KÖPEĞE DÖNÜŞEN BEL'AMLAR! ZAMAN YAZARINDAN YANDAŞ MEDYAYA ŞOK BENZETME!

Zaman yazarı Hamdullah Öztürk İstanbul İmam Hatip günlerini hatırlatarak yazdığı yazı muhafakazar medyada fırtınalar kopartacak...

Bel’am İbn Baûra cenahından fısıltılar geliyor

Göğüslerin saklamaktan aciz kaldığı birtakım müzmerat, dillerden dökülmeğe ve bizim mahalle gazetelerinin bazı köşelerine gizliden gizliye bağdaş kurmağa başladı. "Ne oldu da buraya geldik?" diyerek geçmişe göz atınca, aslında değişen bir şey olmadığı görülüyor.

Şubat soğuğu ve Ergenekon kumpaslarından biraz kurtulup, "karaya ayak basınca" birilerinde eskiye dönüş başladı.

Acı olan şey, yaşanan bunca hadiseden ders çıkarmak varken, eski ezberlerin tekrarlanmasıdır. Yaşananlar, ezberlere yeni şeyler katmamışsa eğer, aynı şeylerin tekrar başa geleceğinden korkmak gerek. Bir de "ilkeli olma" meselesini, yerinde iftihar unsuru, yerinde de insafsızca atılan eleştiri oku gibi kullananlar var.

Başlı başına ele alınması gereken "ilkelilik" konusunda temel ilkeyi şöyle yazıp geçelim: Allah birdir. Şeriki yoktur. Mülk de, hüküm de O’nundur.

Sonra ezber tekrarı yapan arkadaşlara takılıp, geçmişe doğru kısa bir gezinti yapalım. İstanbul İmam-Hatip Lisesi’nde öğrenci iken en çok duyduğumuz kelimelerden birisiydi "Bel’am." Boş derslere üst sınıflardan gelen ağabey, Kur’an’a dikkat çekerse eğer, ilk sıralara yerleşen kavramlardan birisi mutlaka Bel’am olurdu.

O gün için bunları anlatan ağabeyler de siyasi bir slogan gibi kullanmanın ötesinde, Bel’am meselesinin inceliklerine vâkıf değildi. Değişen şartların ne Bel’amlar üreteceğini fark edebilmek için yaşlar da tecrübeler de yetersizdi.

Kâfir, münafık ve zâlimlerin değil, inanmışların problemi olduğunu bilirdik o zaman. Ama ömür boyu temkin, teyakkuz ve dikkat gerektiren bir husus olduğunu bilemezdik. Kendini seçilmiş addedip, hizip, grup ve siyasi tercihlerine uymayanları itham etmekte kullanmanın cahillikten öte bir mana ifade etmediğini fark edemezdik mesela. Hele Allah’ın (celle celalüh) rızasını kazanmak için, yoldaki herkesi geçerek en ileriye gitmek üzere azmetmişlerin, çok yaklaştıkları bir anda, temel ilkeye bağlı olarak geçirdikleri, ihlâs ve samimiyet testinde kaybetmenin remzi olduğuna âşina bile değildik.

Bel’am’daki ani ve sert düşüşün, çevrenin iğvasına kapılıp, içine düştüğü rekabet hissiyle Allah’ın (celle celalüh) muradını ortadan kaldırmağa yeltenip, hükmüne karşı çıkmaktan kaynaklandığını hiç düşünemezdik.

İnanan insanlar, Rablerinin rızasını kazanmak üzere herkesten çok çalışmayı gaye edinmelidir. Herkesle rekabet edip, geçmeye azmetmelidir. Ama hiç unutmamalı ki, O kimi tercih etmişse, o ’mustafa’dır; işte o, en samimi ve en gayretli olandır. Hükme razı olup, gayreti ve samimiyeti artırmak, yarışın bundan sonraki bölümü için şarttır.

Allah’a (celle celâlüh) giden yola girip de ihsanlara, iltifatlara mazhar olmayan var mıdır? Sofiler, dervişler, müritler, vekiller, postnişinler ve çokluğu mahlûkatın nefeslerini aşan bu kutlu yolların sâlikleri ellerini vicdanlarına koyup, sorsunlar, "Rablerinin hangi nimetlerini edebilirler inkâr?" Ve o ihsanlar için kendileri seçip, hususi manada "mustafa" kılana şükür gerekmez mi daha fazlasına mazhar olabilmek için?

Bilirler elbet, müspet rekabeti şevk unsuru yapıp, yollarda yürüyüş temposunu artırmak varken, ters yola girip ona bir tekme, buna bir yumruk atıp, öteki hakkında örgütlü tezvirat yapanların ne Kadir bileceğini ne de Mustafa olabileceğini. Hoca olur belki, yazar olur, bir dergâhta iyi yerler de edinebilir. Kibar-ı vüzeranın sohbetine mahrem de olabilir. Ama bu yolda Rakîb’in Allah (celle celalüh) olduğunu bir an gözden kaçırıp, şeytana papucunu ters giydiren insîlere uyarsa, mukarreb melekler arasında Azrail iken şeytan olur gider. Duası asla geri çevrilmeyen Bel’am ibn Baura iken dili bir karış dışarı sarkmış, telesen köpeğe dönüverir. (Bu ağır tabir ve kıssa için A’raf Sûresi 174-176. ayetlerin tefsirine bakınız.) Unutmayalım ki, Kur’an ve içindekiler başkalarına değil, başta biz Müslümanları irşat ve ikaz için geldi.

Hamdullah Öztürk/Zaman

BEL’AM İBN’İ BAURA KİMDİR?

Belam, Hz. Musa zamanında yaşamış ve Müslüman iken Firavun`un tarafını tutarak dinden çıkmış bir bilim adamıdır. Gerçek isminin Belam b. Baura veya Belam b. Eber olduğu söylenmiştir. İslami kaynaklarda Belam ile ilgili şu bilgiler geçmektedir:

Musa, Kenaniler`in Şam`daki topraklarına girmişti. Bu sırada Belam, el-Belka köylerinden Bal`a`da bulunuyordu. Ken`aniler`den bazıları Bel`am`ın yanına gelerek: `Ey Belam, Musa İbn İmran İsrailoğulları`nın başında olduğu halde bizi yurdumuzdan sürmek ve öldürmek üzere geldi. Bizim ülkemize İsrailoğulları`nı yerleştirecek. Senin kavmin olan bizlerin ise yerleşecek bir yerimiz yok. Sen duası kabul edilen bir kimsesin. Onları defetmesi için Allah`a dua et`, dediler. Belam: `–Yazıklar olsun size! O Allah elçisidir; melekler ve müminler de onunla beraberdir; onlar aleyhine nasıl dua edebilirim! Bildiğimi bana Allah öğretti` diye red cevabı verdi. Kavmi dua etmesi hususunda ısrar ettiler. Belam da eşeğine binerek, İsrailoğulları`nın çıkmakta olduğu dağa doğru ilerledi. Bu dağ, Husban dağıdır. Biraz gittikten sonra eşeği yere çöktü. Eşeğine binerek biraz ilerledikten sonra hayvan yine çöktü. Bel`am biraz evvelki gibi hareket ettikten sonra tekrar hayvanına bindi. Biraz yol alınca eşek yine çöktü. O, yine eşeği yerinden kalkıncaya kadar dövdü. Nihayet eşek, Belam aleyhinde bir delil teşkil etsin diye, Allah`ın izni ile konuşarak şöyle dedi: `Ey Belam, nereye gidiyorsun? Meleklerin önümde durarak beni yolumdan çevirdiklerini görmüyor musun? Allah elçisi ile mü`minler senin kavmin aleyhinde dua etmektedirler.` Fakat Belam, buna aldırış etmeden eşeğini döverek yoluna devam etti. Nihayet eşek onu Husban dağına çıkardı, Musa (a.s.)`ın ordusunun ve İsrail oğulları`nın karşısına götürdü. Bel`am onlara beddua etmeye başladı; fakat İsrail oğulları`na beddua ederken Allah onun dilini kendi kavmi aleyhine çevirdi. Yanında bulunan halk, onun kendi aleyhlerine beddua etmekte olduğunu görünce: `Ey Belam! Ne yaptığını biliyor musun? Sen İsrailoğulları`na hayır duada, bize bedduada bulunuyorsun` dediler. O: `Ben bunu kendi ihtiyarımla yapmıyorum, Allah dilime hakim oldu` dedi. Bunun üzerine dili ağzından çıkarak göğsü üzerine sarktı. Sonra kavmine: Dünya ve ahiret benim elimden gitti, artık hileye başvurmaktan başka çare yoktur` dedi.

(İslam Ansiklopedisi- Belam maddesi)