki tartışmalar durumun vahametini ortaya koymak ve bir muhasebeye gitmek yerine, olayı aklileştirerek aklama çabasına dönüşmüştü. Ve üzülerek görmüştük ki pek çok Alevi için böyle bir olayın yaşanmışlığı değil açıkça dile getirilmesi "ne güzel unutmuştuk, şimdi bunları hatırlatmanın ne gereği vardı" türünden bir rahatsızlık ifadesine yol açmıştı.

’Türkiye laiktir laik kalacak’

Son tahlilde bu gelişme açık bir gerçeği ortaya koyuyor: Alevilerin "Türkiye laiktir, laik kalacak" diye destekledikleri düzen Alevilere karşı varolan önyargıları yok etmemiş tam tersi içten içe beslemiştir. Farklılıkları yok sayan zihniyet Sünniliği tek tip üniform bir yapıya dönüştürmeye çalışırken Aleviliği de yok sayarak, gerektiğinde kötüleyerek, asimile ederek işe yarar her yöntemle dönüştürmeye çalışmıştır. Bu tavrın kökleri Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar gider. Bu ülkenin en çok okunan yazarlarından, Cumhuriyet rejiminin ilk ideologlarından ve Kadro hareketinin önemli isimlerinden biri olan Yakup Kadri, eserlerinde çok büyük bir rahatlıkla Kızılbaşlık ve Bektaşilik üzerinden yüzlerce yıldır bu topraklarda yankılanan iftiraları dillendirmekte hiçbir beis görmemiştir. Özellikle de Alevi’nin oyunun para etmediği tek parti döneminde egemen elitin onlarla ilgili dili fazlasıyla kötüdür. İşte bütün bunları birlikte düşündüğümde, bir Alevi olarak duyduğum kırgınlıktan dolayı onları kınayıp kurtulmak gelmiyor içimden. "Meslek hayatlarını bitirmek" ise ibret için aşırı ceza demek.

Kim bilir belki de Güner Ümit ve Mehmet Ali Erbil Yakup Kadri’nin romanlarının kurbanı olmuştur. Bu nedenle bu isimleri aforoz etmek yerine, bu ayrımcı zihniyeti mahkûm etmek gerek. Mehmet Ali Erbil ve Güner Ümit’in aynı zamanda bu ayrımcı önyargının kurbanları oldukları unutulmamalı ve tepkiler toplumdaki önyargıların temelini yıkmaya yönelmeli. Çünkü barışın yolu, sadece "mumsöndü" türünden akıl dışı iftira veya hurafeleri kınamaktan değil (bunu yapalım), onu üreten zemini yok etmekten geçiyor.

Şenol Kaluç - LDT Alevi-Bektaşi Araş. Mrk. Direktörü

Star