'HANİ KAFANDA BİT VARDI?' AKİF BEKİ'DEN TARIK AKAN'A CEVAP!

Radikal yazarı Akif Beki, çok tartışılan 'Tarık Akan niye orada değil' yazısına gelen eleştirileri cevapladı...

Paşazadeleri utandırmayalım!

Düne kadar, Evren'in yargılanamayacağını söylüyor, referandumda 'hayır' kampanyası yürütüyorlardı. Bu kez de 'tiyatro' diyorlar.

Tarık Akan niye orada değil” diye sormuştum. Bana cevap vermiş. “Yurtdışındayım, İstanbul’da da olsaydım, gitmezdim. Çünkü ben bu davaya inanmıyorum, yargılananların ceza alacağına da inanmıyorum. Bu, bir oyun” demiş.

Keyfi bilir, “Anne kafamda bit var” diye, 12 Eylül zulmünden yakınan oydu, ben değil.

Lakin, gerekçesi çok hoş. Bu davanın açılabileceğine dahi inanmıyordu, dava açıldı, yine inanmıyor.

Dün, ‘ret’ cephesinin ateşli neferlerinden olup bugün, Ankara Adliyesi’nin önünü mesken tutanları ayıplamıyorum.

Hafifletici sebepler buluyorum, onlar için.

Olabilir, boş bulunup şaşabilir beşer.

İnsanlık halidir, dalgınlığa gelmiştir, kazara yanlış oy kullanmış olabilirler.

Referandumda şiddetle ‘Hayır’ dedikleri 12 Eylül yargılamasını, bugün hararetle destekler hale gelmişlerse ne mutlu!

Hatadan dönme erdemini göstermeleri bana yeter, gerisini sormam, mazilerini eşeleyip karıştırmam.
Ne var ki, benim utandırmama çabam, ‘Hayır’cı paşazadelerin pişmanlık duyup utanmamasını gerektirmiyor.

Utandırmamak benim nezaketimdendir. Fakat, utanmamak onların meziyetinden değil.

Hani ‘Evet’çilerin aldatmacasıydı, hani darbeci paşalar aslında yargılanmayacaktı?

Nedamet getirmeyen paşazadelere bakıyorum, utanma arlanma yok, yüzleri kızarmıyor.

İçine düştükleri müşkül durumu yüzlerine vurmamak için çaba harcayanları, borçlu çıkaracak kadar pişkinler üstelik.

İsim zikretmekten imtina ediyorum ama adres şaşsın da istemem. Ertuğrul Özkök gibi, evveliyatından beri ne dediği belli olanları bu kategoriye dahil etmiyorum.

Suret-i haktan görünen sinsi paşazadeleredir lafım.

Düne kadar, Kenan Evren’in bu düzenlemelerle yargılanamayacağını söylüyorlardı.

Yargılama başladı, bu kez de ‘tiyatro’ diyerek yüzsüzlüklerini göze sokuyorlar.

Neymiş? 12 Eylülcülere vaktinde alkış tutmuş halk, yaptıkları anayasayı kahir ekseriyetle onaylamış, paşaları kurtarıcılar gibi karşılayıp baş göz etmiş.

Bugünkü darbe karşıtlığı, bugünkü “Kafeslerde getirip yargılayın” nidaları kandırmacaymış, ikiyüzlülükmüş, riyakârlıkmış.

Öyleyse en tutarlımız, en dürüstümüz, an sağlam karakterlimiz Süleyman Demirel.

Başbakanlık onun elinden alındı, darbe ona karşı yapıldı, devrilen hükümetin başı oydu. Ama kendisiyle çelişmemek için darbecilere açılan davaya müdahil olmadı.

Diğer mağdurların hesabını üstlenmeden, şahsi alacağını siyaseten elde etmek yetmiş, çünkü ona.

“Halkın bana verdiği yetkiyi zorbalıkla elimden aldılar ama halk da onlara yüzde 92 oranında arka çıktı. Buna ne diyeceğiz?” diyebiliyor.

Bizim ilerici paşazadeler mırın kırın edeceklerine, Demirel kadar açık sözlü olabilse keşke.

Dün darbe şakşakçılığı yapanlar, bugün darbecilerin yargılanmasına mahsustan sevinir gibi yapıyormuş da...

Millet, askeri müdahaleyi, minnet ve şükran duygularıyla bağrına basmışmış da...

Gerçek mağdurlar, darbenin bütün suç ortakları yargılanamadığı için mutsuzmuş da...

Halkın yüzde 92’si, mavi rengiyle birlikte ‘hayır’ kampanyasının külliyen yasaklandığı bir referandumda, darbe anayasasına ‘evet’ demiş.

Gerçek bir darbe davası olabilmesi için, o halkın da o darbe riyakârlığının da yargılanması gerektiğini söylemeye getiriyorlar.

12 Eylül’e kadar oluk oluk akan kan, 13 Eylül’de bıçak gibi kesilmişse, kabahat bundan memnuniyetini saklamayan halkta yani.

Laf cambazı Demirel bile, bütün kızgınlığına ve kırgınlığına rağmen halkın hakkını teslim etmemezlik yapmıyor. Kanı durdurma işini 13 Eylül’e bırakan askere kesiyor, faturayı.

Utanma belasına, biraz özeleştiri yapmaz mı, darbecileri yargılatanların hakkını birazcık teslim etmez mi insan?