"AYNAYA BAK! KİM DANAYA BENZİYOR?" DANA POLEMİĞİ BÜYÜYOR!

İlahiyatçı-yazar İhsan Eliaçık'ın Akif Beki'ye yönelik "otluk danası" sözlerine Beki'den cevap geldi...

Romantik isyankâr, İslamcı sosyalist, Müslüman solcu ve benzeri nitelemeler konuyor adının önüne. Unvan ve lakap zengini bir ‘ilahiyatçı yazar’ İhsan Eliaçık. ‘Otluk danası’ kavramının mucidi aynı zamanda. Bu dâhiyane buluşu şöyle açıklıyor: “Otluk danası yayılmaya gitmez, birikmişten yer. Böyle otluk danaları türedi. İktidardan yerler, yediği yerin de kılıcını sallarlar.”
İftar sofralarını ifsad etmekle kalmıyor, iftiradan da geri durmuyor hoca. ‘Hoca’ diyorsam, bildiğiniz diplomalı ulemadandır kendisi. Kuran’a meal ve tefsir yazmışlığı bir yana, edep adap abidesi mübarek, baksanıza!

Ben de, bu zat-ı muhteremin terbiyece yüksek iltifatına mazhar olup teveccühüne şahsen nail olarak, maharet kazandığı küfür ilminden istifadeye hak kesbetmişim. Liyakat nişanım ‘otluk danası’, sosyal medya marifetiyle takdim edilmiş tarafıma. Ne mutlu, bahtiyarlığımı anlatamam!
İftar sofrası gibi bir ibadet alanını eyleme açmış hoca. Lüks iftar protestolarını başlatmış. Sokağa din üzerinden belli bir ahlak anlayışını dayatma tehlikesine dikkat çekip eleştirmişim ben de. Bugün zenginin iftar ahlakına sövenin, yarın eline imkân geçerse hangi pahalı kumaş dekoltesinden, hangi yiyecekle içeceği çok parayla satın almaktan halkı men edeceğini kim kestirebilir? Parasıyla dahi alınamayan özgürlüğün bedavaya dağıtıldığı nerede görülmüş? Ahlakçılığın ucunun, ahlakı yasalaştırma talebine kadar gitmeyeceği ne malum? Hadi 5 yıldızlı otelde iftar açmak yasaklandı diyelim; çok çeşidi var, evde, sokakta, çarşıda hangi ahlaka göre yaşamak zorunda kalacağız?

Ama hazret, ahaliyi kendi ahlakıyla ahlaklandırmak konusunda ısrarlı. İnanıp tabi olsam, onun ahlakına uyarak “Vesikalık bir fotoğrafını alıp bak, kimin danaya benzediğini görürsün” diyeceğim, fakat benim ahlakıma sığmaz. O hangi ahlaka sığdırdı küfürbazlığı; Müslümanlığa mı, solculuğa mı, romantikliğe mi, isyankârlığa mı, İslamcılığa mı, sosyalistliğe mi? Onu da çözmeye muktesebatım yetmez. İlim irfan sahiplerinden İhsan Eliaçık’ın ahlakıyla ahlaklansam mı ahlaklanmasam mı, bilemedim o yüzden.

Ahlakın içinde inanç kadar, toplumsal değerler kadar seciye de var, huy da var. Tiynet meselesi yani biraz da. İlim ehli diye hocanın huyuyla huylansam, huysuzun teki olup çıkarım. Mizacı mizacıma uymaz. Ben kendine Müslümanım. Kimseyi inancından, dünya görüşünden, din yorumundan, ahlak anlayışından, yaşam tarzından dolayı hakarete layık görmedim. Benim ‘batıl’ ahlakımın şiarı da bu. Kişinin kendi yerine mütemadiyen başkalarını yargılamasını, beğenmediklerini kınayıp aşağılamasını, hatta zorla hizaya sokmasını tavsiye eden bir ahlak öğretisi duymadım daha. İlim kendini bilmekse, hocanınki nice okumak böyle!
Ahlak görüşleri arasında çatışma kaçınılmaz. Fakat daha korkuncu, birinin diğerlerine galip gelmesidir. Ahlakçılık bayrağını dalgalandıran, diğer ahlak anlayışlarını baskı altına alıp ezmeye, ilk fırsatta iptal etmeye yönelir. Dayatmacıdır ahlakçılık, müdahalecidir. Dedikoduyu sever, ‘iyiliği, doğruluğu, güzel ahlakı tebliğ etmek’ bahanesiyle başka hayatlara sarkmaya meyyaldir. Başkalarının ahlakına sınır koyma, hayatlarına hükmetme hakkı görür kendinde. Ahlakçılığın cibilliyeti emreder bunu. Bir ahlak eri, başkalarının davranışlarını kendi kıstaslarıyla yargılamayı, kınamayı, ayıplamayı, kötülemeyi en birinci görev addeder. Elâlemi ahlaktan yoksun görenin kendi edepten bihaberse, adap bildiği şey faziletfuruşluktan ibaretse ne fayda!
Ahlakçılık namına yola koyulup sokakları kendi ahlakıyla ahlaklandırmaya çalışmanın sayılamayacak kadar çok sakıncası var. Ahlakın ölçütü tek değil, birden fazla çünkü. Huyu, suyu, mizacı, seciyesi farklı herkesin.

Ahlaklı olmaktır doğrusu, ahlakçılık yapmak değil. İyiliği, doğruluğu, güzel ahlakı yaymanın en etkili yolu, onu kendi nefsinde yaşamaktır. Ahlakçılar bize öğrettikleriyle amel etse, zekâtı hepimizi geçindirmez miydi?

Akif Beki/Radikal