Kafasına silah dayanan Kürt gazeteci: O görüntüler olmasaydı...

Diyarbakır Silvan'da polis tarafından başına silah dayanarak gözaltına alınan gazeteciler, "O anlar görüntüye alınmasaydı herhalde biz suçlu çıkardık" diyor.

Diyarbakır’da, sokağa çıkma yasağının uygulandığı Silvan’da yaşanan çatışmaları görüntülemek isterken sivil giyimli bir polis tarafından tartaklanan, başına silah dayanarak gözaltına alınan DİHA muhabiri Serhat Yüce’yi o esnada olay yerinde olan ve kendisi de gözaltına alınan Özgür Gün TV muhabiri Murat Demir görüntülemişti. Büyük yankı uyandıran bu görüntülerin ardından iki gazeteci serbest bırakıldı ama bölgede gazetecilik yapanların üzerindeki baskılar sürüyor.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Pınar Öğünç, Diyarbakır’da, psikolojik ve fiziki şiddete maruz kalan bu iki gazeteciyle konuştu.

Öğünç’ün yazısının bir bölümü şöyle:

Silvan’da sokağa çıkma yasağının sürdüğü günlerde, sivil giyimli bir polisin “Çekmeyeceksin” diyerek Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Serhat Yüce’nin başına silah dayadığı anın görüntülerini görmüştü Türkiye . Nasıl? Orada bulunan Özgür Gün TV muhabiri Murat Demir’in kaydetmesi sayesinde. Şaşıranlar oldu. Bu ilk miydi ki? Gültan Kışanak’ın dediği gibi herkes alnında soğuk bir namlu hissetmiş miydi hakikaten? Kürt medyası için çalışan Kürt, Türk gazetecilerin mesleklerini yapmaktan dolayı yaşadıkları sistematik psikolojik ve fiziksel şiddet, “dışarıdan” ne kadar kavranabiliyordu?

ÜÇ SANİYENİZ VAR...

Serhat Yüce ve Murat Demir’e “Ya o görüntüler olmasaydı?” diye sordum. Yüce, “Herhalde biz suçlu çıkardık” dedi gülerek. Hükümete yakın medya tarafından ikisine yönelik yürütülen kampanya ise, bu gazetecilik geleneği kadar eski: Onlar zaten gazeteci değil!

Gazete binalarının bombalanması, tutuklamalar, tacizler, işkenceler, sansür ve hatta faili meçhul cinayetler, “Özgür Medya”nın Türkiye’deki tarihine denk. Konuştuğumuz gazeteciler benzer cümleler kuruyor, bu işe giren herkes kendini neyin içinde bulacağını seziyor baştan. Yüce’ninki gibi “görüntüsü” kaydedilememiş onlarca hikâye biriktirmiş her biri. Özgür Gün TV’nin Türkçe haber editörü Cuma Daş, Özgür Gündem tecrübesiyle birlikte daha üç yıldır gazeteci, çatışmasızlık döneminde bu âleme girmiş yani. Ama diyor ki “İster süreç olsun, ister fanusa koysunlar, fark etmiyor. Farklı düzeyde sana yaşatıyorlar.”

Malum görüntüleri kaydeden kameraman Murat Demir de dört yılda çok şey görmüş. Örneğin “O objektif arkaya dönerse sıkarım” cümlesini daha bir hafta evvel DİHA baskınında, üstelik aynı polislerden işitmiş. Bunun görüntüsü olmadığı için infial uyandırmıyor. Ya da açlık grevleri sırasında Esenyurt’ta, birkaç gencin gözaltına alınışını çektikten sonra yaşadıkları... Belki okuyana aksiyon filmi gibi geliyordur, son dönemde çok duydukları “Üç saniyeniz var, tarayacağım” anonsları... Ama mühim de bir dönüşümü işaret ediyor: “Eskiden ‘önlem al’ anonsuyla gaz maskelerini takardı polisler. Ben artık gaz görmüyorum, bitti. Eskiden gazın çıktığı yerlerde artık silah çıkıyor.”

Altı yıldır gazetecilik yapan 27 yaşındaki Serhat Yüce, o hadisenin yaşandığı gün kendisine Anadolu Ajansı muhabirlerini kerteriz aldığını söylüyor. Onları çalışırken gördükten sonra görüntü almaya karar vermişler. Bu ikili standardın aynı haber için, aynı yerde çalışan gazetecilerin bir kısmına “Lütfenli” anonslar yapılırken, onlara telsizle vurulmasına kadar vardığını söylüyor. Genel bir şikâyet de Kürt medyasının haberlerinin imzasız, logosuz kullanma meylinde olan anaakım medyaya dair. Hatta haberlerini kullandıkları için minnet duymaları hissettiriliyormuş.