Adı Alev Alev ama ısısı düşük, seyirciyi yakmıyor

Alev Alev, bolca PR yapılan bir iş ama seyircide karşılıksız çıktı. Beni de sarmadı açıkçası…

Bizde her şey var. Işık var, ses var, görüntü-sanat yönetmenliği var, kurgu var, reji var, taş gibi oyunculuklar var ama bir şey yok. Nedir o? Hi-ka-ye! O yüzden Oscar’a Güney Kore filminden uyarlanmış işi gönderiyoruz, o yüzden adına yerli dizi diyerek önümüze ittikleri uyarlamaları izliyoruz. 

Seyirci gerekli uyarıyı verdi, verdi de anlayan yok. Uyduruk ya da uyarlama hikayelere sırt çevirip gerçek yaşam öykülerine sardı. Masumlar Apartmanı, Kırmızı Oda, Doğduğun Ev Kaderindir bu yüzden çok izleniyor.

Alev Alev de -hakkında çok iyi şeyler yazmayacağımı anladınız bence- o uyarlama hikayelerden biri. Çözdükçe karışan bir entrikalar yumağı, İsmi yüzünden aklıma hep o Tarık Akan’lı, Gülşen Bubikoğlu’lulu Yeşilçam filmini getiren dizi aslında Le Bazar de la Charité  (Alevlerin Ardından) dizisinin yerelleştirilmiş hali. Orijinali 8 bölümlük bir dönem dizisi, Netflix’te var, politik bir fonu da olan nefis bir iş!

Netflix’in dizisi tarihte yaşanmış gerçek bir hikayeden esinleniyor. Yağmur Bali, araştırıp medium.com’dakisayfasında yazmış, olay şöyle; 1885 yılında Paris’te Fransız Katolik aristokrasileri tarafından düzenlenen Le Bazar de la Charité, ihtiyaç sahiplerinin yararına çeşitli ürünler satan ve toplumun yüksek kesimlerini bir araya getiren yıllık bir yardım etkinliği. 1897'de etkinlik, Paris’in 8. bölgesindeki rue Jean Goujon’da bulunan boş bir alana taşındı. Bu alan yeniden düzenlenerek büyük bir ahşap bina inşa edildi.

4 Mayıs 1897 öğleden sonrasında, 4 gün sürmesi planlanan etkinliğin ikinci gününde, elektrik yerine eter ve oksijenden oluşan bir sistem kullanan projeksiyon makinesi alev aldı. Yangın daha sonra ahşap bina içinde hızla yayılmaya başladı. Bina yapılırken yer kazanmak için birçok çıkış kapısının kapalı olması ve çıkışların kesin olarak işaretlenmemiş olması, içerdeki insanların daha çok panik olmasına ve çıkış yapılan iki kapının sıkışmasına neden oldu. Çoğunluğu kadınlar ve birkaç çocuk olmak üzere 126 insan yangında yanarak ölüyor, (rakamlar kaynaktan kaynağa değişebiliyor.) 200'ün üzerinde insan ise yaralanıyor.

Büyük bir trajediden beslenen Le Bazar de la Charité dizisinin her bölümü nefis, o yüzden uyarlama yapılacağını duyduğumda umutlanmıştım ama yine heves ve kursak meselesi.

Bizim alevli dizimiz ise oyuncularıyla AB grubu seyirciyi tavlama hevesinde olan ama prodüksiyon olarak total’e hitap eden bir iş. Orijinalinin yanına yaklaşamaz. O çoktan bıktığımız entrikalı intikam alma hikayelerinden birine sadece iki bölümde dönüşüverdi.

Alev Alev, kadın seyirci odaklı bir iş ama söylemi tutucu. Dizide yoğun bir şekilde hissedilen zenginlik öfkesi karakterlerin tek boyutlu karikatür tiplere çevirmiş. Bir zamanların Yeşilçam’ındaki gibi; iyi çok iyi, kötü çok kötü, zengin çok kötü, fakir çok iyi… İlk bölümün güçlü bir reytingi yoktu, bu bölüm de yerini korudu ama çıkış yapamadı. Devam edecek kadar reyting alıyor ama kadro büyük, yapım pahalı. Ömrü bu sezonla sınırlı olacaktır diye düşünüyorum. Orijinali bir mini dizi, oradaki 8 bölümlük malzeme bitince bizim senaristler buz patenindeki acemi gibi yazmaya başlarlar ne de olsa. Onun emareleri şimdiden görülüyor.

Yayınlanan 2 bölümde de türlü saçmalıklar var. İlk bölümdeki o çok övülen yangın sahnesinin fukaralığını orijinal diziyi izlediğinizde anlıyorsunuz. Ortada iyi bir şey olsa öveceğim ama gece yarısından sonra ATV’de yayınlanan 3. sınıf Hollywood işlerinde bile çok daha iyilerini gördüğüm bir şeye tav olacak değilim. Hele de o yangında düşüp kaçışan insanların ayaklarının altında kalan oyuncunun “tırnaklarım kırılmasın” telaşı yok mu! Bir çuval inciri berbat etmişler.

2. bölümde de bir makyaj çalışması gördük, daha doğrusu yangında suratımızın feci şekilde yanabileceğini ama kirpiklerinize bir şey olmayacağını. Yahu, bir şeyi de doğru yapın lütfen! Denizi geçip derede boğulmuşlar yine…

Alev Alev, bolca PR yapılan bir iş ama seyircide karşılıksız çıktı. Beni de sarmadı açıkçası… Her hafta saatler boyu birbirinin kuyusunu kazan tipleri (karakter değil gerçekten tipler) izlemek istemiyorum. Dün Netflix’te başlayan Bir Başkadır dizisi sektör için yine umutlandırıcı reçeteler içeriyor. Yamalı bohçaya benzeyen uyarlama işler artık seyirciyi sarmıyor, orijinal ve güçlü hikayelere ihtiyaç var.

Uzun lafın kısası; dizinin adı Alev Alev ama ısısı düşük, hiçbir yer yanmıyor!

Murat Tolga Şen – murattolga@gmail.com