İki Lafın Beli
16 Mayıs 2017 10:32 Son Güncelleme: 23 Kas 2018 22:41

Abdurrahman Dilipak'tan mahalledeki kavgaya bomba yorum: Kimse kimsenin sesini kısamaz!

Yeni Akit Yazarı Abdurrahman Dilipak, Medyaradar’dan Alev Gürsoy Cimin’e bomba açıklamalarda bulundu. Atatürk’e yapılan saygısızlıktan, FETÖ ve iktidara yakın gazeteciler arasındaki kavgaya kadar çok çarpıcı açıklamalarda bulunan Dilipak’ın sözleri çok ses getirecek

Abdurrahman Dilipak'tan mahalledeki kavgaya bomba yorum: Kimse kimsenin sesini kısamaz!
Hem nalına hem mıhına…

Kendi mahallesini de, komşu mahalleyi de… Yakınını da uzağını da eleştiriyor. Adalet ve hukuk diyor…

Atatürk’e yönelik tartışmalar için de herkesi edebe davet ediyor, eleştiri olur ama iftira, yalan asla diyor…

FETÖ ile mücadele konusunda hala iyi bir mesafe kat edilemediğini düşünüyor ama umutlu, bitecekler diye de ekliyor. Seçimleri işaret ediyor…

Mahalledeki kavga için de sert konuşuyor. Doğru bulmuyor, kraldan çok kralcılar var diyor. AK Parti’ye en çok bunlar zarar verir diyor… Ve daha aslında çok şey söylüyor…

Bu haftaki konuğum Yeni Akit’in kalemi keskin yazarlarından Abdurrahman Dilipak.

Gündeme dair pek çok konuyu kendisiyle masaya yatırdık. Sözleri bir hayli çarpıcıydı. Şimdi yüksek müsaadenizle ben aradan çekiliyor, sizleri Dilipak ile baş başa bırakıyorum. Güneşli güzel günler dilemeyi de her zamanki gibi ihmal etmiyorum. Yeni sloganım: ‘BASIN’ öne eğilmesin, hadi sağlıcakla kalın
 
RÖPORTAJ: ALEV GÜRSOY CİMİN
Twitter:gazetecialev
Mail: alevgursoy2008@gmail.com

 
ELEŞTİRİLEBİLİR AMA İFTİRA VE YALAN YANLIŞ”

 
Son günlerin en büyük tartışmalarından biri Atatürk ve ailesine yönelik çirkin hakaretler. Bu konuda sizin fikirlerinizi bir hayli merak ediyorum. Önce TV Net'te yayınlanan "Derin Tarih" isimli programda Atatürk'e hakaretler edildi. Ardından da  Nur Cemaati'nin 'Okuyucular' kolunun 'hocalarından' olduğu belirtilen Hasan Akar'ın Atatürk'e yönelik skandal sözleri. Siz nasıl okuyorsunuz bu hakaretleri ya da nasıl okumalı?
 
Bir kişiye yapılan bir haksızlık, bütün bir topluma yöneltilmiş bir tehdittir. Kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi başkasına yapmayalım. Bir topluluğa yönelik öfkemizin bile bizi onlar hakkında haksızlığa sevk etmemesi gerekir. Haklı olmak, kimseye başkasına haksızlık etmek hakkı vermez. Hiç kimsenin hiç kimseye hakaret etme hakkı yoktur. Eleştirebilir, suçlayabilirsiniz. Ama iftira, yalan, galiz söz asla olmamalı.
 
“BELDEN AŞAĞI VURUŞLAR ASLA KABUL EDİLEMEZ”
 
Bu isimlerin tarihçi sıfatıyla çıkıp da ekrana seversin sevmezsin ama ülkenin kurucusu olan lideri ve ailesi hakkında bu kadar çirkin sözler sarf etmesi kabul edilebilir bir durum mu? Eleştiri yapılabilir fakat  herkesin tepkisini çekecek bu sözleri anlayabilmek mümkün değil, dertleri ne sizce?
 
Eleştirinin şiddeti söz konusu olan iş ve sözden duyulan acıyla orantılı olacaktır. Yaygın bir tecavüz karşısında toplumsal aktörlerin genişletilmiş eleştiri hakkından da söz edilebilir. Bunlar şok edici ve alışılagelmişin dışında da olsa bile, temel hukuk ilkelerinin dışına çıkamaz. Suçun şahsiliği esastır, bir söz ve fiilden dolayı anne-baba, eş ve çocukları gibi kişilerin hedef alınmaması, ahvali şahsiyeye müteallik konuların toplum önünde tartışılmaması gerekir. Zira atılın tasfiri saf zihinleri idlal edebileceği gibi, bir şeyin bazan “şüyuu vukuundan beter” hale de gelebilir. Hele hele bazı tartışmaların belden aşağı vuruşlarla, ağız dalaşına dönüşmesi kabul edilemez.
 
“DİĞERLERİ YAPINCA SUÇ DEĞİL, ONLAR YAPINCA MI SUÇ?”
 
Siz bu isimleri tanıyor musunuz ve onlarla ilgili ne düşünüyorsunuz?
 
Tutuklanan kişilerle ilgili özel ve yakın bir ilişkim yok. Ne düşündüğüme gelince yukarıdaki genel çerçeve yanında, söylenen sözler başkaları tarafından söylenince ya da başka yayın organlarında yazılınca suç olmuyorsa, bunu bunlar söyleyince niye suç oluyor, onu anlamak mümkün değil. Evin hanımı kırınca “hayırdır inşallah” diyenler, evin hizmetçisi kırıNca kör müsün” diye çıkışmamalı. Bazı sözler daha önce Hürriyet ve diğer medyada yayınlanmış. O zaman suç olmuyorsa şimdi niye suç oluyor? Bu sorunun da cevabının verilmesi gerek.
 
 “ÖLÇÜLÜ VE ADİL OLMAK GEREK”
 
Sizin de zaman zaman Atatürk’e eleştirileriniz oluyor, ama bu sözler eminim tepkinizi çekmiştir.  Bu kadar rahatlığı nereden buluyorlar, önceden Atatürk’e söz etmek için insanlar bin kez düşünürdü?
 
Sözün üslubu, zamanı ve zemini de önemli.  Ne dediğimiz kadar, o sözün nasıl anlaşıldığına da dikkat etmemiz gerek. Dahası, o sözün birileri tarafından nasıl kullanılacağına da dikkat etmek, ölçülü ve adil olmak gerek.
 
 “ALLAH’I, PEYGAMBERİ, LİDERLERİ KORUMA KANUNU DİYE BİR KANUN OLMAZ”
 
Atatürk’ü Koruma Kanunu vardı ama şimdilerde bunu çok da umursayan yok bir de Atatürk’e hakaret etmek neredeyse moda oldu, bunu neye bağlamalıyız?
 
Koruma kanunu doğru değil. O o günlerde bir komplonun ardından gündeme geldi. Temel hukuk ilkelerine aykırı. Allah’ı, Peygamberi, liderleri koruma kanunu diye bir kanun olmaz. Kimse kimseye hakaret etmesin. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana zalime karşı olalım. Kural bu
 
Ben size Atatürk dersem bana neler söylersiniz?
 
Anlamadım derim. Atatürk hakkında ne düşündüğümü soruyorsunuz. Bu konuda benim “Bir başka açıdan Atatürk” diye bir kitabım var. Orada düşüncelerim var.
 
Kitabınızı merak ettim, en yakın zamanda okuyacağım. O halde şöyle sorayım, eleştirilerin hiç haklı bir tarafı var mı?
 
Eleştiri eğer makul bir eleştiri ise, eleştiriyi yapana göre bir haklı tarafı vardır. Benim eleştirdiğim bir şey bir başkası için zorunlu bir siyasi tercih de olabilir. Haklı bir eleştirinin üslub sorunu da olabilir.
 
“YÜZDE 58 BEKLİYORDUM”
 
Gelelim 16 Nisan’a. Çok önemli bir tarihten geçtik. Referandumla devam edelim, ardından asıl konumuz medyaya geleceğim. Aylarca konuştuk, tartıştık ve Türkiye sandığa gitti. Referandumda 48 buçuğa 51 buçuk gibi başa baş bir sonuç çıktı. Siz nasıl bir sonuç bekliyordunuz ne çıktı?
 
Başlangıçta 53 bekliyordum. Hollanda skandalı ve Doğu-Güneydoğuda HDP’deki çözülmeyi görünce, Erdoğan’ın araziye çıkması, Kılıçdaroğlu’nun bilinen gafları sonrası %58 e kadar bir beklenti oluştu.
 
Referandumla halk siyasi partilere sizce nasıl bir mesaj verdi?
 
Evet, ama yetmez. Evet ama kendine dikkat et! MHP’de köprünün altından çok sular aktığı anlaşılıyor.
 
AK Parti’yi bu referandumun ardından ne bekliyor sizce?
 
Değişim, yenilenme.
 
Bu tarihle birlikte yeni bir Türkiye beklentisi içerisine girmek doğru mudur, sizce bu yeni sistem neler değiştirecek, neleri koruyacak, neleri silecek?
 
Yeni bir dönem. Ama bu bir başlangıç. Devam edecek. Kaldı ki, zaten 19.YY sonunda oluşan kavram ve kurumlarla 21.YY açıklamak mümkün değil. Türkiye’de, bölgede, dünyada çok şey değişecek. Türkiye’de gelişmeler doğru yönde ileri doğru. Çalkantılı bir denizde, doğru yönde, ileri doğru yol alıyoruz.
 
“MEDYADA, SİYASETTE, BÜROKRASİDE HALA ETKİNLER”
 
15 Temmuz’un yıldönümüne de iki ay kaldı. FETÖ soruşturmaları, operasyonlar hala devam ediyor. Sizce FETÖ ile mücadele tam anlamıyla yapılabildi mi?
 
İyi bir başlangıç yapıldı, ama işler beklendiği kadar iyi gitmiyor. Bunlar Medya, sermaye, siyaset, bürokrasi, STK içinde  hala etkin konumdalar. Sanırım biraz zamana ihtiyaç var. Bugün parti ele alınıyor. Ardından yerel yönetim ve siyaset.
 
“PARLAMENTO ARİTMETİĞİ BAZI OPERASYONLARA İZİN VERMİYOR OLABİLİR”
 
Mesela işadamlarından tutun,  memurlara, baklavacılara kadar uzadı bu operasyon ama bazı kesimler, bu konuda doğru mücadele verilemediğini ve asıl inlere hala girilmediğini söylüyor. Siz ne düşünüyorsunuz? Mesela siyasilere hiç sıçramadı diyenler de var? Hiç mi siyasetin için de FETÖ‘cü yoktu diyenler de tabii.
 
Evet. Konjonktürden kaynaklanan sorunlar var. Sanırım seçimleri beklemek gerek. Siyasi dengeler hassas. Parlamento aritmetiği bazı operasyonlara izin vermiyor olabilir. Bir de domino etkisi ayrı bir konu.
 
Topbaş’ın damadının serbest bırakılması da bir hayli tartışılıyor? Hatta at izi it izine karıştı, onca memur, bu işte suçu olmayanlar bile meslekten atılırken tutuklanırken bu adalette çifte standart diye yazan yazarlar oldu?
 
Evet, ciddi bir sorun. Ama sanırım önümüzdeki günlerde süreç daha da hızlanacak. Bu yapı ilginç bir yapı. Birine dokunuyorsunuz, ses başka yerden geliyor.
 
“YA O GİDECEK YA DİĞERİ”
 
Bazı belediye başkanlarının bu süreçte ismi bir hayli tartışıldı, bunların başında İBB Başkanı Topbaş geliyor, gazeteci  Fatih Tezcan’ın bu konuda sürekli ortaya attığı ilginç iddialar ve suçlamalar da var…
 
Ben diyorum ki, ya Topbaş ya Tezcan gidecek. İddialar doğru ise Topbaş, yalansa Tezcan. Bu iddialar ortada iken kimse hiçbir şey yapmadan öyle bekleyemez. Bir insana yapılan haksızlık bütün bir topluma yöneltilmiş bir tehdittir.
 
 “Kim FETÖ’cü, kim değil, ilk bakışta hemen anlayamazsınız. Sabah akşam FETÖ’ye lanet okuyan, FETÖ’cü diye deşifre olan birini acımasızca infaz eden biri de FETÖ’cü olabilir” diyordunuz, hakikaten de öyle bir sürçten geçiyoruz, bunu nasıl aşacağız?
 
Bu aynı zamanda bir istihbarat savaşıdır. Karşınızda CIA, MOSSAD, MI6, Tapınak şövalyeleri var. Öğreniyoruz. Düşünsenize Marksist olduğunu söyleyen PYD gibi bir örgütün karargahında Amerikan bayrağı var. Amerikan askerinin kolunda PYD arması. DHKP-C Militanı Fahriye Erdal NATO’nun komuta merkezinin olduğu bir şehirde korunuyor.
 
“AK PARTİ İÇİNDEKİ AĞAÇ KURTLARINDAN KURTULMALI”
 
Bu süreçte AK Parti’ye yönelik eleştirileriniz nedir?
 
AK Parti, değişen şartlara uyum performansını artırmalı. İçindeki ağaç kurtlarından kurtulmalı. Yeni bir medeniyetin, yeni bir uluslararası düzenin inşasından söz ediyorsanız, sadece Türkler ya da Müslümanlar değil, bütün insanlığın hayrına olacak, onlara gelecek vadeden bir projenizin olması gerek. İttihat yanında İttifak ve itilaflar kurmanız gerek.
 
Peki ya nasihatleriniz? Ne yapılırsa daha iyi olur iktidar için diyebileceğiniz önerilerinizi merak ediyorum…
 

Adalet, barış özgürlük. Siyasetin sacayağı bu. İşi ehline vereceksiniz. Ehliyet ve liyakat esas olacak. Katılımcı, çoğulcu, Şeffaf bir yönetim. Buna talep var. İradede ama birileri iktidarın gücünü kendi siyasi emelleri ve şahsi menfaatleri için kullanmak isteyecektir. Bunlara karşı dikkatli olmaları gerek.
 
“TAKİYECİ, MÜNAFIK KARAKTERLİ…”
 
Medya kısmı da hayli tartışılıyor. Mesela içerideki gazeteciler gerçek FETÖ’cü mü değil mi, kimler orada olmayı hak ediyor, kimler hak etmiyor bu çok tartışılıyor?
 
Bu yapı, Medya, Mafya, sermaye, siyaset, bürokrasi, STK, herkesin olduğu bir yapı. Takiye’ci, münafık karakterli. Pragmatik, teolojinin arkasında esoterik bir dünya saklı.
 
“KADROLARINDA ŞEYH’DE VAR FAHİŞE DE”
 
Mesela Altan kardeşler, Nazlı Ilıcak ile Kadri Gürsel ve Ahmet Şık’ın aynı dava kapsamında cezaevinde olması çok absürt değil mi?
 
Evet, bu yapının içinde herkes var. Ajan karakterli bir topluluktan söz ediyoruz. Kadrolarında Şeyh’de var fahişe de. Tuncay Güney İsmailağa’da  sarık sarıp cübbe ile dolaşıyorken, Sisi ile Kalkancı tarikatını örgütlemeye çalışıyordu. BÇG için Tarikat örgütlerken Samanyolunda çalışıyor ve FETÖ ye hizmet ediyordu. Susurluk’ta Ülkücü Çatlı, Alevi sosyalist Kocadağ, DYP’li Zaza Bucak ve manken kız Gonca Us bir aradaydı. Bu yapılar böyledir.
 
Geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet internetin başındaki Oğuz Güven’in bir haber başlığı yüzünden gözaltına alınıp ardından tutuklanmasını da sormak isterim…
 
Yargıya intikal etmiş bir konu. Kim olursa olsun suç işliyorsa ve suçu sabitse cezalandırılabilir.. Bu konu basında tartışılmaya devam ediyor. Suçlayanlar, suçlananlar var. Yapılan yayına ilişkin toplumda tepki de var. Oğuz Güven, Cumhuriyet.com.tr'de yer alan "İlk FETÖ iddianamesini hazırlayan Başsavcı Mustafa Alper'i kamyon biçti" başlıklı haber gerekçesiyle gözaltına alınmıştı.  Suçlama terör propagandası yapmak. Toplumun hassas olduğu bir konu.
 
“O GAZETECİLER AK PARTİ’YE ZARAR VERİYORLAR”
 
Referandumun ardından AK Parti’ye yakın medyada adeta bir hesaplaşma başladı. Pelikancı’lar, İslamcı’lar, Reis’ci Muhafazakarlar, İslamcı Reis’ciler, hocacılar (Ahmet Davutoğlu),  Gül’cüler (Abdullah Gül) şeklinde bir bölünme var gibi görülüyor ve herkes birbirini garip şekilde suçluyor, neler oluyor, dışarıdan baktığınızda ne görüyorsunuz?
 
Kendini iktidara yakın görenler, iktidarı ele geçirmek isteyenler, iktidarı köşeye sıkıştırmak isteyenler, AK Parti çevresindeki dindarlar, liberaller, gelenekçiler, pragmatikler herkes kendine göre partiyi ötekilerin elinden kurtarmak istiyorlar gibi bir görüntü oluşturmaya çalışıyorlar sanki. Bütün bu “cı”lar partiye zarar veriyor sonuçta. AK Partili ve AK Partici, akıllı ve akılcı, Müslüman ve Müslümancı olanlar aynı kaynaktan beslenseler bile aynı kimliği taşımıyorlar. Haktan yana olmak gerek. Adil olmak gerek. Bir takım lobiler çevresinde sureti haktan gözükerek partiye sızmaya ve/veya ele geçirmeye çalışanlara karşı da dikkatli olmak gerek.
 
“KRALDAN ÇOK KRALCILAR VAR”
 
Tabi bir de, bir zamanlar aynı dalda olup da aynı daldan düşüp ayrılan meslektaşlarımız. Tırnak içinde  söylüyorum bunu “yandaş medya” içerisinde dillendirilen bir kavga. Yenişafak’çılar ayrı Karar’cılar ayrı, herkes birbirine ağır sözler sarf ediyor ardından da Cumhurbaşkanı ve Başbakan’a birbirilerini şikayet ediyor. Ne düşünüyorsunuz?
 
Kraldan fazla kralcılar var. İktidarı kendine yanına almak ve kendi karşısındakilere kaptırmamak ve hatta onlara karşı kullanma gayretinde olanlar olabiliyor. AK Partililerin birbirine karşı kazanacakları bir zafer yok, birlikte kazanacakları tek zafer var.
 
“O KAVGA AHLAKİ DEĞİL”
 
Gazetecilerin Erdoğan, “en çok hangimizi seviyora ve hangimizi destekliyora” kadar vardırdığı bu kavga etik mi, meslek açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Doğru değil. Şık değil, ahlaki değil… Faydalı değil...
 
“İŞ TETİKÇİLİĞE, TRUVA ATINA DÖNMEMELİ”
 
AKP'ye yakın Cem Küçük TGRT Haber'de katıldığı televizyon programında Kemal Öztürk, Akif Beki, Sibel Eraslan dahil bir çok isme yüklendi. Küçük programda "Sibel Eraslan, davaya tek katkın yok" dedi. Gazetecilik bir dava işi midir kamu işi mi, bunu son yıllarda karıştırır olduk?
 
Yazarların bir davaları vardır. Gazetelerin de ama habercilerin adil olmaları gerek. Bu iş rakiplerine karşı tetikçiliğe dönmemeli. Bir Truva atına dönmemeli. Basın, Hakkın ve halkın gören gözü, işiten kulağı, haykıran sesi olmalı. Ama! Küçük olayı talihsiz bir olay.. Olmamalı idi. Şık değildi.
 
Cem Küçük’ün Mavi Marmara’ya ilişkin sözleriyle de büyük bir tartışma başlamıştı, bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?
 
Gereksiz, anlamsız, hem üslup, hem muhteva itibarı ile yanlış, gerçek dışı bir durum. Keskin sirke küpüne zarar verir.
 
“KİMSE KİMSENİN SESİNİ KOLAY KOLAY KISAMAZ”
 
Başbakan Binali Yıldırım iktidara yakın bu gazetecilerin kavgasının ardından, “Ter dökmeden kimse AK Parti adına racon kesemez, kusura bakmasın. Kesiyorsa, onların sesini kesmesini de biliriz” açıklamasında bulundu. Bunu herkes kendi tarafından okudu, bizi destekliyor şeklinde…
 
Parti adına elbette yetkililer konuşur ama o partiye oy verenlerin de partileri hakkında söyleyecek sözleri vardır. Bu arada kimse kimsenin sesini kolay kolay kısamaz. En azından bu çok kolay değil. Elbette hukuka ve ahlaka aykırı bir durum varsa o da hukuk yoluyla ve toplumun vicdani kanaati çerçevesinde hak ettiği cevabı alır. Siyasi ve idari kararlar, bazen tartışmayı daha da şiddetlendirir. O zaman da şüyuu vukuundan beter bir hadiseye dönüşür.
 
“VAHŞİ BİR ORMAN GİBİ…”
 
Twitter denen mecrada AK Partililik adına, özellikle Reisçilik adına bazı isimler çok ağır hakaretlerle bazı isimlere saldırıyor. Twiter daki bu yaşananlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
Sosyal Medya vahşi bir orman gibi. Kim kimdir belli değil. Sosyal Medyada bir sürü Trol var. Kimi zaman sanal kişilikler üzerinden topyekûn saldırılar gerçekleştiriyorlar. Bütün bu yaşananlar sosyal medyanın sefaletini gösteriyor ve sosyal medya bu tavrı ile bindiği dalı kesiyor.