56. Altın Portakal - Dönüşüm Skandal Olacak!

Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl 56’ncısı düzenlenen Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu. Medyaradar'ın usta sinema ve televizyon yazarı Murat Tolga Şen festivali değerlendirdi.

Manşeti, Twitter'da takipleştiğimiz sevgili Asu Maro'dan çaldım. Pazartesi gidip dün döndüğüm 56. Antalya Altın Portakal Film Festivali maceram sona erdi ama ödül töreninde yaşananlar bu festivalin tartışmasının önümüzdeki günlerde de süreceğinin habercisi... Neler oldu Antalya'da gelin bir bakalım.

Festival Yapmak Sinema Yapmaktan Daha Pahalı!

Bu yıl hem Adana hem de Antalya'da hissettiğim üzere, bütçesizlik sinemacılarımızı pençesine almış ve bu da onların neredeyse öğrenci filmi kıvamında işler çıkarmalarına yol açıyor. Sinemasal bir cesaret örneği olarak görülen ve ödüllendirilen Aidiyet aslında bütçesizlik yüzünden neredeyse sesli kitaba dönüşmüş bir işti. Bu festivalde de pek çok filmde bu zafiyeti gördüm. Bir yerlerden doğrulatmak isterim ama sanırım Altın Portakal'ın bütçesi, festivalde yarışan filmlerin toplam maliyetinden fazla. Bu size de acıklı gelmiyor mu?

İşin özeti; bütçesizlik bağımsızların belini bükmüş. Üretme gayretindeler ancak görülüyor ki hiçbiri kafasındaki filmi çekememiş. Yaratıcı ruhlar için acı verici bir deneyim

Peki, Altın Portakal Özüne Dönebilmiş mi?

Altın Portakal'ın bu yıl ki mottosu "öze dönüyoruz" oldu. Menderes Türel döneminde yapılan değişiklikleri bir bir geri aldılar. Festivalin sembolü olan heykel eski formuna döndürüldü. Altın Portakal yeniden ödülün değil festivalin de adı oldu ve en önemlisi, bir önceki yönetimin siyasi endişeler güderek aldığı sansürcü bir kararla kaldırdığı (ve festivalde görev alan sektör insanlarının gıkını çıkarmadığı)  "ulusal yarışma" festivale geri döndü.

Evet, bu haliyle festivalin özüne döndüğü öne sürülebilir ama bu hangi öz? Altın Portakal 56 yıllık bir gelenek. Menderes Türel'den önceki, Mustafa Akaydın dönemindeki şema bu festivalin özünü ihtiva ediyor mu? Daha doğrusu Altın Portakal'ın en doğru reçetesi nereden, hangi zaman diliminde? Altın Portakal bir zamanlar halk festivaliydi, bu festivalde halkın da izlediği/izleyeceği filmler gösteriliyor, yarışıyordu. posterdeki Türkan Şoray bir halk sineması figürü/yıldızıdır. Çöpçüler Kralı'nın en iyi senaryo ödülünü aldığı bir festivalden komedi türünün neredeyse hepten dışlandığı festivale giden süreçte özün değiştiğini de görmek gerek. Ne yazık ki ulusal sinemamızı yarıştıran festivaller, hiç de "ulusal" olmayan bazı kulüplerin oyun parkından ibarettir. Direktörlere, danışmanlara, jürilere bir bakın, anlayacaksınız.

Antalya Günah Çıkarıyor!

Son iki yıldır olmayan ulusal yarışma gümbür gümbür dönmüş. Yarışan filmler zayıf ama ekiplerin festivale ilgisi muazzam. Bir filmin gösteriminden önce ekip sahneye davet edildiğinde 20 kişi podyuma çıkıyor! Bu yıl bütçemiz kısıtlı denmesinin sebebi de sanırım bu. Festival kendini affettirebilmek için film ekiplerinden kim gelmek istiyorsa çağırmış, kısıntıyı yine sinema yazarlarından yapmış. Gerçi bir sürü gereksiz kalem oradaydı, onu nereye göre ölçtüler biçtiler anlamak mümkün değil!

Festivali nasıl alırsınız, yarım mı yoksa tam mı?

Bu kulübe üye olanların filmlerinin yarıştığı, sinema yazarlıklarının onaylandığı geri kalanın ise görmezden gelinerek ya yarım ya da hiç çağırılmadığı bir festivalin özüne dönerken bir yerlerde takılıp kaldığını düşünüyorum. Festivalin sinema yazarlarıyla iletişimi sıfırdı. PR'la ilgilenen arkadaşı göremedim bile... Birand Yapım'ın elindeyken bu işler çok daha düzgün yönetiliyordu. Bu yıl hiç olmamış!

Ve yine film ekiplerine, jüri üyelerine, eski Yeşilçam oyuncularına, magazincilere, televizyonculara bey, sinema yazarlarına maraba muamelesi yapıldı. Nazi kampı tadındaki, kimsenin giremediği çıkamadığı interneti bile olmayan bir otelde "yarım"  konaklamak durumunda kaldık. Çektiğim bir sürü video yayınlayamadan tedavülden kalktı ama tüm bunları unutturacak olan şey başkaydı!

Altın Portakal'ın Ödül Töreni mi yoksa Carrie'nin Final Sekansı mı?

Dün gece festivalde yarışan filmlere 17 dalda dağıtılan ödülleri 11 dalda kazanan Bozkır filmi Türk sinemasının yeni mucizesi mi? Asla!

Ama jüri başkanı Zeki Demirkubuz öyle demiyor, açıklamasını ekliyorum.

“Bütün kararları oy birliği ile aldık. Her ödülü tek tek tartıştık, hepsini ayrı ayrı ele aldık. Küçük büyük demedik, hiç eyyam yapmadık. Para pul konuşmadık. Ulufe dağıtmaya kalkışıp kimseye saygısızlık yapmadık. 10 film izledik. Bir bölümünü kendimize hiç yakın hissetmedik. Bazılarına saygı duyduk. Bazılarını sevdik. Ama birine hayran olduk. Sinemanın devlet ve hükümet tarafından değişik yöntemlerle evcilleştirilip ehlileştirilmeye; muhalif olduğunu söyleyen bazı güruhlar tarafından ucuz eleştirinin, gündelik siyasetin nesnesi haline getirilmeye çalışıldığı, kısacası tutanın elinde kaldığı, şu günlerde, bizlere yaşamın doğasını, geçmişi, geride bıraktıklarımızı, ölümü, mezarlıkları hatırlatan, bir parça olsun kendimize gelmemizi sağlayan, zamanın ruhunu hissettiren, hakikatin izini süren aşkın bir film izledik. Gözlerimiz yaşardı, boğazımız düğümlendi ve çok heyecanlandık. Öyle bir filmdi ki, biraz daha sürse Anton Çehov’un dediği gibi “Neredeyse neden yaşadığımızı anlayacaktık”

Üzülerek ve altını çizerek yazıyorum. Ortada Zeki Demirkubuz'un bahsettiği gibi bir film yok ve bir film neden bize ölümü hatırlattığı için kıymetli, anlayamadım. Sanat hayattır, bu ülke insanı hayatı hatırlamak istiyor. Sağı solu her yanı ölüm zaten. Kusura bakmayın ama o eser bu övgünün altında ezilir ve en acıklısı; Ali Özel bundan itibaren Zeki Demirkubuz'un kayırdığı sinemacı olarak anılacak ve sırf bu yüzden dışlanacak. Aidiyet, Bozkır... Hakketmedikleri ödülleri alan acemi işi filmler. Bu işlerin yaratıcıları kendi aralarında yeni bir aidiyet duygusu oluşturacak ve Türk sinemasında kimsenin (seyircinin) girmediği karanlık, küf kokulu bir oda daha açılmış olacak. Olacağı bu işte...

Ağır bir eleştiri yapıyor ve "bu filmleri birkaç yıl sonra kimse hatırlamayacak" diyorum. Son 5 yılın festivallerinden kaç tane film var aklınızda, düşünün anlayacaksınız. Bu filmler vizyona girmeyecek, girse de izlenmeyecek. O zaman da hemen "halk sanattan anlamıyor" mazeretine sığınılacak. Üretim var ama eser maalesef...

Açıklama metnindeki eleştirilere ise yürekten katılıyorum. Defalarca yazdığım üzere Türk ulusal sineması bakanlık destekleriyle evcilleştirilmiş ve bazı kulüpler tarafından muhalif sinema sakat bırakılmıştır. Festivallerde yıllar boyunca izlediğimiz manzarayı güzelce çizmiş usta yönetmen ancak bu kararların kişisel bazı hesaplaşmalar alındığını düşünmeden de edemiyorum.

Sırf Bozkır'a daha çok ödül gitsin diye festival şartnamesindeki iki maddenin üst bir maddeye dayandırılarak geçersiz kılınması da bir başka skandal. Jürilerin canları hangi kararı isterse onu alabileceğini de öğrenmiş olduk.

Mesele sadece Bozkır'dan da ibaret değil. Komedi oyuncusu ya da sosyal medya fenomeni olarak gayet başarılı olan Aslı İnandık'ın "En iyi yardımcı kadın oyuncu" ödülünü alacak bir performans çıkardığını düşünmüyorum.

Sanırım, festival jürisinin yapısının yeniden kurulmasının zamanı gelmiş. Festivalin izleyici ödülünü alan Bilmemek, bu işi seyirciye bırakmanın daha doğru olduğunu işaretler gibiydi.

Ne Olacak Bütün Bunlar, Bütün Bunlar Ne Olacak?

Bakanlık destekleri, festivaller, ödüller... Hepi topu birkaç bin kişinin seyredeceği filmler etrafında oluşan korkunç bir israf. Biri bu düzeneğin seyirci başına maliyetini açıklasın lütfen! Ve ne yazık ki Türk sineması Nuri Bilge Ceylan'dan ibaret. O kazanınca festival sinemacılarının hepsi de kazanmış sayılıyor. Bu gerçek bir lüks ancak görülüyor ki daha ilk filmini çeken sinemacılar bile bu lunaparkta eğlenmeyi seviyorlar. Girdikleri andan itibaren asla çıkmaya niyetleri yok ve oyunu kuralına göre oynayacaklar.

Hal böyleyken öze dönmek diye bir şeyin mümkün olmadığını düşünüyorum. Sizce?

Murat Tolga Şen - murattolga@gmail.com