'Beni arayan bir kişi Semra Özal'ın eşini bizzat zehirlediğini söyledi'

Can Dündar 'ilk kez yazıyorum' dediği olayda, yıllar önce kendisini arayan kişinin Semra Özal'a ait özel fotoğrafları satmak istediğini açıkladı.

Cumhuriyet gazetesi yazarı Can Dündar, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümü hakkında yürütülen soruşturma kapsamında eşi Semra Özal ve oğlu Ahmet Özal’ın telefonlarının iki sene boyunca dinlenmesine ilişkin olarak kendisine yıllar öncesinde gelen bir teklifi ilk kez yazdı. Dündar, NTV’de yayımlanan “Bir suikastın anatomisi” adlı programdan sonra telefonla ulaşan bir kişinin, Semra Özal’a ait özel fotoğraflar olduğunu ve bunları satmak istediğini anlattı. Dündar yazısında arayan kişinin, “Semra Hanım’ın bunları bildiği, eşini de bu fotoğrafları görmemesi için bizzat zehirlediği” iddiasını aktardı.

Can Dündar’ın Cumhuriyet’te “Tarihimizin en esrarengiz ölümü” başlığıyla yayımlanan yazısı şöyle:

Tarihimizin En Esrarengiz Ölümü

Özal öldürüldü mü?

Bilmiyoruz.

Kuşkular var; ama somut veri yok.

Eldeki tek somut veri, Özal’a daha önce suikast düzenlendiği gerçeği…

O da karanlık bir teşebbüstü.

1992’de, Kartal Demirağ ile 32. Gün için Dazkırı’da görüşmüştük. Çiğdem Anat’ın “Sizi kim eğitti” sorusuna Demirağ, şu cevabı vermişti:

“Komando kamplarında bir emekli general eğitti bizi…”

Ne o kamplar ne de emekli general ortaya çıkarıldı.

Kartal’ın silahı

Özal suikastını, Cumhuriyet Savcısı Uğur Tönük araştırıyordu. Onunla da konuşmuştum.

İnanılmaz şeyler anlattı:

“Araştırmamız sonucunda, Dazkırı’da bir kontrgerilla teşkilatı kurulduğunu, Demirağ’ın da bu teşkilatın yetişmiş elemanı olduğunu saptadık. Suikastta kullanılan silahın Demirağ’a kongre salonunda polisler tarafından verildiğini tespit ettik. Tahkikat belli bir noktaya ulaşınca MİT’ten olduğunu tahmin ettiğim 3 kişi beni İstanbul Ulus’ta bir villaya çağırdı ve bu tahkikatı yapmamamızı söyledi. Durduk.”

Ne o salondaki polisler ne de MİT’ten olduğundan şüphelenilen kişiler bulunabildi.

Eve gelen Azeri

4 yıl önce Semra Özal, eşinin ölümüyle ilgili kuşkuları olduğunu söylediğinde kendisini ziyarete gittim.

Çok ilginç bir şey anlattı:

Özal’ın ölümünden sonra, Semra Hanım evde yokken bir Azeri genç gelip kapıdaki korumaya bazı bilgiler vermiş; Elçibey’e sempatisi nedeniyle Özal’a Bakû gezisi sırasında ağır ağır tesir eden bir zehir verildiğini, bu zehri bildiğini anlatmış. İstanbul’da kaldığı otelin adresini vermiş, “Bulamazsanız şunlar beni tanır” diyerek bir karıkocanın ismini bırakmış.

Semra Hanım konudan haberdar olunca hemen korumasını gencin oteline göndermiş. Azeri genç, otelde yokmuş. Bahsettiği karıkocaya gidilmiş. Onlar da “Bizim öyle biriyle ilgimiz yok” demiş. Sonraki günlerde de Azeri genç OTELE gelmemiş.

O Azeri genç de bulunamadı.

Yanlışlıkla dökülen kan

Ahmet Özal, “Babamın öldürüldüğüne inanıyorum” deyince 2010’da NTV’de bir program yapıp Özal’ın ölümünü bütün tanıklarıyla masaya yatırdık.

Semra Özal da katıldı.

Yayın tam 5.5 saat sürdü.

Orada Ahmet Özal, bir laborantın uyarısı üzerine dilekçe verip hastaneden babasına ait kan örneklerini istediğini anlattı.

Hastane, dilekçeye karşılık, “Kan yanlışlıkla dökülmüş” cevabını vermişti. Ahmet Özal da, Kanal 6’da yöneticiyken hastaneye gizli kamerayla bir muhabir yollamış ve kanı sordurmuştu. Alınan cevap, kan donduran cinstendi:

“O kanda, bir insanda olmaması gereken şeyler vardı.”

Kanı yanlışlıkla döken görevli de bulunamadı.

‘Yaşıyordu’ diyen tanık

Programda kafa karıştıran bir başka tanığı konuşturduk:

Antalya’dan gelen bir işadamı, Cumhurbaşkanı Acil’e getirildiğinde kendisinin de nişanlısıyla orada olduğunu ve Özal’ın karnını tutarak inleyişine tanık olduklarını söyledi. Oysa hastaneye geldiğinde Özal’ın kalbinin durduğu biliniyordu. Bu iki tanığın ifadeleri, diğer tanıklarca reddedildi.

Ancak program ciddi bir sonuç verdi:

Yayından sonra Çankaya benden yayın bandını istedi. Ve hemen ardından Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla Devlet Denetleme Kurulu, Özal’ın ölümünü incelemeye aldı.

İş savcılığa intikal etti; yine sonuç çıkmadı.

Semra Özal’ın fotoğrafları mı?

NTV’de “Bir suikastın anatomisi” programını yaptıktan sonra, -burada ilk kez yazacağım- bir başka tuhaflık oldu:

Yayından hemen sonra bir telefon geldi. Tanımadığım biri, elinde Semra Özal’ın özeline ait fotoğraflar olduğunu söyledi.

“Semra Özal’ın fotoğrafları mı” diye sordum hayretle... Telefondaki, Semra Hanım’ın bunları bildiğini, eşini de bu fotoğrafları görmemesi için bizzat zehirlediğini anlattı.

Fotoğrafları satmak istiyordu.

Ne özel hayatla ilgilenirdim ne de böyle bir kirli pazarlığa girerdim. “İlgilenmiyorum” deyip kapattım.

Bu saçmalıktan da hiçbir yerde bahsetmedim.

Dinleme skandalı

Ancak dünkü gazete manşetleri, o gün bana gelen telefonun, birilerince ciddiye alındığını gösteriyor.

Şimdi öğreniyoruz ki, Özal’ın ölümüne dair soruşturmada bir gizli tanığın ifadesiyle, Özal’ın yakınındaki 54 kişi dinlenmiş.

Ahmet ve Semra Özal da, “kasten adam öldürmek” suçlamasıyla 2 yıl boyunca takibe alınmış. Haklarında 19 kez dinleme kararı verilmiş.

Bu takibe dayanak oluşturan “Selçuk” kod adlı gizli tanığın, iddianameye konmayan ifadesi bana tanıdık geldi:

“Semra Özal’ın birtakım kirli işleri kasete alınmış. Bu bilgilerle ona şantaj yapılmış. Turgut Özal’ı ona zehirlettiler.”

Devletin ayıbı

Şikâyetçi iken şüpheli duruma düşürülen Ahmet Özal dün, “Bunlar bizi delirtecek” diye feryat ediyordu.

Semra Özal ise “Bunlar beni de eşimi de her gün bir daha öldürüyorlar” diyordu.

Yakından izlemeye çalıştığım bu ölüm vakası, bütün soru işaretleriyle birlikte giderek esrarengiz bir Hollywood filmine dönüşüyor.

Belki de Özal, sadece boğazına hâkim olamadığı için can verdi; ama eski bir cumhurbaşkanının ölümünün 21 yıldır aydınlatılamaması, bu devletin ayıbı olarak orta yerde duruyor.