Aktif siyasete geri dönen Şamil Tayyar: "Şeytan taşlamaktan ibadete fırsat bulamadık"

“Figen Balcı ile Medyanın Yıldızları”nda bugün sizler için AK Parti 7’inci Olağan Kongresinde MKYK üyesi olarak seçilen gazeteci Şamil Tayyar ile konuştum. Yaklaşık üç yıl önce aktif siyaseti bıraktığını açıklayan Şamil Tayyar neden ve nasıl aktif siyasete geri döndü. FETÖ Borsası başta olmak üzere dikkat çeken açıklamaları ve eleştirilerinden “ pudra şekeri” meselesine kadar pek çok konuyu samimiyetle anlatan Şamil Tayyar kimdir önce kısaca sizlere tanıtmak istiyorum.

Şamil Tayyar 1965 Gaziantep doğumlu. Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu olan Tayyar 32 yıldan bu yana kendisi gibi gazeteci olan iletişim fakültesinden arkadaşı olan başarılı meslektaşı ve benim de çok kıymetli arkadaşım Halide Tayyar ile evli. Çiftin bu evlilikten 29 yaşında bir kızları ile 22 yaşında bir oğulları var.

“ESNAF ÇOCUĞUYUZ, TOPLUMUN EN ALT KATMANINDAN GELİYORUZ”

FİGEN BALCI: Şamil Bey siz bizim meslektaşımızsınız. Gazetecilikten geldiniz pek çok yerde hem gazetecilik hem yöneticilik yaptınız. Siyasete geçişiniz nasıl oldu? Aklınızda hep bir gün siyasete girmek var mıydı?

ŞAMİL TAYYAR: Şöyle; uzun yıllar gazetecilik yaparken ağırlıklı olarak siyasi muhabirlik yaptım, şeflik, haber müdürlüğü, temsilcilik, yazarlık… Yazı ve araştırma konularım ağırlıklı olarak siyasi konulardı görüştüğüm kişiler de siyasetçilerdi. Belki onlar bir miktar etkilemiş olabilir. Bir de esnaf çocuğuyuz toplumun en alt katmanından geliyoruz yaşadığımız pek çok zorluklar var. O zorlukları aşmak için ve içinden çıktığımız sınıfa, topluma, yaşadığımız sorunlarla ilgili çözüm üretebilmek için siyaseti bir yol olarak değerlendirdik diye düşünüyorum. Dolayısı ile hem içinde bulunduğumuz şartlar, hem geçirdiğimiz sosyal evreler bizi siyaset ile buluşturdu.

“SİYASETE TEPEDEN GİRDİM AMA TABAN SİYASETİNİ TERCİH ETTİM”

F. BALCI: AK Parti ile yollarınız nasıl kesişti?

Ş. TAYYAR: 2010 yılının aralık ayıydı yanlış hatırlamıyorsam. Sayın Cumhurbaşkanımız o dönemde başbakandı. Onunla yaptığımız bir görüşme sonrasında aktif siyasetin içine girdik. Kendisi İstanbul ya da Ankara’dan aday olmamı önerdi, ben de doğup büyüdüğün Gaziantep’i istedim o da çok hoşuna gitti.

F. BALCI: Çünkü daha zor bir yol ve daha zor bir yarışı seçmişsiniz.

Ş. TAYYAR: Evet genellikle büyük şehirlerde yetişen ve büyüyenler pek taşrada siyaset yapmak istemezler. Çünkü taşranın siyaset şartları daha ağırdır. Ama Gaziantep’i tercih etmem Sn. Cumhurbaşkanımızın çok hoşuna gitti “Niye?” diye sordu. İki şey söyledim eğer siyaset yolu ile hizmetlere vesile olacaksam bunu doğup büyüdüğüm topraklarda yapmak isterim. İkincisi her ne kadar kendimce haklı sebeplerim olsa da bir yerde siyasete tepeden girmiş olacaktım, bu açığı, bu boşluğu doldurmak için bir taban siyaseti yapmak istediğimi söyledim.

“ YAKLAŞIK ÜÇ YILDAN BU YANA AKTİF SİYASETİN DIŞINDAYDIM”

F. BALCI: Taban siyaseti yapmak neden önemliydi sizin için?

Ş. TAYYAR: Şöyle; büyük şehirlerde yaptığınız siyasetin taban tutması çok zor, Anadolu’da taban siyaseti daha etkili ve ağırlıklı yapılabiliyor. O yüzden taban siyaseti yapabilmek için Gaziantep’i tercih ettim. 2011 yılı Haziran ayında yapılan seçimlerde Allah nasip etti milletvekili olduk, yaklaşık 7-7,5 yıl bu görevi sürdürdük. 2018 yılındaki seçimlerde liste dışında kaldık. Yaklaşık üç yıldır aktif siyasetin bir yerde dışındaydım. Hem memleketimle hem siyasi gelişmelerle ilgimi kesmedim ama aktif siyasetin biraz dışında kaldık. Bu son kongrede Sayın Cumhurbaşkanımız ile yaptığımız bir toplantı sonrası böyle bir gelişme oldu. Sayın Cumhurbaşkanımızın takdiri ve delegelerimizin oylarıyla son kongrede Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) üyesi olarak seçildik.

“KAMUOYU ARAŞTIRMALARINDA GAZİANTEP’TE İLK SIRADA ÇIKAN İSİMLERDEN BİRİSİYDİM”

F. BALCI: Aktif siyaseti bıraktığınızı açıklamıştınız. AK Parti’nin Merkez Karar Yönetim Kurulu’nda yer almaya ve aktif siyasete dönmeye sizi motive eden şey ne oldu?

Ş. TAYYAR: Tabi aktif siyaseti bıraktığımı ifade ettikten sonra teşkilatlardan bana kızanlar çok oldu. Çünkü Gaziantep’te siyaset yaparken amacıma uygun olarak taban siyaseti yapmaya büyük özen göstermiştim dolayısıyla köy köy gezdik, teşkilat teşkilat gezdik. Nitekim kamuoyu araştırmalarında da Gaziantep’te ilk sırada çıkan isimlerden birisiydim. Bu süreçte çok sayıda hizmete de vesile olduğumuzu düşünüyorum. O sebeple teşkilatların ve bizi seven gönül dostlarının yoğun baskısı oldu. Son süreçte Türkiye 2023 yolculuğuna giderken yani Cumhuriyetin kuruluşunun 100. Yıldönümünde AK Parti’ye ve Cumhurbaşkanımıza yönelik ağır kuşatmayı görünce yeni bir hedefle yola çıkmanın ve bu yolculukta yer almanın gerekliliğine inandım.

F. BALCI: Üzerinizde bir sorumluluk hissettiniz anladığım kadarıyla?

Ş. TAYYAR: Evet, kesinlikle…

“AK PARTİ BÜTÜN SİYASİ PARADİGMALARI ALT ÜST ETTİ”

F. BALCI: AK Parti’nin Türkiye siyasi tarihindeki yolculuğu epeyce uzun soluklu oldu. Siz 2010 yılında Ak Parti’de siyaset yapmaya başladınız ama öncesini de gazeteci olarak takip ettiniz. AK Parti'nin bu uzun soluklu siyasi yolculuğunda dünden bugüne değişiklik oldu mu siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ş. TAYYAR: AK Parti siyasi yolculuğuna 2001’de başladı ve bir yıl sonra iktidar oldu. Yüzde 34,5 oyla tek başına iktidarı sağladı. Zaman içerisinde bu oy oranı yüzde 50’ye kadar yaklaştı. Demek ki toplumla bütünleşmeyi başardı ve güzel işler yaptı, hizmetler üretti. Çünkü toplum AK Parti’ye açtığı krediyi her seçimde artırarak devam etti. Dolayısı ile bu son derece kıymetli bir şey. Ayrıca siyasi tarihimize baktığımızda çok partili siyasi hayata geçtikten sonra 1950’den bu yana, AK Parti bir rekor kırdı. En süreli bir iktidarı yönetiyor. 50-60 arası Demokrat Parti, 65-70 arası Adalet Partisi, 1983-1991 arası Anavatan Partisinin böyle tek başına kurduğu iktidar dönemleri oldu. AK Parti bütün siyasi paradigmaları alt üst etti şimdi yeni bir rekorun peşinde o da; İstanbul’un fethinin 600’üncü yıldönümü olan 2053, Malazgirt Zaferi’nin bininci yıl dönümü olan 2071’e kadar uzayan yeni menziller belirledi. Çoğu kişi için bu çok hayali gözükebilir ama hayal etmeden de keşfedemezsiniz, başaramazsınız.

“İNSAN ÖMRÜ SINIRLI, O HEDEFE ELBETTE MEVCUT KADROLARIMIZ ULAŞTIRMAYACAK”

F. BALCI: Elbette etkileyici ve uzun soluklu hedefler bunlar ama insan ömrü sınırlı elbette, Allah herkese sağlıklı ömür versin. Sizlerden sonra bu bayrağı menzile ulaştıracak kadrolar hazır mı? Bu uzun soluklu planlar yapılırken bunun alt yapısı da hazırlandı mı?

Ş. TAYYAR: Tabi şöyle bunlar imkan dahilinde. Japonya’da liberal parti iki kısa süreli kesintiyi saymazsak 50 yılı aşkın süredir iktidarda. Yani Türkiye’deki bütün rekorları kıran AK Parti uluslararası siyasette de Japonya’daki liberal partinin rekorunu çok rahatlıkla kırabilir. Tabi ki insan ömrü sınırlı, o hedefe elbette mevcut kadrolarımız ulaştırmayacak. Sonuçta bizim çocuklarımız, torunlarımız, bu ideale inanan genç nesil AK Partiyi geleceğe taşıyacak. Ben bunun imkan dahilinde olduğunu düşünüyorum. Elbette toplumla aidiyet bağınızı koparmadan onları anlayarak ve bilerek ve siyasetin dinamiklerini iyi yöneterek bunu başarabilirsiniz.

“BU YENİ YOLCULUĞA ÇIKARKEN EKSİKLERİMİZ YANLIŞLARIMIZ VAR”

F. BALCI: AK Partinin bu hedefe ulaşırken iyileştirmesi gereken şeyler var mı mevcut durumda hedeflere ulaşmaya engel durumlar söz konusu mu?

Ş. TAYYAR: Elbette ki bu yeni yolculuğa çıkarken eksiklerimiz yanlışlarımız var sonuçta bir partisiniz. İşte bu eksiklerimizi ve yanlışlarımızı düzelterek yeni bir hikâye ile yola çıkma arzumuz var. Ben de siyaset yaptığım dönemde hep mayınlı arazide dolaştım. Zaman zaman çarptık, parçalandık, düştük, kalktık ama inandığımız doğruları söylemeye devam ettik. Bundan sonraki süreçte de AK Parti’nin daha iyiye gitmesini, daha çok oy alması, hedeflerine ulaşması, menziline varabilmesi için bu sorumlulukla bu bilinçle yolumuza devam edeceğiz. Eğer biz eksiklerimizi görmeden değerlendirmeden, geçmişle muhasebemizi yapmadan gelecek yolculuğumuzu yürütemeyiz. O nedenle ben MKYK’ya seçilmeyi bu anlamda değerli buluyorum. Çünkü Partinin büyük kongreden sonra en büyük karar organı. Dolayısı ile bu kurulda kanaatlerimizi, görüşlerimizi ifade ederek yola devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımız ilk MKYK Toplantısında da bütün MKYK üyelerinin 2023’e yani seçime kadar yoğun bir tempo ile sahada olması gerektiğini söyledi, talimatlarını da verdi. Dolayısıyla bu iki yıl içerisinde Ak Parti sahadaki gözlemlerini ve bütün kanaatlerini raporlaştırarak MKYK’da karara bağlayacak. Bu da AK Parti’nin yeni yolculuğa çıkarken ciddi bir muhasebe yapma ihtiyacı hissettiğini gösteriyor.

“ŞEYTAN TAŞLAMAKTAN İBADET ETMEYE FIRSAT BULAMAZSINIZ”

F.BALCI:  2023 seçimlerini göz önüne aldığımızda aslında sizin MKYK üyeleri olarak kritik bir misyonunuz da var değil mi? Çünkü hem ülkemiz hem de dünya çok kritik ve daha önce deneyimlenmemiş bir süreçten geçiyoruz. Bütün ülkeler ve hükümetler pandemi sürecini yönetirken bir bedel ödüyor. Hükümetin bu pandemi sürecindeki stratejilerini ve aksiyonlarını yeterli ve başarılı buluyor musunuz?

Ş. TAYYAR: AK Parti 19 yıl iktidarda kalırken bunu toplumla bütünleşerek ve çok önemli ve ciddi bir başarı hikâyesi yazarak başardı. Ama şu da bir gerçek özellikle 2012’den bu yana o arzu ettiğimiz o yüksek başarıyı yakalayamadık, bunun birçok sebebi var. Hani denir ya şeytan taşlamaktan ibadet etmeye fırsat bulamazsınız. AK Parti 2011 seçimlerine giderken 2023 yılı hedeflerini açıkladı. İlk defa Cumhuriyet döneminde bir siyasi parti üç dönem sonrasına ilişkin ortaya bir hedef koydu. Bu alışık olunmayan bir tutumdu çünkü geçmişte siyasi partiler 6 ay sonrasını bile göremedikleri için 100 yıllık programlar yaparlardı.

“TÜRKİYE’Yİ HEDEF ALAN KARANLIK SENARYOLARI HAYATA GEÇİRMEYE ÇALIŞTILAR“

F. BALCI: AK Parti diğer parti açıkladığı hedeflere ulaşabilecek mi peki 2023’te?

Ş. TAYYAR: AK Parti 2011 yılında 12 yıllık bir program açıkladı. Tabi bunu açıklarken büyük hedefler koydu; kişi başına yıllık milli gelir 25 bin dolar olacak, ihracatımız 500 milyar dolar olacak ve dünyanın en gelişmiş ekonomileri arasına girmek gibi çok büyük hedefler koydu. Tabi bu hedefleri koyarken kendisine çok da fazla düşman üretti. Çünkü siz ilk 10’a girerken bugün gelişmiş ülkeler arasındaki birçoğunu gerinizde bırakmak demek de oluyor. Dolayısıyla çok büyük bir uluslararası kavgayı da ateşledi ve Türkiye’yi aşağıya çekmek, hedeflerinden uzaklaştırmak için birçok şer cephesi de bazen tek başına, bazen birleşerek AK Partiyi ve Türkiye’yi hedef alan karanlık senaryoları hayata geçirmeye çalıştılar.

“AK PARTİ HER BARİYERİ AŞARKEN HEDEFLERİNDEN DE BİR MİKTAR UZAKLAŞTIRILMIŞ OLDU”

F. BALCI: Türkiye’nin yaşadığı zorlukların hepsinin AK Parti’nin 2023 hedeflerini engellemek maksadıyla planlı olarak mı gerçekleştirildi diye düşünüyorsunuz?

Ş. TAYYAR: Elbette… 2012 MİT Operasyonu, 2013 Gezi Olayları, 2013’ün sonunda 17-25 Aralık süreci ve 2016 yılında 15 Temmuz hain işgal girişimi ile karşı karşıya kaldı. 2018’de de çok ağır bir kur saldırısını göğüslemek zorunda kaldı. Bütün bunlar milletin desteğiyle bir şekilde bertaraf edilse de yaşanan bu süreçler hedeften biraz uzaklaşmaya neden oldu. Çünkü biz 2013’de IMF’ye olan toplam 25 milyar dolarlık borcun son taksitini ödedik. 2012’de enflasyon ve faiz yüzde 6’lara kadar inmişti. Merkez Bankasındaki döviz rezervi 135 milyar dolara ulaşmıştı. Yani 2023 hedeflerine doğru böyle hızla koşarken sizin önünüze böyle sıralı bariyerler kurdular. AK Parti her bariyeri aşarken hedeflerinden de bir miktar uzaklaştırılmış oldu.

“15 TEMMUZ GECESİ DEVLETİ SOKAKTAN TOPLAYAN MİLLETE BİR BORCUMUZ VAR”

F. BALCI: AK Parti daha uzun vadeli hedefler koymaya devam ediyor, yine bu tür engellemeler bekliyor musunuz o halde?

Ş. TAYYAR: Önümüzdeki süreçte de böyle bariyerlerin konma ihtimali hayli yüksek nitekim yakın tarihte yaşadığımız olaylardan da bunları görebiliyoruz. Ama 15 Temmuz gecesi devleti sokaktan toplayan millete bir borcumuz var. Bu borcu ödemek adına AK Parti’de görev yapan herkese çok ağır bir sorumluluk düşüyor. İnşallah bu yeni süreçte biz bu bariyerleri de geçmiş dönemde olduğu gibi aşarak az bir tahribatla menzile, hedeflerimize ulaşmak istiyoruz. Zaten bütün kadroların bu süreçte seferber edilmesinin bir sebebi de kendi muhasebesini yaparak yeni bir hikâye ile yola çıkma ihtiyacıdır.

“AK PARTİ YÖNETİMİ BİZİM BU ÇIKIŞIMIZI DAHA İYİ YÖNETEBİLİRDİ AMA BUNU YAPAMADI, BUNU BAŞARAMADI”

F. BALCI: Gazeteci kimliğinizin de belki verdiği refleksle AK Parti içinde hep doğruları söyleyen kesimde oldunuz. Gerçekleri dile getirirken yıprandığınızı düşünüyor musunuz parti içinden çok eleştiri aldınız mı? Örneğin FETÖ Borsası ifadesini ilk siz kullandınız ve o ifadenin altının dolduğunu gördük ilerleyen süreçte. Kısaca; doğru bildiğini söylemenin bedelini ödediniz mi ödüyor musunuz?

Ş. TAYYAR: Tabi bu sorunun cevabını verirken meseleye nereden baktığımıza bağlı aslında. Yani tırnak içinde “yıpranmak” sizin nerede konumlandığınızla doğrudan ilintili. Eğer siz toplum vicdanı olmaya adaysanız onların hassasiyetleri doğrultusunda siyaset yapıyorsanız bir yıpranmışlık olduğunu düşünmüyorum. Tam tersine toplum bizi kucakladı ve sahiplendi. Ama bazen kurumlar, teşkilatlar sizin refleksinizi kısa sürede anlamakta zorlanabilirler. Nitekim bu süreçte de AK Parti yönetimi bizim bu çıkışımızı daha iyi yönetebilirdi ama bunu yapamadı, bunu başaramadı.

“ŞAMİL TAYYAR’I UYARDIK GİBİ BİR ÇIKIŞLA SANKİ BİR YANLIŞI SAVUNUYORMUŞ GİBİ BİR TELAŞI SERGİLEDİLER”

F. BALCI: Sizce AK Parti yönetiminin yapması gereken neydi o süreçte?

Ş. TAYYAR: Şöyle diyebilirlerdi çok rahatlıkla ( Bir iki arkadaşımız o dönemde söz alıp konuşmuşlardı sorumlu olan arkadaşlarımız.) Şunu deselerdi; “ Şamil Tayyar bizim bir milletvekilimiz, görüşleri her zaman bizim için değerlidir. Bütün iddiaların üzerine büyük bir kararlılıkla gidilecektir” denilse hiçbir sorun olmazdı. Aksine, “Şamil Tayyar’ı uyardık gibi bir çıkışla sanki bir yanlışı savunuyormuş gibi bir telaşı sergilediler. Bu da kamuoyunda farklı algılandı. Oysa kriminal hale geldiği andan itibaren en sert ve en ağır mücadeleyi yapan AK Partidir ve bundan dolayı da saldırıya uğramış bir partidir az önce sıraladığım gibi. ( MİT Operasyonundan ta 15 Temmuz’a kadar) Bu konuda çok yoğun bir mücadele verdi geçmiş dönemde bu yapıyı “Cemaat” ya da “Hizmet Hareketi” olarak bilen ve bundan dolayı da AK Partiye muhalefet edenlerin bu örgütün kriminal hale geldiği andan itibaren de nasıl sahiplendiklerini biliyoruz. Başta Cumhuriyet Halk Partisi olmak üzere daha önce karşı çıkıyorlardı, sonraki süreçte yeri geldi Bank Asya’ya para yatırdılar, yeri geldi o kapatılan kanalların önünde eylem yaptılar ve FETÖ’ye bilerek ve isteyerek destek oldular. CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Zekeriya Öz’e övgüler düzen ( 2013 yılında) açıklamalar yaptı. Onların FETÖ ile işbirliği yaptığı süreçte AK Parti onlara karşı bir mücadele verdi, dolayısıyla AK Parti’nin bu konuda bir sabıkası yok. Temiz bir sicili varken o “FETÖ Borsası” çıkışımda maalesef bir-iki arkadaşımızın “bana göre” yanlışı sebebiyle algı iyi yönetilemedi.

“DEVLETİN SAHİBİ NE AK PARTİDİR NE BAŞKA BİR PARTİDİR”

F. BALCI: Bir paniğe mi kapıldılar sizce? O krizi doğru yönetememenin sebebi iyi niyetli olarak bakarsak paniğe kapılmamı yoksa acaba FETÖ’nün belki izleri bunu acaba manipüle mi etti? Sizin doğruları söylemeniz bazılarını rahatsız mı etti o dönemde?

Ş. TAYYAR: Paniğe kapıldıklarını düşünmüyorum. Zannediyorum sorunu çözümlemede bir yöntem farklılığı var. AK Partinin güçlü bir sorumluluğu var. Maalesef bizim bazı arkadaşlarımızın kendilerini sanki devletin sahibi gibi görme yanlışının içine düştüklerini görüyorum. Devletin sahibi ne AK Partidir ne başka bir partidir. Devletin sahibi bizatihi milletin kendisidir. Devlette görev yapan kamu görevlilerinin de bu bilinçle hareket etmesi gerekmektedir. Eğer bu bilinçle hareket etmiyorlarsa ve yanlış yapıyorlarsa iktidar erkini yöneten siyaset kurumunun da sepetteki çürük elmaları ayıklayarak temizlemesi gerekir.

“ÇÜRÜK ELMALAR”

F. BALCI: Neden partidekilerle ilgili çürük elma benzetmesini sıklıkla yapıyorsunuz?

Ş. TAYYAR: Eğer siz sanki “Bu sağlam elmalarla birlikte çürük elmaları da korumak gerekli ben sonuçta bunların tamamının sahibiyim" algısına kapılırsanız bu size yanlış yaptırır. Onun için eğer biz bu yanlışa düşersek, dört milyonu aşkın kamuda çalışan her görevlinin yanlışını üstlenmek gibi bir ağır bedel omuzlarımıza yükler ki bunu biz kaldıramayız. Kaldı ki bu siyasi de değil, insani de değil ahlaki de değil.

“HESAP SORMAK BİZİM BOYNUMUZUN BORCUDUR”

F. BALCI: Hemen burada bir parantez açmak istiyorum. Buna çok güzel bir örnek; dün Twitter’dan bir paylaşımda bulunarak vatandaşa patates dağıtırken çektirdiği fotoğrafı paylaşan kaymakama tepki gösterdiniz. Hükümetin atadığı bir kaymakamı eleştirdiniz, bu tavrınız devam edecek mi önümüzdeki süreçte de?

Ş. TAYYAR: Şöyle; bu yolculukta Sayın Cumhurbaşkanımız gecesini gündüzüne katarak çalışırken, daha dün iftarda bir yurttaşımızın yer sofrasına diz çöküp otururken, o hem içerde hem dışarda karşılaştığı büyük sorunlarla mücadele ederken ve gece gündüz ter dökerken buna halel getirmeye kimsenin hakkı olmadığını düşünüyorum. Buna bütün MKYK üyeleri de, kamuda görevi olan herkes de, partimiz de buna halel getirecek yanlışın içinde kim olursa ondan hesap sormak bizim boynumuzun borcudur. Bizim millete karşı bir borcumuz var işte biz bu borcu yerine getirirken birilerinin de kendi kişisel ikballeri için hedefleri için bunu istismar etmesine izin veremeyiz. Eğer verirsek biz kendimiz olmaktan çıkarız ve millete olan borcumuzu ödeyemeyiz.

“TÜRKİYE’NİN HİÇBİR SORUN YAŞAMADAN KURTULMASI ELBETTE MÜMKÜN DEĞİL”

F. BALCI: Hükümetin vatandaşa yaptığı bütün yardımların şova dönüşmesine karşısınız anladığım kadarıyla sadece patates soğan ile alakalı değil bu tepkiniz?

Ş. TAYYAR: Şöyle düşünün ki hükümet 2.2 ton patates, soğan ve çeltikten oluşan bir gıda yardım paketini ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak için bir sorumluluk üstleniyor. Çünkü anayasamıza göre de Türkiye Cumhuriyeti Devleti aynı zamanda bir sosyal devlettir. Sosyal devlet olmanın gereğidir bu ve insani bir turumdur ve sosyal sorumluluk projesidir. Çünkü son dönemde pandeminin ürettiği bir dizi problem var. Bu sadece Türkiye’de değil dünyanın her ülkesinde ciddi bir küresel tehdit ile karşı karşıyayız Amerika bile sarsılıyor. Bugün dünyanın en gelişmiş ülkeleri olarak tabir edilen İngiltere, Almanya, Fransa bütün ülkeler neredeyse diz çökmek üzere. Aşılama problemi yaşıyorlar, ekonomik problemler yaşıyorlar. Bundan Türkiye’nin hiçbir sorun yaşamadan kurtulması elbette mümkün değil bir küresel tehdit ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla hükümet tehdidin ortaya çıkardığı sorunları asgari düzeye indirirken ve toplumun yaşadığı sorunlara çare üretmeye çalışırken aynı zamanda üreticinin yaşadığı problemlere de çare aramaya çalışırken birilerinin bunu şov malzemesi yapması bizim asla kabul edebileceğimiz bir şey değil. Kimse kusura bakmasın buna halel getirmeye çalışan herkes bunun hesabını ve bedelini ödemek zorunda.

“FETÖ’NÜN DEVLETTEN TAMAMIYLA TEMİZLENDİĞİNİ SÖYLEMEK SAFLIK OLUR”

F. BALCI: Yine bir açıklamanızda da demiştiniz ki; “ 15 Temmuzdan sonra atanan rektörlerin çoğu FETÖ’cü.” Bu açıklamanızda da “çürük elma”lara vurgu yapmıştınız. Bu konuda bir aksiyon alındı mı bir ilerleme kaydedildi mi? Bu konuda bir tehdit olduğunu düşünüyor musunuz hala?

Ş. TAYYAR: Şöyle FETÖ’nün devletten tamamıyla temizlendiğini söylemek saflık olur. Ama şunu çok rahat söyleyebilirim; AK Partinin 15 Temmuz sonrası yürüttüğü o kararlı mücadele ciddi sonuçlar getirdi. Artık FETÖ’nün tek başına 15 Temmuz vari bir konvansiyonel darbeyi planlayıp hayata geçirebilecek gücü kesinlikle yoktur onu söyleyeyim. Ama yine sağa sola sızmış zaman içinde palazlanıp harekete geçebilir mi, geçebilir. Buna karşı devletin kararlı mücadelesini yine sürdürmesi gerekir. FETÖ ile mücadeleyi sürdürürken geçmiş dönemde toplumun ve devletin de yakından bildiği ve diğer farklı vesayet odaklarına karşı da bizim dikkatli olmamız lazım.

OSMANLI’DA 36 PADİŞAHIN 12’Sİ İÇ İSYANLA VE DARBELERLE DEVRİLMİŞ VE HAYATINI KAYBETMİŞ

F. BALCI: Nasıl? Bunu biraz açabilir miyiz tam olarak neyi ifade etmek istediğinizi?

Ş. TAYYAR: Yani Osmanlı tarihi ve Cumhuriyet tarihi bir yerde darbeler tarihidir aslında. Bugün Osmanlı’da 36 padişahın 12’si iç isyanla ve darbelerle devrilmiş ve hayatını kaybetmiş. Cumhuriyet tarihine baktığımızda da 1960’dan bu yana ortalama 10 yılda bir darbe ve muhtıra ile karşı karşıya kaldık. Sonuçta; sivil siyaseti felç eden, tasfiye etmeye çalışan bu vesayetçi odakların kökeninin çok eski olduğunu görüyoruz. Yani bu sadece FETÖ ile sınırlı değil,  27 Mayıs’ı, 12 Mart Muhtırasını, 12 Eylül’ü yapan irade neyse onların bugünkü versiyonlarına karşı da tedbirli olmak lazım. Dolayısıyla aidiyeti, kökeni, güç kaynağı ne olursa olsun bütün vesayet odaklarına karşı aynı kararlılıkla mücadele etmemiz lazım. Eğer biz bunu sürdürmezsek FETÖ’yü tasfiye edersiniz ama yerine bu sefer başka bir güç odağı gelir yerleşirse Allah korusun yine benzer bir tehditle karşı karşıya kalabiliriz.

“MASUM BİR BİLDİRİ DEĞİL”

F. BALCI: Peki bu bağlamda hem gazeteci hem de siyasetçi olarak, geçtiğimiz günlerde bir grup emekli amiralin yaptığı açıklamanın bir darbe hevesi olduğu ile ilgili değerlendirmelere siz nasıl bakıyorsunuz?

Ş. TAYYAR: Yani çok masum bir bildiri olmadığı kanaatindeyim. Bugün 5 kadın bir araya gelip gün yapmaya kalksa ciddi bir örgütlenmeyi gerektirir. Yani 103-104 emekli amiral, hastane ve orduevi dışında dış dünya ile bağlantıları olmayan emekli amirallerin bir araya gelerek sözüm ona Kanal İstanbul ve Montrö ile ilgili bir bildiri yayınlaması ve bunu gece yarısı yapması, sonra bildirinin diline, içeriğine hitap şekline baktığımızda bu muhtıra çağrışımı yapıyor. Çünkü bildiri “ Yüce Türk Milletine” diye başlıyor, ben 27 Mayıs’tan günümüze bütün darbe bildirilerini ve muhtıralarını okudum. En son o büyük darbe girişimi ve 12 Eylül’ü ölçek alsak 12 Eylül bildirisi de “ Yüce Türk Milleti” diyor mesela Kenan Evren’in konuşması Yüce Türk Milleti diye başlıyor, kaldı ki bu emekli amirallerin tamamı geçmiş dönemde bu muhtıra ve darbe süreçlerinde TSK içinde görev almış insanlar herhalde bu kadar acemi olamazlar diye düşünüyorum. Dolayısıyla çok masum bulmuyorum ayrıca bildiri sadece Montrö ve Kanal İstanbul ile de ilgili değil, siyasi içeriği de olan ve aksine diye başlayan ve hükümete de tehditler savuran bir dili var. Bu masum bir bildiri değil.

“DARBECİLER GENELDE SENARYOYU ŞEKİLLENDİRİRKEN ÖNCE SOSYAL ŞARTLARI OLUŞTURURLAR”

F. BALCI: Peki bugün sadece beylik tabancaları olan bu emekli amiraller nasıl darbe yapacaklar diye konuşuluyor buna ne dersiniz?

Ş. TAYYAR: Bunlardan bağımsız şunu söyleyeyim tabi ki darbeyi bunlar yapmayacaklar eğer böyle bir niyet varsa bunlar yapmayacaklar. Darbeciler genelde senaryoyu şekillendirirken önce sosyal şartları oluştururlar ve öyle bir hale getirirler ki darbeyi gerçekleştirdiklerinde toplumun büyük bir desteğini almak isterler. Zaten bildiriye milletin arzu ve isteğini yansıtmak da buradan kaynaklanıyor. “Yüce Türk Milletine” diye oradan başlar. Yine FETÖ tecrübesinden de biliyoruz ki görevi çok sıradan ve basit gibi gözükse de örgüt içerisinde ne tür önemli görevleri işgal ettiklerine tanıklık ettik. Yeri geldi koca koca generallerin bir çaycıdan çorbacıdan talimat aldıklarını gördük.

“EMEKLİ İMAMDAN DARBECİ OLUYORSA BİR EMEKLİ AMİRALDEN DE DARBECİ OLABİLİR”

F. BALCI: Cemaatlerin içindeki hiyerarşi devletin içindeki yapılanmadan farklı ve bağımsız olabiliyor yani?

Ş. TAYYAR: evet farklı olabiliyor. Şimdi biz bu amirallerin bir örgütle ilgili olup olmadıklarını bilmiyoruz. Ama tüm bunların üzerine gidilmesi ve araştırılması gerekir. Şöyle bir kolaycılığı kabul etmiyorum yani nasıl ki bir emekli imamdan darbeci oluyorsa bir emekli amiralden de darbeci olabilir. Bu sav çok doğru bir sav değil yani mevcut amiraller bir örgütün içinde midir değil midir hücre tipi bir yapının içindeler mi, nerden talimat alıyorlar bütün bunları araştırmak ve üzerine gitmek de yargının işi.

“AK PARTİNİN RAKİBİ YİNE AK PARTİ”

F. BALCI: Sayın Davutoğlu ve Sayın Babacan’ın AK Parti’den ayrılarak yeni partiler kurmalarını ve hatta şu anda çok ciddi bir muhalif çizgide AK Partiyi eleştirmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ş. TAYYAR: Onların ne yaptıklarını ve ne yapmak istediklerini bilmiyorum ama Sayın Davutoğlu da Sayın Babacan da AK Partide görev aldıkları dönemde yanlış gördükleri ya da düzeltilmesi gerektiğini düşündükleri hiçbir konuda tavır koymuş siyasetçiler değil. Kişisel olarak benim AK Partide görev aldığım dönemde çok fazla çıkışım oldu, değerlendirmelerim oldu, bundan dolayı bazen eleştirildiğim anlar da yaşandı. Ama ne Sayın Babacan’ın ne Sayın Davutoğlu’nun AK Parti içerisinde hiçbir konuya ilişkin itirazına tanıklık etmedim. Daha sonra neden böyle bir ihtiyaç duydular bunu kendilerinin izah etmesi gerekir. Ama biz prensip olarak kim olursa olsun parti kurmasını bir demokratik tavır olarak değerlendiriyoruz. Herkes parti kurabilir, bu partinin yaşayıp yaşamayacağına karar verecek olan milletin kendisidir. Dolayısıyla bundan sonra siyasi yelpazede nasıl yer alırlar, nasıl pozisyon edinirler buna millet karar verir. Burada bize düşen şey yani AK Partiye düşen biz kendi istikametimizi doğru tayin edersek, 19 yıldır başardığımız gibi milletle bağımızı güçlü tutmaya devam edersek, ister yeni kurulmuş olsun, ister eski olsun hiç birisinin bizimle rekabet gücü olmaz. Bu yeni kurulan partilerin de pandeminin ürettiği sorunlar nedeniyle kitlelerin belli bir kısmında oluşan reaksiyonel havayı köpürterek bunu siyasete tahvil etme talebinden kaynaklanıyor. Eğer biz bu boşluğu da doldurursak, siyasette çok karşılık bulacaklarını düşünmüyorum. Yani AK Partinin rakibi yine AK Parti…

“CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİNİN AKSAYAN TARAFLARI DA VAR”

F. BALCI: 2023’e giderken MHP ile bir yol arkadaşlığı var AK Parti’nin. Buraya yeni katılabilecek partiler var mı?  AK Parti’nin böyle bir düşüncesi ya da arayışı var mı? Örneğin İstanbul Sözleşmesinin iptalinin Saadet Partisinin yakınlığını kazanmak maksadıyla yapıldığı yorumlarına ne dersiniz?

Ş. TAYYAR: Cumhur ittifakı biliyorsunuz 15 Temmuz sonrası devleti sahiplenme ve millete olan o borcu ödeme ihtiyacından kaynaklandı. Bu kararlılığı güçlü bir şekilde devam ettirmek için bir modellemeye gidildi o da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiydi. 2017’de milletin desteği ile anayasayı değiştirdik ve yeni bir sisteme geçildi. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin aksayan tarafları da var. Çünkü alt yapısı arzu ettiğimiz şekilde tam olarak tamamlanamadığı için aksayan tarafları var.  Kaldı ki 145 yıllık bir parlamenter sistemin sonrasında kurulan yeni bir sistemin üç yılda beş yılda bütün eksiklerinin tamamlayarak ideal hale gelmesi elbette beklenemez bir geçiş süreci gerekiyor. Ama burada iyi bir niyet var, iyi bir hedef var, iyi bir modelleme var. Bu amaçla da yeni bir anayasa yapma gereği doğdu. Çünkü mevcut anayasa hala bir “darbe anayasası” olarak bizim kaşımızda duruyor. Bu vesayetçi zihniyetin bütün ayak izlerini tümden silecek milletin hassasiyetlerini tümden anayasaya yansıtacak, kısa, öz ve sade ve anlaşılabilir bir metne ihtiyacımız var.

“GÖNÜLLERDE KURULACAK İTTİFAKIN ÇOK DAHA ÖNEMLİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYORUZ”

F. BALCI: Yeni anayasa çalışmaları için Meclis’te muhalefetin de desteğine ihtiyaç var bunu nasıl sağlayabileceksiniz?

Ş. TAYYAR: Fakat bunu değiştirirken de Meclisteki çoğunluğumuz buna yeterli değil. Muhalefetle aramızda çok ciddi ve derin bir görüş ayrılığı var. O da ağırlıklı olarak sistem farklılığından kaynaklanıyor. Onlar Parlamenter Sistem diyorlar, biz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini savunuyoruz. Bu da aslında giderilebilir. Eğer partiler bir araya gelip üzerinde mutabık kaldıkları metni geçirseler kalan kısmı ile ilgili yani bu Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ya da Parlamenter Sistem iki farklı metni çok rahatlıkla halkın oyuna sunabiliriz. Yani bir çözüm olarak bir yol olarak söylüyorum. Toplum hangisini doğru buluyorsa o anayasa değişikliğine destek verir ve geçirir. Aramızdaki görüş ayrılıklarında milleti hakem yapabiliriz. Eğer bunu başarabilirsek bu hem toplum hem de devletimiz için çok faydalı olacağını düşünüyorum. AK Partinin ve MHP’nin Cumhur İttifakının siyasi çizgisi belli bu çizgide bize katılmak isteyenler olursa seve seve gelebilirler, katılabilirler. Ama biz çatıda kurulacak ittifaklardan ziyade gönüllerde kurulacak ittifakın çok daha önemli olduğunu düşünüyoruz. O sebeple de İstanbul Sözleşmesine ilişkin tutum bir siyasi partiyi kendi saflarımıza çekmek düşüncesinden ziyade bu sözleşmenin artık raf ömrünün dolması ve ülkemize bir faydasının olmaması sebebiyle iptal edildi.

“İSTANBUL SÖZLEŞMESİ ÜZERİNDE AYRILIKÇI SİYASİ ÇATIŞMA ALANLARI OLUŞTURULMAYA ÇALIŞILDI”

F. BALCI: İstanbul Sözleşmesinin iptalinin ardından kadına yönelik şiddetin artacağı yönündeki endişeler dile getirildi çeşitli kesimler tarafından. Siz buna katılıyor musunuz?

Ş. TAYYAR: Bizim hiç istemediğimiz ama yaşanan ve toplumsal realite olarak karşımıza çıkan kadına şiddet konusu İstanbul Sözleşmesi ile doğrudan ilintili değil. Toplumsal sözleşme bir irade beyanıdır ve bizim bu mücadele konusunda çıkardığımız bazı kanunlar var. Bu kanunlar ortada duruyor, o kararlılık da devam ettiği sürece bu bir boşluk doldurmaz. Ayrıca herkesin şikâyetçi olduğu süreçte de İstanbul Sözleşmesi de yürürlükteydi demek ki İstanbul Sözleşmesinin tek başına sorunu çözen bir yanı yok. Yani yaşanan hadiseleri sözleşmeye bağlamayı çok gerçekçi bulmuyorum.

F. BALCI: Peki sözleşmenin devam etmesinin nasıl bir sakıncası vardı?

Ş. TAYYAR: İstanbul Sözleşmesi üzerinde ayrılıkçı siyasi çatışma alanları oluşturulmaya çalışılmak istenmesi, LGBT eylemleri vs., bunun bir siyasi istismar konusuna dönüşmesi bir problem olarak karşımıza çıktı. Dolayısıyla bir Genel Başkan Yardımcımız da ifade etmişti. AK Parti bu konuda kararlı, bu kararlı tavrını da sürdürüyor. Eğer bir sözleşmeye ihtiyaç duyulur ise adını “Ankara” koyar, bir başka isim koyar yine bir sözleşme hazırlar ve yoluna devam eder.

“KÜRŞAT’IN TASFİYE EDİLDİĞİ, YUSUF’LARA YOL AÇILDIĞI SÜREÇ”

F. BALCI: Kamuoyuna “pudra şekeri” olayı olarak yansıyan Kürşat Ayvatoğlu hadisesini duyduğunuzda o görüntüleri izlediğinizde ne hissettiniz? Böyle birinin AK Partinin içinde olması sizi rahatsız etti mi? Bu şekilde başka isimler de var mı parti içinde? Bu görüntüler kamuoyuna yansıdıktan sonra AK Parti içinde bir eylem planı oluşturuldu mu konuyla alakalı?

Ş. TAYYAR: AK Parti yüzde 50’ye yakın toplumdan oy alan bir büyük parti bir büyük aile. 13 milyonu aşkın üyesi var. Şimdi bu kadar büyük bir aileye dışardan, içimize sinmeyen karakterlerin sızması gayet doğal. Önemli olan şey şu; bu tür sızmalara karşı alacağınız tedbirler, bir de deşifre olduğunda ve fark edildiğinde ortaya koyacağınız tavır. Ben bütün samimiyetimle söyleyeyim AK Parti’nin burada iyi bir pozisyon aldığını düşünüyorum. Hızlı bir şekilde refleks gösterdi. Mesela yakın tarihte, son 6 ay içerisinde CHP’nin farklı teşkilatlarında görev yapan adı tacize karışmış çok fazlaca isim ortaya çıktı. Onları biz hep eleştirdik ama CHP yetkilileri ısrarla adı bu kötü olaylara karışmış isimleri ısrarla korumaya çalıştılar, yargıya emanet etmediler, partiden atmadılar. Ben bireysel hadiselerden dolayı partileri toptancı bir anlayışla suçlamayı doğru bulmuyorum. Yani orada 3 tacizci çıktı diye “ Tacizci CHP” gibi bir anlayışta olmadım, olmam da ama CHP yönetimine düşen de o tacizcileri partiden göndermekti. AK Parti bu Kürşat meselesinde iyi bir pozisyon aldı, hiç sahiplenmedi, hızlı bir biçimde partiden gönderdi ve yargı yolunu da açtı ve bunun da takipçisi oldu. Yine aynı dönemde gündeme geldi, yine videosu sosyal medyada çok konuşulan Yusuf adında bir genç kardeşimiz vardı, bir muhalifin sözlü tacizine uğramıştı. O saldırıya rağmen o çocuk o genç yaşta metanetini koruyarak büyük bir sorumlulukla taşkınlık yapmadan cevap vermeye çalışmıştı. Hiçbir beklentisi olmadan partinin bayrağını, her yerde savunan bu gençleri kazanarak bizim partimizi bunlarla güçlendirmemiz lazım. Yeni Gençlik Kolları Başkanımız Yusuf’u da Genel Merkez’de göreve başlattı. Kürşat’ın tasfiye edildiği, Yusuf’lara yol açıldığı sürecin ben inşallah güçlenerek devam edeceğini düşünüyorum.

“FARUK ACAR HERHALDE LAFI EN SON SÖYLEMESİ GEREKEN BİRİSİ”

F. BALCI: Son sorum Faruk Acar’ın AK Parti MKYK seçimleri sonrası yaptığı “bugüne kadarki en zayıf MKYK” mealindeki değerlendirmesi olacak. Bu konuda ne düşünüyorsunuz Faruk Acar neden böyle bir değerlendirme yaptı sizce?

Ş. TAYYAR: Faruk Acar uzunca süredir birçok kampanyanın merkezinde yer aldı iyi de para kazandığını düşünüyorum. Çok kişinin laf söylemeye hakkı var ama Faruk Acar herhalde lafı en son söylemesi gereken birisi. Mesela biz Ankara’da Büyükşehir’i kaybettik seçimde bu seçim kampanyasını bizatihi Faruk Acar yönetmişti. Çok kötü bir kampanyaydı yani, afişlerden tutun da…

“FARUK ACAR’IN ÇIKIŞINI ÇOK SAMİMİYETSİZ BULDUM”

F. BALCI: AK Parti’nin Ankara’daki Büyükşehir Belediyesi Başkanlık seçimi kaybetmesinde Faruk Acar’ın da payı var mı sizce?

Ş. TAYYAR: Tek başına elbette bu izaha yetmez ama mesela ben inanmadığım hiçbir şeyi yapmadım yapmam da… Kendisi de adayı doğru bulmuyorsa (ki sonraki röportajında adayı da eleştiriyor) keşke kampanyayı üstlenmeseydi. Yani her ne pahasına olursa olsun para kazanacaksınız, daha sonraki süreçte sizinle ilişkiler zayıflayacak ve eskisi kadar para kazanamayınca konuşmaya başlayacaksınız ben bunu ahlaki bulmuyorum. Elbette ki herkes fikrini çok özgürce söyleyebilir MKYK ile ilgili de ama Faruk Acar’ın bu çıkışını çok samimiyetsiz buldum. Çünkü son dönemde Cumhurbaşkanlığı ile ilişkileri koptu.

“ZANNEDERSEM BAŞARISIZLIĞI ANA SEBEPTİ”

F. BALCI: Neden koptu peki, yaptığı çalışmalarda başarısız olduğu için mi yoksa başka sebeplerle mi?

Ş. TAYYAR: Yani ben çok özel sebeplerini bilmiyorum ama zannedersem başarısızlığı ana sebepti. Tabi Ak Parti ile bağı kopunca Cumhurbaşkanı ve AK Parti ile bağı kopunca saldırmaya başladı. Biraz da vicdan sahibi olmak lazım, 75 kişilik bir MKYK listesi oluştu ben bu listede olduğum için değil, bir gazeteci refleksi ile baktığımda çok başarılı buluyorum. Şunun için başarılı buluyorum; MYK fazla değişmediği için toplumda bir miktar eleştiri konusu oldu. Fakat Sayın Cumhurbaşkanımızın ben bunu niye yaptığını bilmiyorum ama şöyle yorumluyorum; Sahaya sürdüğü ilk 11’i  (yani bir futbol terimi üzerinden anlatmaya çalışırsak) çok değiştirmedi ama yedek kulübesini çok güçlendirdi.

F. BALCI: Yani Sayın Cumhurbaşkanı iyi bir antrenör mü sizce?

Ş. TAYYAR: Öyle olmasa 19 yıl ayakta kalamaz zaten. Sayın Cumhurbaşkanı yedek kulübesini güçlendirerek hem sahadakilerin hem de yedek kulübesindekilerin motivasyonunu artırdı. Eskiden bu imkân yoktu sahaya 11 kişiyi sürüyorsunuz iki kişi sakatlandığında yerine yedek kulübesinden çıkaracağınız güçlü oyuncularınız yoktu. Bu sizin bir taktik değiştirme gücünüzü sınırlıyordu, bir de sahadaki oyuncular için bir itici güç değildi. Şimdi herkes görevini iyi yapacak yapamadığında yedek kulübesinde zehir gibi oyuncuların olduğunu onlar da görecek. Faruk Acar’ın da bunu iyi gördüğünü düşünüyorum. Zannediyorum ki ya kopan bağlarının intikamını almak istiyor ya da “aba altından sopa göstererek” yeniden bir ilişki kurmak istiyor.

“AK PARTİ NİCE TEHDİTLERE BOYUN EĞMEMİŞ BİR PARTİ HERHALDE FARUK ACAR’A DA BOYUN EĞMEZ”

F. BALCI: Faruk Acar AK Parti’nin bir dönem para ile hizmet satın aldığı birisi dolayısıyla “aba altından sopa göstererek” bir sonuca ulaşma gücü var mı sizce?

Ş. TAYYAR: Şöyle; bir özel televizyon kanalıyla anlaşmış ve program yapıyor. Yani “birlikte olursak çalışırız, birlikte olmazsak muhalefet ederiz. Muhalefet olmamı istemiyorsanız beni de yanınıza alın, aksi halde muhalefet ederim” mesajı vermek istiyor. AK Parti nice tehditlere boyun eğmemiş bir parti herhalde Faruk Acar’a da boyun eğmez yani.

F. BALCI: Çok teşekkür ederim vakit ayırdığınız ve samimi yanıtlarınız için.

Ş. TAYYAR: Ben de teşekkür ederim.