İNTERNET SİTELERİNE "HIRSIZ" DİYEN MEVLÜT TEZEL'E BİR YANIT DAHA!

İnternet medyasına getirilen, gazetelerin haberlerini çalarak habercilik yapıyorlar suçlaması yersiz!

Sokak gazeteciliği yürümedi sokak yazarı dirilecek

Eyüp Can, 'Dijital medyada yaşanan devrimden sonra haber her yerde' demiş, 'Köşe yazarı öldü yaşasın sokak yazarı' başlıklı yazısında Hürriyet'te.

Haluk Şahin'le girdikleri 'köşe yazarı öldü mü, güçlendi mi' polemiğine biraz sonra değineceğim.
Eyüp Can'ın 'haber artık her yerde' tespiti doğru. İnternet devrimiyle birlikte haberin yayılma hızına yetişilemez oldu. Bu tespit bana hafta içinde ntvmsnbc.com Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Yeşiltepe ile Sabah Günaydın yazarı Mevlüt Tezel arasındaki tartışmayı hatırlattı.

Önce Mevlüt Tezel, ntvmsnbc.com'u Günaydın'dan kaynak da göstererek alıntıladığı bir haberde, muhabirin imzasını kullanmamakla eleştirdi. Ve internet sitelerini, gazetelerin haberlerini kopyalayarak emek harcamadan habercilik yapmakla suçladı.
Ahmet Yeşiltepe ise alıntı yaparken çok özel durumlar haricinde muhabirin imzasını kullanmanın şart olmadığını, haberin kaynağını vermenin yeterli olacağını söyleyerek cevap verdi.

Ntvmsnbc.com'dan Ali Abaday konuyla ilgili çeşitli kişilerin görüşlerini derlediği haber için beni de aradı. (Bir önceki cümle muhabirin de imzasının kullanılması gerektiği durumlara iyi bir örnek. Çünkü burada muhabir aktarılan malumatın bizzat öznesi).
Ben bu tartışmada alıntı yapıldığında yayıncı kuruluşun adının kaynak gösterilmesini yeterli bulanların yanındayım. Muhabirin adının anılacağı durumlar da olabilir ama bu bir zorunluluktan çok, emeğe verilen saygının ifadesidir. İmzanın kaynak gösterilmesine bazen gerek duyulur, bazen gerek duyulmaz, haberin niteliğine ve içeriğine göre değişir. Yani subjektif bir kriterdir, objektif değil.
Bu noktada tartışmanın bence daha önemli bir başka boyutu üzerinde durmak istiyorum.

Bir başka gazeteden haber alıntılarken değil muhabirin bazen gazete adının bile kaynak olarak verilmesinin şart olmadığını düşünüyorum. Kaynak göstermek şık ama şart değil. Yeter ki kelimesine, virgülüne dokunulmadan aynen kopyalanmasın. Habere katma değer katan yeni bilgiler eklenmişse, orijinal fikirlerle beslenmişse, kaynak göstermek şart değil. Ancak özet vermekle yetinilmişse kaynak göstermek daha iyi olur.

Haber bir kez yayınlandı mı artık kendisi haber olur. Haberin mülkiyeti olmaz, yayınlandığı andan itibaren kamuya mal olmuştur. Örneğin düşünebiliyor musunuz, gazetelerden biri bir yolsuzluğu ortaya çıkartıyor ve haber artık o gazetenin malı diye başka gazeteler yolsuzluğu yazamıyor.

İnternet medyasına getirilen, gazetelerin haberlerini çalarak habercilik yapıyorlar suçlaması bu nedenle yersiz. Eğer internet sitelerinin yaptığı hırsızlıksa, televizyonlar ve gazeteler bu hırsızlığı her gün yapıyorlar. Bir gazetenin yazdığı özel haber, akşamında tüm televizyonlara malzeme oluyor, ertesi gün tüm gazetelerin gündemini oluşturabiliyor. Bunun adı hırsızlık değil gazeteciliktir.
Haberin takibi gazeteciliğin gerekliliği. Asıl iyi bir haber görmezlikten gelinirse gazeteciliğin gerekleri yerine getirilmemiş olur. İnternet haberciliği haksız yere eleştiriliyor. Sorun sanırım internetin haberi yaymaktaki hızı. Bir gazetenin haberinin akşamında televizyonlara malzeme olması kimseye batmıyor ama internetin doğasından kaynaklanan alıntılama hızı bazı kişileri rahatsız ediyor.
Peki, bir de tam tersini düşünelim o zaman. Diyelim uçak düştü ve uçağın düştüğünü doğası gereği ilk kez bir internet sitesi, kazadan kurtulan bir yolcunun ağzından haber yaptı. Ertesi gün çıkan gazetelerin bu haberi alıntılamasına hırsızlık mı diyeceğiz? İnternet sitelerini hırsızlık yapmakla suçlayan gazetelerimiz emin olun bırakın kaynak göstermeyi, yazılanları alıntılamayı, kurtulan yolcunun cep telefonuyla çekip siteye verdiği fotoğrafları kullanmaktan bile çekinmez.

Köşe yazarı öldü mü, tartışmasına gelecek olursak... Eyüp Can'a katılıyorum, konvansiyonel gazetecilik ölürken, konvansiyonel köşe yazarının yaşaması mümkün değil. Onlar da değişmek zorunda. Ama değişimin masa başından kalkıp, sokağa çıkan köşe yazarı modeli ile olacağını düşünmüyorum. Bu bir değişim değil, olması gerekene geri dönüş olur. Köşe yazarı eskiden de hayatın içinden; sokağın, siyasetin, maçın içinden yazardı. Sonra masa başına çakıldı, hayatın içine dönüş bir yenilik değil.

Haluk Şahin'in, Eyüp Can'a verdiği, masa başından yazanları masa başından yazarak eleştiriyor cevabı ise tam bir demagoji. Köşe yazarlarının daha çok sokağa çıkacak olması, masa başından hiç köşe yazısı yazılmayacak anlamına gelmiyor. Dönüşen medyada masa başından yazılan yazılara da her zaman yer olacak. Daha az yer olacak belki ama hep olacak.

Öte yandan Şahin'in dijitalleşmenin sokak yazarlığını değil, sokak muhabirliğini canlandırdığı tezi de yanlış. Bilakis, internet yayıncılığındaki gelişmelere bakıldığında az sayıda örnek dışında sokak muhabirliğiyle pek kimsenin ilgilenmediği, çoğunluğun sokak yazarlığına heves ettiği gözleniyor. Kimse sokaktan bilgi aktarmak istemiyor, herkes fikriyle var olmak istiyor.

Yeni Sosyal Medya
www.twitter.com/yurtsan - www.neonebu.com

Yurtsan ATAKAN / AKŞAM