Medya
13 Haz 2022 17:16 Son Güncelleme: 13 Haz 2022 17:19

Akın Atalay’dan ‘gecikmiş’ Cumhuriyet itirafları! ‘İki ismi temsilen gelen vekil…’

Eski Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, sosyal medya hesabından dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Cumhuriyet gazetesi yöneticileri ve yazarlarının tutuklanmasını takip eden dönemde Alev Coşkun ve Mustafa Balbay'ı temsilen bir milletvekilinin kendisini Silivri Cezaevi'nde ziyaret ettiğini belirten Atalay, “Vakıfta yeni bir yönetimin oluşmasını kabul edersem 1-2 haftada tüm Cumhuriyet tutuklularının serbest kalacağını söyledi” ifadelerini kullandı.

Eski Cumhuriyet Gazetesi İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Halk TV'nin sahibi Cafer Mahiroğlu'nun, çıkarmaya karar verdikleri gazetenin başına getirildiğini Aykut Küçükkaya'nın getirileceğini açıklamasının ardından başlayan tartışmalara değindi. Atalay, Cumhuriyet gazetesi yöneticileri ve yazarları tutuklandıktan sonraki dönemde Alev Coşkun ve Mustafa Balbay'ı temsilen bir milletvekilinin kendisini Silivri Cezaevi'nde ziyaret ettiğini belirterek, "Vakıfta yeni bir yönetim oluşmasını kabul etmemi, belli sayıyı geçmemek üzere isim önermemi, aralarında benim adımın da olabileceğini, eğer bu öneriyi ve çözümü kabul edersem en geç 1-2 haftada tüm Cumhuriyet tutuklularının serbest kalacağını söyledi. Tabii ki bu ahlaksız teklifi reddetmem gerekiyordu, ama bizim hapiste olduğumuzu ve bu konuda halen gazetede olan yönetici arkadaşlarımız ne derse onların kararına uyacağımı ifade ettim. Bir sonraki ziyarete gelişinde, gazetedeki arkadaşlarımızın -böylesi bir kirli pazarlığı mideleri kaldırmadığı için olsa gerek- kendisiyle böylesi bir öneriyi görüşmeyi reddettiklerini söyledi. Ben de, hararetle aracılık yaptığı öneriyi  hiç duymamış saymayı yeğlediğimi, bu konuda bir daha görüşmek için gelmemesini söyledim" açıklamasını yaptı.

Atalay Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, "Gecikmiş bir açıklama: Geçtiğimiz günlerde Halk TV’nin  patronu Cafer Tahiroğlu,  Twitter’dan bir paylaşım yaptı. Yakında yeni bir gazetenin yayınına başlayacaklarını ve gazetenin genel yayın yönetmeninin  Aykut Küçükkaya olacağını söyledi. Buna ilk tepkiyi  Ahmet Şık verdi. Aykut Küçükkaya’nın yakın geçmişte Cumhuriyet gazetesi genel yayın yönetmeni oluş sürecindeki tutumunu gündeme getirdi. Ardından Küçükkaya Şık’a yönelik cevap verdi. Tartışma ikisi arasında yürürken Cumhuriyet gazetesinin eski imtiyaz sahibi Orhan Erinç ve Küçükkaya’dan önceki genel yayın yönetmeni Murat Sabuncu da Ahmet Şık’ı doğrulayan ve Küçükkaya’nın o süreçteki tutumunu hatırlatan kısa paylaşımlar yaptı. Bendeniz de aynı dönemde, aynı gazetede yönetim kademesinde görev yapmış biri olarak ne yapmalıyım diye epeyce düşündüm. İç dünyamda derin bir tartışma yaşadım." ifadesini kullandı.

Atalay şunları kaydetti:

"Gazeteden ayrılmak durumunda kaldığımız Eylül 2018’den sonra yaşanan sıcak tartışmaların ardından bir ilke belirleyip, bundan sonra uzunca bir süre -eski yönetime yönelik ağır, incitici, haksız ve gerçek dışı ithamlara cevap vermeyi kaçınılmaz kılan zorunlu bir durum olmadıkça- o sürece dair artık bir değerlendirme, açıklama yapmayacaktım. İleride o süreçte yaşadıklarımızı, hatta becerebilirsem Cumhuriyet gazetesinde çalıştığım, çoğu yöneticilikle geçen uzun yıllarda tanık olduklarımı derli toplu yazmayı planlamıştım.

“KÜÇÜKKAYA’NIN GENEL YAYIN YÖNETMENLİĞİ DÖNEMİNDE GAZETEDE BİRÇOK DEFA BİZE DAİR AĞIR VE HAKSIZ İTHAMLAR OLDU”

Tabii ki, alacakaranlık gibi hepimizin üstüne çökmüş bu otoriter siyasi iktidardan ve siyasi, yargısal iklimden kurtulduktan sonra. Küçükkaya’nın genel yayın yönetmenliği döneminde gazetede birçok defa bize dair ağır ve haksız ithamlar oldu.

"GAZETE VE ÇALIŞANLAR ZARAR GÖRMESİN DİYEREK ÇOĞUNDA KAN KUSUP KIZILCIK ŞERBETİ İÇTİK"

Gazete ve çalışanlar zarar görmesin diyerek çoğunda kan kusup kızılcık şerbeti içtik. Küçükkaya’nın gazeteyi “kurtarma operasyonuna!!!” birlikte giriştiği ve beraberce yönetimi üstlendiği diğer arkadaşları ile anlaşmazlığa düşüp 3,5 yıllık birlikteliklerini bitirmesi, sonrası yeni yayınlanacak bir gazeteye genel  yayın yönetmeni olması esasen beni hiç ilgilendirmiyor.

Bu konunun doğrudan taraflarının, önerenlerin, destekleyenlerin tercihidir. Bununla birlikte “gazetecilik kahramanı”,  “Uğur Mumcu’ların, İlhan Selçuk’ların ruhunu taşıyan kişi” filan gibi yakıştırmalar yayılmaya  çalışılınca iki kelam etmenin ve bazı gerçekleri, yaşanmışlıkları paylaşmanın artık ahlaki bir gereklilik olabileceğini düşündüm. Böylece, hem saygıdeğer ve kıymetli arkadaşlarım Orhan Erinç ve Murat Sabuncu’ya hem de haklı bir soruyu gündeme getiren ama sorusu cevaplanmak, yerine kendisine “yalancı” denilerek ağır bir haksızlık ve itham yapılan Ahmet Şık’a naçizane bir katkı sunmuş olacaktım. Bu sabrınızın sınırlarını aşan uzun girişten sonra gelelim bir anekdota. Diğer yaşananlar sonraya kalsın.

“İMZA LİSTESİNİN BAŞINDA AYKUT KÜÇÜKKAYA VARDI”

Bir anekdot: Cumhuriyet gazetesi yöneticileri ve yazarları tutuklandıktan iki hafta, ben tutuklandıktan birkaç gün sonra gazetede çalışanlar arasından bir grup tüm çalışan ve yazarların %30-35’ine denk düşen sayıda yaklaşık 60 imzalı bir bildiri yayınlamış (bkz: aşağıda), bir örneğini havuz medyasından eskiden solcu bilinen sonradan ateşli iktidar savunucusu olan bir gazeteciye sızdırmış, bir örneğini de o dönem yaşı ve sağlık durumu nedeniyle tutuksuz olan vakıf başkanı Orhan Erinç’e vermişlerdi. İmza listesinin başında Aykut Küçükkaya vardı.

Büyük çoğunluğu hapse atılan çalışma arkadaşlarının serbest bırakılmasını talep ediyorlardı, demek isterdim. Ama öyle değil.  Talepleri farklıydı. Diyorlardı ki, ‘eski vakıf yöneticileri bir araya gelip ortak çözüm bulsunlar, ama bulunacak çözüm bizi de dikkate almalı, yeni oluşturulacak vakıf ve gazete yönetiminde bizden de birileri olmalı’.

Eski vakıf yöneticileri dedikleri, sonradan, “bunlar FETÖ’cü, bunlar PKK’lı, gazeteyi FETÖ ele geçirdi” diye Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğine ihbar mektubu göndermekte ya da ağır iftira niteliğindeki beyanlarını yaymakta beis görmeyecek ahlaki seviyeye ulaşmış olanlardı.

"ARABULUCULUK' YAPSIN DİYE SİLİVRİ CEZAEVİ'NE GÖNDERDİKLERİ KENDİ MEŞREPLERİNDEN BİR MİLLETVEKİLİ ZİYARETİME GELDİ"

“Arabuluculuk” yapsın diye Silivri Cezaevi'ne gönderdikleri kendi meşreplerinden bir milletvekili, hapisliğimin üç ya da dördüncü gününde cezaevine ziyaretime geldi. Söze, “Akın bey merhaba, ben …. milletvekili (X), buraya sayın ………..’nın yetkilendirmesi ile geldim” diye başladı.

"VAKIFTA YENİ BİR YÖNETİM OLUŞMASINI KABUL EDERSEM,  EN GEÇ 1-2 HAFTADA TÜM CUMHURİYET TUTUKLULARININ SERBEST KALACAĞINI SÖYLEDİ"

Hemen ardından hiç geçmiş olsun filan bile demeden direkt konuya girdi.  Elindeki bahsi geçen 60 imzalı bildiriyi göstererek,  kendisinin aynı zamanda Alev Coşkun ve milletvekili arkadaşı Mustafa Balbay’ı da bu konuda tam yetkiyle temsil ettiğini, vakıfta yeni bir yönetim oluşmasını kabul etmemi, belli sayıyı geçmemek üzere isim önermemi, aralarında benim adımın da olabileceğini, eğer bu öneriyi ve çözümü kabul edersem en geç 1-2 haftada tüm Cumhuriyet tutuklularının serbest kalacağını söyledi. Tabii ki bu ahlaksız teklifi reddetmem gerekiyordu, ama bizim hapiste olduğumuzu ve bu konuda halen gazetede olan yönetici arkadaşlarımız ne derse onların kararına uyacağımı ifade ettim.

"BİR SONRAKİ ZİYARETE GELİŞİNDE, GAZETEDEKİ ARKADAŞLARIMIZIN -BÖYLESİ BİR KİRLİ PAZARLIĞI MİDELERİ KALDIRMADIĞI İÇİN OLSA GEREK- KENDİSİYLE BÖYLESİ BİR ÖNERİYİ GÖRÜŞMEYİ REDDETTİKLERİNİ SÖYLEDİ"

Bir sonraki ziyarete gelişinde, gazetedeki arkadaşlarımızın -böylesi bir kirli pazarlığı mideleri kaldırmadığı için olsa gerek- kendisiyle böylesi bir öneriyi görüşmeyi reddettiklerini söyledi. Ben de, hararetle aracılık yaptığı öneriyi  hiç duymamış saymayı yeğlediğimi, bu konuda bir daha görüşmek için gelmemesini söyledim.

Bu görüşmenin benzerinin aynı milletvekili tarafından aynı günlerde Cumhuriyet davasından tutuklu birkaç arkadaşımızla daha aynı içerikte yapıldığını öğrenince rahatladım.

Yalnızca iki kişi arasında ispatı mümkün olmayan bir görüşme olmaktan çıkmasına sevindim.  Bu gerçek bütün yönleriyle anlaşılıp, ortaya döküldükten sonra bile bu ahlaksız girişimin sahipleri ile o bildiriye imza atan kimileri gazetede yönetim, makam, koltuk pazarlığı yaparak birlikte çaba göstermeye devam ettiler. Herkesin yakından bildiği, izlediği süreç sonunda da emellerine ulaşıp vakıf ve gazete yönetimini birlikte üstlendiler.  Çok daha fazlası var ama onlar daha sonra…"

NE OLMUŞTU?

TİP Milletvekili Ahmet Şık, Halk TV'nin basılı yayının başına eski Cumhuriyet Genel Yayın Yönetmeni Aykut Küçükkaya'nın getirilmesine tepki gösterdi.

Twitter'dan paylaşım yapan Şık, "Cumhuriyet gazetesine yönelik kumpasta Alev Coşkun’la birlikte Sarayın yalancı muhbiri, savcının yalancı tanığı olup iş arkadaşlarını koltuk sevdası uğruna hapse gönderen Aykut Küçükkaya mı İpekçi, Emeç, Mumcu’nun ruhunun taşıyıcısı olacak?" ifadelerini kullandı.

Halk TV'nin sahibi Cafer Mahiroğlu'nun, çıkarmaya karar verdikleri gazetenin başına getirildiğini açıkladığı Aykut Küçükkaya, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık'ın "muhbir" ve "yalancı tanık" iddialarına yanıt verdi. Cumhuriyet'te Haber Müdürlüğü'nün ardından getirildiği Genel Yayın Yönetmenliği'nden altı ay önce istifa eden Küçükkaya, Şık'ın Cumhuriyet davası süreci konusundaki iddialarına, bir savcılık belgesi eşliğinde karşılık verdi.

Küçükkaya, “Halk TV Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu, Türk basın dünyasına yeni soluk getirecek günlük basılı gazeteyi bana emanet ettiğini dün açıkladı. Bu görevi büyük bir onurla, gururla yürüteceğim… Mahiroğlu’nun açıklamasının ardından yıllardır yalan ve çamur çukurunda debelenen bir isim beni yine hedef aldı… Bugüne kadar kendisine hiç yanıt vermedim… Yanıt vermememin gerekçesi, “28 yıl emek verdiğim Cumhuriyet’teki tüm çalışma arkadaşlarımın çıplak gerçeği” bilmesiydi… Ancak 6 ay önce Cumhuriyet’ten istifa ettim… Ve artık yeni bir yola çıkıyorum… Bu yola çıkarken kimsenin 28 yıllık meslek hayatımı lekelemesine izin vermem…” ifadesini kullandı.