GÖZÜNÜZE BU KÜÇÜK AMA ONURLU GAZETEYİ Mİ KESTİRDİNİZ EFENDİLER?

Star yazarı Mehmet Metiner Başbakan'a "kof kabadayı" diyen Ahmet Altan'ı eleştirdi, cevap Taraf gazetesi yazarı Melih Altınok'tan geldi.

Bugünün kof yandaşları, dünün içmeden sarhoş mazlumları

21. yüzyılın eşiğindeki Türkiye’nin siyasal düşünceler tarihinin yazıldığı günlerdir.

Kuşkusuz ki, darbe ideolojisinin sokak şovlarını tırmandırdığı 2007’de temelleri atılan ve son referandum sürecinde de billurlaşan “Yetmez ama evet” tavrına, bu külliyatta genişçe bir yer ayrılacak.

Tüm siyasi formasyonların, son elli yıldaki “türev” politikaları “devletin ideolojik aygıtlarının söylemeleri” kısmında anlatılırken, resmî ideolojinin aralarına set çektiği sağdan soldan ezilenlerin fobilerinden kurtulup yan yana gelerek yarattıkları bu yaklaşımsa “ezber bozanlar” kısmında onurlandırılacak.

Aristoteles’den beri devam eden, katarsisin gözleri kör ettiği 2000 yıllık anlatı geleneğinde yabancılaştırma efektleriyle farkındalığın manifestosunu yazan Brecht ya da Godard ne ise, “kültürel çölünde her şeyin mucize etkisi yarattığı” Türkiye politik atmosferi için de “yetmez ama evet” cephesinin anlamı odur işte.

Değişim isteyen kesimlerin yarattığı meşruiyet alanında semiren ancak tek dertleri ulufe olanlara da bir bölüm ayrılacak bu anlatılarda; “değişimin tortuları” başlığı altında.

Star yazarı Mehmet Metiner, bu başlık altında resmiyle anılan isimlerden olacak mesela. Şu satırları da spottan görülecek:

“AK Parti’ye liberallerin verdiği destek elbette takdire şayan, ama unutmasınlar ki liberaller de AK Parti iktidarı sayesinde en itibarlı dönemlerini yaşıyorlar, en kârlı konumda bulunuyorlar.”

Kime söylüyor bu sözleri Metiner? Ahali “Aman AKP’li sanmasınlar” diye kıvranırken yiğidin hakkını vermekten feragat etmeyenlere ama yeri geldiğinde de o yiğidi eleştirenlere.

Peki, niye söylüyor bu sözleri onlara? Cesur oldukları için, “ilişmedikleri” için, demokratlığın gereğini yerine getirdikleri için.

En kârlı konum nedir, siyasal iktidara kayıtsız şartsız yandaşlıkla kimler neler kazanıyor bilemiyorum. Ama belli ki siyaseten farklı noktada durdukları bir hükümetin demokratikleşme ve şeffaflaşma adımlarına evet deyip, onun despot çıkışları karşısında seslerini çıkartanları hiç mi hiç anlamamış Metiner.

Bizleri de kendisi gibi sanıyor yazarımız. Demokratların hakkaniyetli tutumları karşısında “kaç para aldınız, kaç para, para, para...” diye söylenirken aslında sevmeyecekleri eşeğin önüne oy koymayacak kadar hesapçı olduklarını açık eden solcumsular gibi davranıyor.

Başbakan’ın “yalnız ve bir başına” Taraf’a ve Ahmet Altan’a 50 bin liralık tazminat davası açtığı gün teneke çalmaya kalkıyor. Aklınca adaptan giriyor ama bahşiş istemenin usulünü gözardı ediyor.

Tam da Ahmet Altan’ın davaya konu olan yazsında tanımladığı konuma düşüyor; kişisel hesabı olduğu için, haddine olmadığı halde kişisel hesabı olmayan adamlarla polemik yapmaya kalkıyor ve de yüzüne gözüne bulaştırıyor.

Ah ah, reklâm kokan hareketler bunlar. Kendilerini “trafiğe kapalı” olmayan yollarda da görmek isterdik ama...

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ çıkıp da yalnızca bize değil, tüm medya mensuplarına “kof kabadayılık” yaptığında, “Gelin bir tepki verelim” diye aradığım ancak karargâhtaki akreditasyonlarına halel gelmesin diye “Bizi mazur gör Melih” diye mazeret bildiren Ankara’nın temsilcisi yandaş bayları da biliriz biz.

Şimdi ağalarının malı gidecek diye canı giden kâhyaların, “AKP’yi ve Gülen’i bitirme planlarını” yayımladığımızda, “Aman topa önce Taraf girsin” diyerek kendilerine ulaşan bilgiyi-belgeyi soğuttuklarına ve karın ağrılarını sodayla gidermeye çalıştıklarına da şahidiz.

Kimse kimseye oyun oynamasın. Vatan’dan Mehmet Tezkan’ın dediği gibi, Başbakan yüzde 58’in yüzde bilmem kaçını gözden çıkartıp kendisine koşulsuz şartsız biat edecek bir kitle bana yeter diyor olabilir. Siyasetteki hesapların, mahalle bakkallarının veresiye defterindeki gibi tutulacağını sanan cühelalar da Erdoğan’ın bu tavrı karşısında onun sırtını sıvazlıyor olabilirler ama hayatın sillesi ağırdır.

Geçen cuma günkü yazımda da ısrarla vurguladığım gibi, çıkar yüzde 58’den demokratları, özgürlükçü solcuları, demokrat dindarları, Alevileri, liberalleri, Kürtleri, kalmaz sana yüzde elli.

Bu ülkede, yangında ilk elden feda edilecek dolaptaki kutuda duran, demokrasiyi zenginleştiren ona reformlarla meşruiyet katan yükte hafif pahada ağır “yetmez ama evet” uranyumu değil, azıcık “hararet” görse buharlaşacak tatlı su organizmalarıdır; çoklardır, rahat bulunurlar.

Bin bir dava, baskı, hakaret ve maddi zorluk çekerek demokrasi mücadelesine katkı veren ve bu nedenle her kesimin takdirini toplayan meslektaşlarının aleyhine, dava günlerinde yalancı şahitlik edenler, devran dönünce statüko güzellemesi eşliğinde size de “kof kabadayılık” yaparlar da dava bile açamazsınız Sayın Başbakan.

Gözünüze bu küçük ama onurlu gazeteyi mi kestirdiniz efendiler?

Yanlıştır, ayıptır, günahtır.

Melih Altınok/Taraf